Son Dakika


Gele Germi…
Sessizce tarihin kıyısında kalmış, ama aslında çok şey anlatan bir Türkmen köyü.
Ne kadar tarihten, kökten, vefadan bahsetsek de; birilerinin ilgisizliği ve yanlış yaklaşımları yüzünden insanlar kendi geçmişine yabancı hale gelmiş. Yalvaç’ın tarihi öyle zedelenmiş ki bugün birçok kişi neyin nereden geldiğini, yaşadığı köyün nasıl oluştuğunu bile bilmiyor. Oysa bu topraklar sıradan değil; acının da, direnişin de, emeğin de coğrafyası.
Gele Germi ise bu coğrafyada hâlâ ayakta durmaya çalışan, emeğiyle var olan bir Türk köyü. Öyle rastgele kurulmuş bir yer değil. Konumu, üretimi, insanı hepsi bir anlam taşıyor. Uzun süredir köyün yapısını, ekonomisini, geçmişini inceleme fırsatım oldu.
Gördüğüm şey şu, bu köy unutulmuş olabilir ama köksüz değil.
En dikkat çekici noktalardan biri ise köyün adı.
İlk kayıtlarda açıkça “GELE GERMİ” olarak geçiyor.
Fatih döneminden beri her defter kaydında var olan bir köy.
Burada özellikle şunu vurgulamak gerekiyor:
Bu ad “GELE GELMİ” değil. Ortasında R harfi var.
Belki küçük bir fark gibi görünür ama aslında çok şey değiştirir. Çünkü Türk ağız yapısında “R” harfi zamanla yutulur, “L”ye dönüşür. Yani halk arasında “Gelmi” denmesi normaldir. Ama resmî kayıtlarda “GERMİ” olarak yazılması tesadüf değildir.
İşte tam burada tarih konuşmaya başlıyor.
“Germi” ismi, büyük ihtimalle Germiyan adının bir devamı, bir izidir. Yani bu köyün adı, geçmişte bu topraklara yerleşmiş Germiyanlı Türkmen topluluklarının hatırasını taşıyor olabilir.
Bu sadece bir isim meselesi değil.
Bu, bir köyün köküdür.
Bugün belki unutulmuş, belki yanlış söyleniyor ama kayıtlar yalan söylemez. Ve o kayıtlar bize şunu fısıldıyor:
Gele Germi, sıradan bir köy değil…
Germiyanlardan dağılma bir topluluğun iskan olduğu köy diye düşündüren sebep şu ki takip eden yüzyıl içinde Turguz Kazasında Yunak-Akşehir taraflarında yani bölge yakınlarında Germiyan Yahşilü adında 3 farklı yerde topluluk yaşamış, yine Germiyancıklu adıyla bir topluluk yaşamıştır.
Germiyanoğulları 2.Yakup Bey’in ölümüyle 1429 yılında fiilen sona ermiştir.
Yakup Bey’in Çöğür’ü icât eden kişi olduğunu, bugünkü Çünür (Çöğür) köyümüzün adını alma ihtimalinin tarihsel bağlamda bağlayıcılığı üzerine yazılarımı takipçilerim bilir.
Benim için Gele Germi köyünün de 1400-1475 yılları arasında Türkler tarafından kurulmuş bir köy olduğunu düşündürmektedir. Bu ismin Roma’dan kalma veya farklı anları farklı dillerde çağrıştığı vs. gibi düşüncelere şahsi olarak katılamıyorum. Keza Örkenez içinde aynı düşünüyorum.
Köyde hayvancılık ön plandadır. Köyün konumu Örkenez ile beraber kervan yolu üzerindedir.
Köyde 1844 yılındaki temettuat kaydında ortalama 850 gibi bir nüfusu var.
Örkenezde hiç dokumacı yokken Gele Germi’de 32 hane dokumacılıkla meşgul. Aynı meslek grubu Gemen’de de mevcut.
Buradan ne anlamalıyız?
Demek ki hayvancılığı çok iyi bilen, Türkmen köyü ki yünü işleyip dokumacılık yapıyor. 167 hanelik köyde 10 Bargir, 81 merkep var. Demekki ürettiklerini satan bir halkı var.
Peki dokumacıların yığıldığı bu köydekiler nereye gidiyor. Bu kadar üretimin tüketimi olmak zorundadır. İşte bunun cevabını 1830 nüfus defterinde görüyoruz.
Mallarını satmaya Halep’e, İstanbul’a, Antalya’ya gidiyorlar.
İşte Halep’e gidenler:
Molla İsmail’in oğlu Mehmet, Nebioğulları’ndan Nebi, Ahmet oğlu Hasan, Mahmudoğlu Hüseyin, Küçükalioğullarından Osman, Sipahioğlu Veli, Abdülkadiroğlu Ahmetin oğlu Mehmet, Zorluoğullarından Hasan, Zorluoğullarından Hüseyin, Sipahioğlu İsmail, Giridlioğlu İsmail, Abdioğlu Abdülkerim, Deliömeroğlu Halil’in Ömer, İsmailoğlu İsmail, Kocavelioğlu Osman, Selamoğlu Mahmud’un Ömer, Çakaloğlu Mustafa ve oğlu Hasan, Halilefendioğlu Mehmed, Hüseyinoğlu Mehmet, Mehmet oğlu Ali, Osmanoğlu Ömer, Gazioğullarından Mehmet, Macaroğlu Abdullah, Emir hüseyin’in İbrahim, Dağlıoğlu Musa, Ümmetoğlu Abdülcelil, Mollavelioğlu İbrahim, Dedebalioğlu Hüseyin, Çolakoğlu Osman, Kadiroğlu Ali.
