logo

reklam

Bekir Manav yazdı: MANARGALILAR…

Bekir MANAV – Tarihçi/Araştırmacı Yazar

Tarih Kültür Araştırma Derneği (Tarih-Der) Başkanı

 

Yalvaç’ın köklü ve bilinmeyen gizem dolu tarihinde bir köy adı dikkatimi çekti.

DEDEÇAM eski adıyla MANARKA.

Peki bu eski adı Manarka bir boy, aşiret adı olabilir mi? Yoksa Romadan kalma bir isim mi?

Yalvaç’ı oluşturan Salur Boyu’nun en önemli alt kollarından birisi YOMUTLAR’dır.

Yomut Türkleri olarak da adlandırılan bu kola bağlı bölünmüş alt kolları vardır buna da tire denir. Ebulgazi Bahadır Han Şecere-i Terakime (Türklerin Şeceresi) kitabında Yomut adını Salur Kazan’ın soyundan gelen Ögircik Alp’in oğlunun torunu olarak secere de vermiştir. Yani Yomut büyük atanın adı olarak kişi adından gelmiş Uruk (Boyun bir büyük kolu) olarak vermiştir.

Anadolu’ya geldikten sonra yerleşik hayata geçen Yomutlar genelde tire adlarıyla adlandırılmışlardır. Hamidoğulları Beyliği’ni Salur Boyu’ndan Yomutlar kurmuştur.

Tabi Yalvaç’ın oluşumu Hamidoğulları Beyliğinden önce olduğu gibi 10.yüzyılın sonlarından itibaren Salur Boyu’na ve Yomutlara bağlı kolların oluşturduğu bir coğrafyadır.

O halde bu Yomutların izlerini Yalvaç’ta görmemiz gerekmez mi?

Elbette gerekir ki Yalvaç’ın kendisi ve köylerinde Salur Boyu ve Yomutların kurduğunu köy adlarından delillendirmeye çalışacağım.

Yalvaç adının Salur Boyu’nun kolu olduğunu daha önceki yazımda detaylıca paylaşmıştım. Takipçilerim için tekrara düşmemek adına onun üzerinde durmayacağım.

Buna göre Yalvaç = Salur Boyu kol adı, yani boydan adını almıştır.

Salur Boyu’nun bir Uruğu da ERSARI’dır. Esasen bu uruğa Sarılar denirken 18.Yüzyılda Orta Asya’da Türkmenistan bölgesinde başa geçen beye ERSARI (Sarıların eri) mahlası takılmıştır. Ersarı uruğu dolayısıyla 18.yüzyılda Orta Asya’da karşımıza çıkıyor.

Yalvaç bölümünü ilgilendiren ise Sarılar’ın Salur’dan geldiği ve Kul Sarı’nın yine Salur’dan bir bey olduğudur. Daha önceki yazımda Kul Sarı’dan bahsetmiş Oğuzname vesikalarında Oğuz Kağan’ın dedesi olan Dib Bakuy’un oğlu Kuzu Yavı’nin vezirliğini Salur Boyu’ndan Enkeş, oğlu Ötken ve onun oğlu KUL SARI yapmıştır diyerek. KUL SARI’NIN Salur Boyu’ndan bir bey olduğunu yazmıştık. (Kaynak: N. Demir, Özkan Aydoğdu, Oğuzname (Kazan Nüshası), İstanbul 2015)

Zaten bugünkü Kuru Sarı köyü kayıtlarda Kul Sarı olarak adı geçen bir köy olup Salur Boyu’ndan olduğu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yine Salur Boyu Uruklarından biri de Orta Asya’da SARYK Uruğudur ki Yalvaç’ın Çakırcal Köyünün adı SURK olarak fonetik dönüşüme uğramış Salur Boyu’ndan gelen bir köydür.

Yine Salur Boyu’nun kolu olan Yomut Uruğu’ndan bir tirenin adı AKSALAK Tiresidir. Tabi günümüzde Salak kelimesi hakaret olarak algılansa da dönem dilinde bu anlamda değil, saf, dağınık anlamını taşımaktaydı. Zaten Anadolu’da ve Yalvaç’ta Aksak Cemaati olarak konar göçer bir kayda rastlamaktayız.

