logo

reklam

Okulda Başlayan, Yıllarca Süren Bir Yük: Akran Zorbalığı ve Görünmeyen Etkileri

Okul çağında yaşanan bazı şeyler vardır; o an kimse üzerinde durmaz, hatta çoğu zaman “çocuklar arasında olur” denilerek geçiştirilir. Oysa çocuklar için her söz, her bakış, her dışlanma yetişkinlerin düşündüğü kadar basit değildir. Bir arkadaş grubuna alınmamak, herkes gülerken hedef olmak ya da istemeden takılan bir lakap, bir çocuğun zihninde derin izler bırakabilir. Bu durum çoğu zaman şaka olarak görülürken, aslında akran zorbalığının en yaygın ve en görünmez hâlidir.

İlkokul ve ortaokul yılları, bir çocuğun hem kendini tanımaya hem de çevresini anlamaya çalıştığı en hassas dönemdir. Bu yaşlarda yaşanan zorbalık, sadece o günle sınırlı kalmaz; özgüven duygusunu zedeleyebilir, kendini ifade etme becerisini köreltebilir ve ilerleyen yıllarda kurulacak ilişkileri bile etkileyebilir. Çocuklar yaşadıklarını her zaman açıkça anlatmaz. Kimi susar, kimi içine kapanır, kimi de yaşadığı duyguyu tarif edemediği için davranışlarıyla göstermeye çalışır.

Akran zorbalığı çoğu zaman sessizdir. Ne yüksek sesle bağırır ne de açık bir kavga yaratır. Bu yüzden fark edilmesi zordur. Ancak fark edilmediğinde, etkisi yıllar boyunca sürebilir. Tam da bu yüzden, bu konu yalnızca çocukların değil; ailelerin, öğretmenlerin ve çevredeki herkesin birlikte düşünmesi gereken bir meseledir.

AKRAN ZORBALIĞI NEDİR?

Akran zorbalığı denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak fiziksel şiddet gelir. Oysa zorbalık, yalnızca vurmak ya da itmekten ibaret değildir. Bir çocuğun sürekli olarak alay edilmesi, lakap takılması, görmezden gelinmesi ya da arkadaş grubunun dışında bırakılması da zorbalığın bir parçasıdır. Üstelik bu davranışlar çoğu zaman yüksek sesle değil, sessizce ve tekrar ederek gerçekleşir.

Bazı çocuklar sınıfta konuşurken susturulur, bazıları oyunlara alınmaz, bazıları ise dış görünüşü, konuşma şekli ya da farklı bir özelliği nedeniyle hedef hâline gelir. Tüm bunlar “şaka yapıyoruz” ya da “çocukça” olarak adlandırılsa da, bu durum sürekli hâle geldiğinde çocuk için yıpratıcı bir sürece dönüşür. Çünkü zorbalığın asıl etkisi, tek bir olaydan değil; tekrar eden davranışlardan doğar.

Akran zorbalığının en zor fark edilen yönlerinden biri, çoğu zaman iki tarafın da bunu açıkça ifade etmemesidir. Zorbalığa uğrayan çocuk susabilir, yaşadıklarını normalleştirebilir ya da anlatmaktan çekinebilir. Zorbalığı yapan çocuk ise davranışının bir başkasını ne kadar etkilediğinin farkında olmayabilir. Bu nedenle zorbalık, çoğu zaman fark edilmeden büyür ve derinleşir.

AİLELER NASIL FARK EDEBİLİR?

Akran zorbalığı yaşayan çocukların büyük bir kısmı, yaşadıklarını doğrudan anlatmaz. Bunun nedeni bazen utanmak, bazen suçlanacağını düşünmek, bazen de yaşadığı durumu tam olarak adlandıramamaktır. Bu yüzden aileler için en önemli ipucu, çocuğun söylediklerinden çok davranışlarındaki değişimlerdir.

Okula gitmek istememek, sabahları sebepsiz karın ağrıları ya da mide bulantıları, daha önce severek gittiği ortamlardan uzak durmak bu işaretlerden bazıları olabilir. Bazı çocuklar içine kapanırken, bazıları ise daha sinirli ve tahammülsüz bir hâle gelebilir. Ders başarısındaki ani düşüşler, arkadaşlarından bahsetmekten kaçınma ya da eve geldiğinde sürekli “bir şey yok” diyerek konuşmayı kapatma da dikkat edilmesi gereken durumlardır.

Burada önemli olan, bu değişimleri tek başına değerlendirmek değil; zaman içinde tekrar edip etmediğine bakmaktır. Her mutsuzluk zorbalık anlamına gelmez, ancak davranışlardaki süreklilik, çocuğun bir şeyleri tek başına taşımaya çalıştığını gösterebilir. Çoğu zaman çocuklar yaşadıklarını kelimelere dökemez, ama halleriyle anlatır. Bu noktada ailelerin yapabileceği en önemli şey, yargılamadan dinleyebilecekleri güvenli bir alan yaratmaktır.

YA ÇOCUK ZORBALIĞI YAPAN TARAFTAYSA?

Akran zorbalığı söz konusu olduğunda çoğu zaman sadece mağdur olan çocuklar konuşulur. Oysa bu durumun bir de diğer tarafı vardır ve bu taraf genellikle görmezden gelinir. Zorbalık yapan çocuklar her zaman “kötü niyetli” ya da “sorunlu” çocuklar değildir. Çoğu zaman yaptıkları davranışın bir başkasını ne kadar incittiğinin farkında bile olmayabilirler.