İstanbul’a gidenler:
İsmailoğlu Süleyman, Sipahioğlu Musa, Emir Hüseyinoğlu Hüseyin, Toridoğlu Osman, Tığlıoğlu Osman kayıkçılık için gitmiş, Emirhasan oğlu Osman, Küçükalioğlu Musa oğlu Mustafa, Gedikoğullarından Abdullah, Kocavelioğlu Abdüssamed, Ahmetoğlu Hasan’ın Abdullah.
Antalya’ya gidenler:
Molla Alilerden Mehmet Ali hem Halep hem de farklı senede Antalya’ya gitmiş. Abbasoğlu Halil, Avinoğlu Hüseyin, Zorluoğlu Mehmedin Halil, Torbalıoğlu Mehmedin Osman, Ümmetoğlu Hasan, Basarhaliloğlu Musa, Mollahasanoğlu Musa, İmamoğlu Halilin İbrahim.
Ümmetoğlu Abdülcelil’in rum asıllı kölesi Hurşid 12 yaşında kaydedilmiş.
Macaroğlu Abdullah’ın üvey oğlu Ali oğlu Halil Akşehir’e göçmüş.
Dağlıoğlu Musa Akşehir Minyas köyüne göç etmiş.
İsmail oğlu Musa Çarıksaraylara göç etmiş.
Kocavelioğlu Mehmet Akşehir Çadırköye göç etmiş.
Mahmutoğlu Hüseyin Akşehir Minyas Köyüne göç etmiş.
Gedikoğlu Hasan Akşehire göç etmiş.
Genel anlamda her haneden Halep’e ticaret ya da hamallık için, İstanbul’a 1 kişi kayıkçılık için, Antalya ve Akşehir’e de ticaret için gidenler olmuş.
Halep’e gidebilecekleri klasik kervan yolu şu şekildedir. Bu dönemde kervanlar genellikle Akşehir üzerinden ilerleyerek önce Akşehir’deki hanlarda konaklar, ardından Ilgın’a geçip Lala Mustafa Paşa Kervansarayı civarında duraklar, buradan Konya’ya ulaşarak şehir içindeki Sultan Hanı ve diğer büyük hanlarda konakladıktan sonra Karapınar’da Sultan Selim Kervansarayı çevresinde dinlenir, Ereğli üzerinden Ulukışla’ya yönelip Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı’nda mola verir, Toros geçişinde Pozantı ve Gülek Boğazı hattını aşarak Adana’ya iner ve burada Ramazanoğlu civarındaki hanlarda konaklar, ardından Osmaniye üzerinden İslahiye’ye geçerek Zincirli çevresindeki menzillerde durakladıktan sonra nihayet Halep’e vararak kentin büyük hanlarında ticaretlerini gerçekleştirirler.
Gele Germililer ticaret için gitmişlerdir ki çünkü hane başı güzel vergi ödemişler. Bu da gidenlerin ticari sebepleriyle kazanç elde ettiklerini gösterir.
Ancak dönem için bu gidiş ve ticaret hiç de kolay değildir. Kelle koltukta büyük zahmetlerin çekildiği bir dönemdir.
Şahsi düşüncem Halep’e kadar gidilmesi, dokumaların çok ama çok kaliteli olmasından kaynaklıdır ki yoksa mümkün değil insanlar bu tehlikeli yolculukları merkeplerle gerçekleştiremezdi.
Demekki Gele Germi’de dokuma sanatı zirveydi, Gemen’de de dokuma sanatı zirveydi. Aynı vergi ve dokumacılık Görgü Mahallesinde de görünüyor.
1830’da köyün imamı Molla Ali Sarı sakallı iken 1840 yılında Kara Sakallı Hüseyin Efendi’nin oğlu Halil Efendi imam olmuş.
Birde köyde harici mescid var Molla İsmail oğlu Molla Ali de oranın imamı.
1840 yılında 52 hanede toplam 134 kişi kaydedilmiş. Köyde Abdülcelil, Abdüssamed, Abdülkadir, Ebubekir, Hamza, Abbas, Abdurrahman gibi isimler dikkat çekici.
1840 dan anlaşıldığı üzere keçi kılı işlenmiş mutafçılık yapan bir köy çıkıyor karşımıza.
Dikkat çeken bir konu da köyde askere gidenler ve muhtemel dönemeyenler de olmuş.
Bu köydeki dokuma kültürü, haba, çul, heybe vs. gibi eserler iddia ediyorum dünyada eşi benzeri olmayan bir sanattı yoksa Yalvaç’ın kaymağı Halep’e gitmezdi.
Yazımdaki hatalar, yanlışlar, eksiklikler bana aittir. Elimden bu gelmiştir, eksiklerimle yetersizliklerim benimdir.
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.