Yine Salur Boyu’na mensup Yomut Uruğu içinde Orta Asya’da ÇARIK adında bir tire mevcuttur ki dönemde Yalvaç’ın nahiyesi olan Karaağaç’a bağlı olarak günümüzde iki karyenin ÇARIK VE SARAY’IN birleşmesinden önceki müstakil ÇARIK karyesi de Salur Boyu’nun bölgedeki yerleşimlerinden biridir.

SALUR adını taşıyan köyümüz hali hazırda adını hiç değiştirmemiş Salur Boyu’nun oluşturduğu bir köyümüzdür.

Yukarıda ERSARI Uruğu’ndan bahsetmiştik. ERSARI uruğu altında 18.yüzyılda ULUTEPE kolu mevcut olup bu kolun KARACA tireleri altında MANGAR kolu mevcuttur. Buradaki MANGAR bir topluluk olarak adı geçiyor. Ancak bu MANGAR tiresinin geçmişi hakkında bilgi sahibi değiliz.

SALUR BOYU – ERSARI URUĞU – ULUTEPE KOLU- KARACA TİRESİ – MANGAR küçük tiresi olarak günümüzdeki Türkmenistan bölgesinde kayda alınmış bir topluluk.

Bu topluluk adının günümüzde yine SALUR BOYU’NA mensup olan Yalvaç’ın yeni adı Dedeçam olan MANARKA olarak kaydedilen köyümüzle benzeşmesi dikkat çekiyor. Tabi çoğu kişi Dedeçam’ın eski adını MANARKA olarak biliyor. Ancak bu köyün ilk kayıtları MANGARYA olarak yazılmıştır. Yani köyün ilk adı Manarka değil – MANGARYA’dır.

Bu bağlamda Bulgar ların yaşadığı yere BULGARYA yani Bulgarların diyarı yaşadığı yer ülkesi, Çeçenlerin yaşadığı yere ÇEÇENYA YANİ Çeçenlerin diyarı, Mangar ların yaşadığı yer Mangarya Mangarların diyarı olabilir mi sorusu akıla gelse de bunu bilimsel verilerle bağlamak şuan mümkün değil.

Ancak Orta Asya’da MANGAR adındaki bu topluluk adı yine Tataristan bölgesinde Ulu Mangar, İske Mangar gibi köy adlarının olduğunu da unutmamak gerekli. Ayrıca yine Türkmenistanda Seyit Boyu altında Managar adıyla ayrı bir tire kaydı daha mevcuttur.

William Mitchell Ramsay (1851–1939) Pisidia, Yalvaç ve Anadolu’nun antik şehirlerini araştıran en önemli tarihçi ve arkeologlardan biridir. Özellikle Antioch of Pisidia (Yalvaç yakınındaki antik şehir) üzerine yaptığı çalışmalar bugün hâlâ temel kaynak kabul edilir. Ramsay’e göre adını Manarga olarak bildiği köy antik bir yerleşimin devamı olabilir.

Ramsay’in etimolojik yorumu şöyledir: Man-arga şeklinde ayırır “arga / ergon” köküyle ilişkilendirir ve anlamını “işçi halk / emekçi sınıf” olarak yorumlar bunu antik İyon kabilelerinden biriyle bağlamaya çalışır.

Yani Manarga adının Romalılardan kalma bir isim olduğunu söyler. Ramsay yaşasaydı köyün ilk adının Mangarya olduğunu bilseydi ne derdi bilmiyorum, ama muhtemelen MANGARYA – MANARG-KA arasında fazla bir harf değişimi olmadığı için aynı şeyleri söylerdi.

Ancak yukarıda belirttiğim gibi G harfi ortada olacak şekilde köyün ilk kayıtları MANGARYA olarak yazılmıştır.

Hatta 1530 tahrir defterinde 317.sayfada Mangarya, 324.sayfada ayrıyeten Manarga adında birbirine okunuşları çok yakın olan 2 tane köyün kaydı vardır.

1568 tahrir defterinde MANGARYA yazılı hatta baş harfin evrağın zayıf olmasından dolayı H-M arasında gelgitler yaşanmakla beraber HANGARYA-MANGARYA adları da değerlendirilmelidir. Bu köy günümüzdeki Dedeçam köyü olup her okunuşta da G harfi ortada olacaktır.