Bazı davranışlar evde, sosyal çevrede ya da dijital ortamlarda farkında olmadan öğrenilir ve normalleştirilir. Alaycı bir dil, küçümseyici bir ifade ya da başkalarını etiketleyen cümleler, çocuklar tarafından kolayca içselleştirilebilir. Bu nedenle bir çocuğun başkalarına karşı kurduğu dil, aslında bulunduğu ortamın da bir yansımasıdır. Burada mesele suçlu aramak değil, fark etmek ve yönlendirebilmektir.

Ailelerin bu noktada savunmaya geçmeden durumu değerlendirmesi büyük önem taşır. “Benim çocuğum yapmaz” demek yerine, çocuğun davranışlarını anlamaya çalışmak, hem onun gelişimi hem de başkalarının zarar görmemesi açısından gereklidir. Çünkü zorbalık, erken fark edildiğinde değiştirilebilir bir davranıştır. Önemli olan, çocuğa sınır koyarken aynı zamanda empatiyi de öğretmektir.

ÇOCUKLARA NASIL ANLATMALIYIZ?

Çocuklara akran zorbalığını anlatmanın yolu, uzun nasihatler vermekten ya da korkutucu örnekler sıralamaktan geçmez. Aksine, çocukların anlayabileceği basit bir dille, onların dünyasından konuşmak gerekir. Çünkü çocuklar çoğu zaman söylenenin içeriğinden çok, nasıl söylendiğini hatırlar.

Bu noktada en önemli kavram empati kurabilmektir. Çocuğa doğrudan “bunu yapma” demek yerine, yaşanan bir durumu birlikte düşünmek çok daha etkilidir. “Bunu sana yapsalardı nasıl hissederdin?” ya da “Birinin seninle oynamak istemediğini düşün, bu sana nasıl hissettirirdi?” gibi sorular, çocuğun karşısındakini anlamasına yardımcı olur. Empati, öğretilen bir kavramdan çok, zamanla kazanılan bir beceridir.

Çocuklara herkesin aynı olmak zorunda olmadığı, farklılıkların bir sorun değil; hayatın bir parçası olduğu anlatılmalıdır. Birinin konuşma şekli, fiziksel özellikleri ya da ilgi alanları farklı olabilir. Bu farklılıklar üzerinden alay etmenin ya da dışlamanın, karşı tarafı incitebileceği sade bir dille ifade edilmelidir. Özellikle “şaka” adı altında söylenen sözlerin, karşıdaki kişi gülmüyorsa artık şaka olmaktan çıktığı vurgulanmalıdır.

Ailelerin burada kullandığı dil büyük önem taşır. Evde kurulan cümleler, çocukların dış dünyaya bakışını şekillendirir. Küçümseyen, etiketleyen ya da dışlayan ifadeler farkında olmadan normalleştirildiğinde, çocuklar da bu dili sosyal hayatlarına taşır. Bu yüzden çocuklara verilen en güçlü mesaj, çoğu zaman söylenenlerden değil, gösterilen tutumlardan gelir.

NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

Akran zorbalığı çoğu zaman yaşandığı anla sınırlı kalmaz. Çocuklukta kurulan ilişkiler, bireyin kendine bakışını ve başkalarıyla kuracağı bağları şekillendirir. Bu nedenle küçük yaşlarda yaşanan dışlanma, alay edilme ya da değersiz hissettirilme duygusu, zamanla bir çocuğun özgüvenini zedeleyebilir. Bazı çocuklar bu duyguları ifade edemezken, bazıları da yaşadıklarını içselleştirerek büyür.

“Geçer” denilen pek çok şey, çocuk dünyasında geçmeyebilir. Bir dönem yaşanan zorbalık, ilerleyen yıllarda kendini ifade etmekten çekinme, insanlara mesafeli yaklaşma ya da sürekli onay arama gibi davranışlara dönüşebilir. Bu etkiler her çocukta aynı şekilde ortaya çıkmasa da, iz bırakma ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Tam da bu yüzden akran zorbalığı, yalnızca okulda yaşanan bir sorun olarak görülmemelidir. Bu mesele, bir çocuğun kendini değerli hissetmesiyle, başkalarına saygı duymayı öğrenmesiyle ve sağlıklı ilişkiler kurabilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Erken fark edilen ve ciddiye alınan her adım, bir çocuğun hayatında koruyucu bir etki yaratabilir.

Bazen bir çocuğun hayatında her şey, söylenen tek bir cümleyle şekillenebilir. Bu cümle bir şaka gibi kurulmuş olsa bile, karşı tarafta bir yara bırakabilir. Akran zorbalığı tam da bu yüzden ciddiye alınması gereken bir meseledir. Fark etmek, dinlemek ve küçük gibi görünen davranışları görmezden gelmemek, çoğu zaman atılabilecek en önemli ilk adımdır. Çünkü çocuklar her şeyi hatırlamayabilir, ama kendilerine nasıl hissettirildiğini unutmazlar.

Çocuklar her zaman anlatmaz. Ancak akran zorbalığı, davranışlardaki değişimlerle kendini belli eder ve erken fark edilmediğinde kalıcı etkilere yol açabilir.

Zeynep AŞIK / İletişim ve Tasarımı Uzmanı

 

Etiketler:
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.