Ramsay haklı olabilir zira o, Manarga adı için bunları söylemiştir. Benim aradığım Manarga adı değil, Mangarya’daki yerleşen Türklerin kimliği.

Çünkü Ramsay Manarga adından basederken oradaki Romadan kalma yerleşik coğrafyayı kasdediyor.

Gelelim Türklere, Türkler Romalılardan aldıkları anlayacağımız şekilde söyleyeyim köylerde genelde tekrar ediyorum ‘genelde’ onlarla iç içe olmayı tercih etmemişler yakınlarına yerleşmişlerdir. Yani Ramsay’in düşüncesinde olduğu gibi bir Roma’dan kalan yerleşmenin adı Manarka ise Türkler o Manarka’nın içine değil kenarına yerleşirler.

Ancak bazı istisnalar vardır, o yerde istifade edilecek önemli bir yer varsa o zaman durum farklı. Mesela bir su kaynağı varsa Türkler orayı kullanıyorlar. Rumların çoğu ilk fetihlerde kendi istekleriyle, kendilerini mecbur hissettiklerinden dolayı göç ettiği gibi, kalanlarda şartlara uymak koşuluyla yaşamaya devam etmişlerdir. Zamanla sayılarının azalmasıyla belli köy ve kazalardaki Rumların yanına giderek nüfuslarını birlikte korumaya çalışmışlardır. Örneğin İslamköy’deki Rumların Isparta’daki Rumların nüfus olarak çok olduğu mahallelere göçleri gibi.

Her durumda Mangarya’nın yeri geçiş yolu üzerinde olduğu için boş kalacak bir yer değildir. Bunun avantajı olduğu gibi dezavantajları da vardır.

Avantajlıdır çünkü köylüler aşağıdaki yazının devamında göreceğiniz üzere ticaret, iş, lojistik, komisyonculuk gibi gelirler elde edilir. Çok sayıda âlim, şeyh, seyyah gibi ulema ve ticaret ehli tarafından köy istifade eder.

Dezavantajlıdır çünkü, geçiş belleri ve derbentler eşkıyalarca kesilir. Bu tarz köyler baskın yer. Bahsettiğimiz dönem de köylüler kendi güvenliğini kendileri sağlamak zorunda olup 3-5 hane köy olmaz, güçlü ve kalabalık olmalılardır.

Şimdi köy kayıtlarına bakalım, 1478-1481-1502-1522-1530-1568 yılları olmak üzere tüm kayıtlarda var. Yani köy yeni köy yeni değil eski bir köy.

1481 yılında 44 hane yani ortalama 220 civarında iyi nüfuslu bir köydür.

1568 yılında 80 hane 145 neferlik bir köy olarak karşımıza çıkıyor. Yani ortalama 80 senede bir köy %100 nüfus artışı olmuş. Doğum-ölüm oranıyla açıklanamayacak olan bu artış köyün ciddi bir nüfus artışı var yani köy toplu göç almıştır.

Çok uzun bir yazıya gidecek ama kısaca özetlemeye çalışayım, dönemde bir köye aynı aşiret, boy vs. olmadıktan sonra girebilmek çok zordur.

Mesela Mangarya 40 hane 2000 küçük baş hayvan yapar ki dönemde arıcılık ve hayvancılık dışında Türklerin hiçbir şansı yok. 40 hane 2000 hayvanı güderken, 80 hane 4000 hayvan eder ama Mangarya’da 4 bin hayvanlık otlak yok, arazi yok.

İşte bu durum bu köyün arazi ve hayvancılık bakımından göç aldığından değil, az evvel bahsettiğim, sebeplerden çoğaldığının işaretidir.

1830 ve 1840 yılı soy bakımında köyün nüfus kayıtlarını analiz ettim.

YÖRÜKOĞLU-SUHTEOĞLU-MOLLALAR-KURŞUNCUOĞLU-ÇEMKEŞOĞLU-CİNALİOĞLU-KADIOĞLU-AŞIROĞLU-KANBEROĞLU-KAVALCIOĞLU-ABDİLOĞLU-HATİPOĞLU-TURŞUCUOĞLU-KARABAŞOĞLU-TEKE-SARIOĞLU-TEKELİOĞLU-KULHALİLOĞLU-ÇEPNİOĞLU

1830 yılı köy imamı: KARYE İMAMI SÜLEYMAN – Mescid imamı YUNUS – DİGER MESCİD İMAMI ŞEYH MEHMED

1840 yılı köy imamı: KARYE-İ MEZBURUN İMAM-I VE HATİBİ ORTA BOYLU AK SAKALLI SÜLEYMAN VELEDİ OSMAN = yani imamın adı SÜLEYMAN yani 1830 da ve 1840 yılında aynı kişi imamlık yapıyor.

1840 yılında lakaplar yazılmadığı için 1830-31 sayımı daha belirgin. Soy ve lakaplara bakıldığında köyde yörük kökenli soyların varlığı görünüyor. Ancak bu soyların 16.yüzyılda şekillendiği yani sonradan çoğalan nüfustan olması daha olasılıklıdır.

Nüfus defterinde çok sayıda haneden kişinin İstanbul’da kayıkçılık yaptığı yazılıdır. İstanbul’da kayıkçılık yapmış geri gelmiş, yani köyde sayılmış. Mevsimlik gibi İstanbul’a git-gel yaşanmıştır.

Bunun sebebi de şu ki, İstanbul’da kayıkçılık zor güç isteyen bir meslek grubudur. Bu sebeple İstanbulluların az bir kısmı kayıkçılık yaparken burada bir iş açığı ortaya çıkıyordu. Zor ve insan gücü isteyen meslekleri evine ekmek götürmek isteyen Anadolu’dan gelen şerefli Anadolu köylüleri yapardı.

Kayıkçılıkta locası olan örgütlü bir meslek grubu olup Anadolu’dan gelenler köylüler ÜSKÜDAR-BEŞİKTAŞ-EMİNÖNÜ-HALİÇ iskelelerinde çalışırlardı.

Tabi 1830 kayıtlarında çok sayıda İstanbul’da kayıkçılık yaptığını öğrendiğimiz Manarkalıları bulabilir miyim diye araştırdığımda 1802 yılına ait İstanbul kayıkçı esnafının kayıtlarını gördüm.

Bahsi geçen iskelelerdeki çalışan kayıkçılara baktığımızda ciddi sayıda Yalvaç ve Karaağaç’tan yani bu coğrafyadan kayıkçı kayıtlarını görüyoruz.

İşte size İstanbul Haliç İskelesindeki kayıkçıların adları:

Karaağaçlı Ahmed Beşe, Yalvaçlı Halil – Yalvaçlı Ömer – Yalvaçlı Kerim ve oğlu Veli – Yalvaçlı İbrahim – Giritli Mehmed – Pendikli Andon – Dedeyoluoğlu Hüseyin – Çakaloğlu Ömer – Çukaoğlu Osman – Çorbacıoğlu İbrahim – Sarıoğlu İsmail – Elifoğlu Hüseyin – Saka Ömer gibi sadece bu iskelede 64 kayıkçı kaydı mevcut.

Buradaki kayıtlarda Yalvaçlı – Karaağaçlı gibi memleket belirtilenlerin dışındaki kayıtların da aynı coğrafyadan olduğunu düşünebiliriz.

Örneğin 10 tane Yalvaçlı …. Diye kayıt varsa başında memleket adı olmayan oğlu ile biten isimlerden de Yalvaçlılar olabileceğini unutmayalım. Aksi durumda iskelede 20 tane Halil varsa hepsine de Yalvaçlı Halil diye kaydetmez. Birine Yalvaçlı Halil kaydı yapıldıysa diğerine örneğin Çomakoğlu Halil diye yazar.

Mesela Kadıoğlu Musa’nın 1802 de Haliç İskelesinde kaydı varken, 1830’da Manarka’dan Kadıoğlu İsmail’in kayıkçılığı bitirdiği İstanbul’dan döndüğü yazılıdır. Yani bu Kadıoğlu Musa Manarkalı’dır.

Yine İstanbul’da Atikbağı Kapanı İskelesi’nde Yalvaçlı Mustafa, Karaağaçlı Cafer, Osman, Yakup, Hasan, Ali, Bekir, Mehmet, Ese gibi kayıkçı kayıtları mevcuttur.

Şimdi vereceğim liste de bu kayıkçıların çocuklarının diyebileceğimiz yukarıdaki kayıtlardan 28 sene sonraki Manarkalı kayıkçıların listesi:

1-Kadıoğlu Süleyman’ın oğlu Ali

2-Kadıoğlu İbrahim

3-Aşıroğlu Mehmet

4-Aşıroğlu Mustafa

5-Kanberoğlu Musa

6-Çatlak Hasanoğlu İbrahim

7-Karahasanoğlu Mehmet

8-Karahasanoğlu Mehmet’in Osman

9-Karahasanoğlu Mehmet’in Hüseyin

10-Silikoğlu Hüseyin

11-Gökmustafaoğlu Veli,

12-Karahasanoğlu Süleyman

13-Karahasanoğlu Süleyman’ın oğlu Mahmut

14-Kalaoğlu Nebi

15-Çiloğlanoğlu Halil

16-Çiloğlanoğlu İbiş

17-Kalaoğlu Mehmet

18-Kalaoğlu Mehmet’in İbrahim

19-Kadıoğlu İsmail

20-Kadıoğlu Osman

21-Çemkeşoğlu Osman

22-Cinalioğlu Abdurrahman

23-Cinalioğlu Abdurrahman’ın oğlu Ali

24-Abdullahoğlu Osman

25-Abdullahoğlu Abdül Kerim

26-Çemkeşoğlu Süleyman

27-Aliosmanoğlu Hasan

28-Karabaşoğlu Halil

29-Karabaşoğlu Halil İbrahim

30-Molla Süleymanoğlu Ümmet

31-Molla Süleymanoğlu Ümmet’in oğlu Abdullah

32-Toklu Mustafa

33-Sarıoğlu Muharrem

34-Murtazaoğlu Halil

Yani 276 kişilik köyün yaklaşık 150 kişisi İstanbul’da kayıkçılıktan doyuyor.

Yine köyden Gökmustafaoğlu Ali, Turşucuoğlu Hüseyin, Turşucuoğlu Hasan’ın Ahmet, Kadıoğlu Hüseyin, Kadı Mustafa oğlu Ali’nin oğlu Hasan Halep’e gidiyor ve tekrar köye geliyor.

Peki bu kişiler Halep’e neden gidiyor.

Halep ANADOLU-İRAN-ARABİSTAN ticaretinin ortasında Osmanlı’nın en büyük kervan ticareti merkezidir.Yine bu yıllarda karayolu ticareti kervanlarla yapılır ve Manarka’nın da kervan yolunda bir köy olduğunu unutmayalım. (Tarihçi Bekir MANAV)

Dolayısıyla bu köyün Konya’dan gelen kervanların oyalandığı, iş gücü, komisyon, yemek, konaklama, nalbant, hayvan tımarı bakımı gibi çok yönlü lojistik anlamında istifade ettiği anlamını taşıyor. Tâ ki 1869 yılında Süveyş kanalı açılınca Halep’in önemi ortadan kalkmış, ticaret neredeyse bitmiştir. Bu da doğal olarak Halep’e git-gelleri bitirmiştir.

Dedeçam Köyü ile mezarlık, yer adları ile ilgili bir araştırmam olmadı. Dedeçamlı hemşehrilerimizin e-devlette soy ağacında göremedikleri daha üstü olan 1840 yılı nüfus sayımındaki dedelerinin olduğu köy nüfus defterini hazırlamakta olduğum kitapta yayınlayacağım.

Bu bilgileri buraya kadar okuduysanız memleketinize olan sevdanızdandır, ISPARTA TARİH-DER olarak bu köylerin tarihi kayıtlarını ve nüfuslarını bilimsel metodlarla çıkarmaya çalıştığımız proje kapsamında, özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin kendi memleketlerinin tarihi ve kültürünü yaşatma anlamında ilgi beklediğimizi unutmayın.

Eksiğiyle, hatasıyla elimden şimdilik bu kadarı geldi.

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.