Son Dakika


Bekir MANAV – Tarihçi/Araştırmacı Yazar
Tarih Kültür Araştırma Derneği (Tarih-Der) Başkanı
Yalvaç Türk Dünyası’nın en güzel motiflerini taşıyan bir özelliğiyle daha gün yüzünde. Tarihinden aldığı güçle ayakta duran, şayet değerlendirilmezse tarihinden kopmak üzere olan bir coğrafyamız.
Yalvaç tarihinde benim naçizane tespit ettiğim konar göçer yörük aşiretleri şu şekildedir.
1843 yılında Yalvaç’ta kayıt altına alan yörükler;
Mahalle-i Görgü an kaza-ı yalvac tabi-i liva-ı mezbur ortlama 50 nüfuslu Aşiret-i Kara Hacılı sayılmıştır.
Yine Mahalle-i Görgü tabi-i Yalvac Aşiret perakende Horzum 7 hane (35 kişi) kaydedilmiştir.
Tokmacık’ta Aşiret-i Hacı Karalu 52 hane (Yaklaşık 250 nüfus)
Aşiret-i Sakin Tırtar 157 hane (750 nüfuslu)
Aşiret-i perakende Kara Hacılı 12 hane (60 nüfuslu)
Mahalle-i Kaş tabi-i Yalvac Aşiret perakende Honamlı 2 hane (10 nüfus)
Karye-i Ya..ya (Köy adı okunamıyor hata olabilir) tabi-i kaza-ı Yalvac Aşiret perakende Honamlı 1 hane
Aşiret-i merkum kaza-ı eğirdirde tahrir-i nüfus olunmuş ise de muahharan iskan ve … eğirdir ve afşar ve yalvaç karaağaç kazalarına taksim olunacağı …….(silindiği için Osmanlıcasından okunamadı)
Aşiret-i Hacı Karalu 157 hane (785 nüfus) olarak kaydedilmiştir.
Genel değerlendirme olarak, Tırtar, Kara Hacılı, Hacı Karalu, Horzum ve Honamlı Aşiretleri olarak 5 Yörük Aşireti, sayı olarak ortalama 2000 nüfuslu Yörük Aşiretleri Yalvaç merkez ve köylerinde 1843 yılı nüfus sayımında kayıt altına alınmıştır.
Ancak buradaki ince ayrıntıya dikkat edelim. Bu kayıt 1843 yılında konar-göçer aşiretlerin sayıldığı kayıtlardır. Kumdanlı Yörükleri, Araplar Yörükleri, Kaşıkara Yörükleri, Celepkeş Yörükleri, Ulamış Yörükleri, Mısırlı Yörükleri, Eyüpler Yörükleri, Karacalu Yörükleri, Firuzlu Yörükleri gibi çok sayıda yörük aşiretleri daha önceden yerleşik hayata geçmişler ve 1843 yılında konar-göçerliği bırakmış köyler arasındadır.
14.yüzyıl 1300’lü yıllarda konar göçer hareketlerin kayıtları Selçuklu dönemi ve Hamidoğulları Beyliği dönemlerinde böyle bir kayıt tutulmamıştır. Kaydın tutulmamış olması konar-göçer hareketin olmadığı anlamına kesinlikle gelmez.
15.yüzyılda 5.200 yörük nüfusu mevcuttur.
16.yüzyıl kayıtlarını da içine aldığımızda 2050 nefer ile yaklaşık 10.250 nüfuslu Yörük Aşiretleri yerleşmiştir. Ancak bu rakam kayıt altına alınmayan, sayısı bilinmeyen mühimme kayıtları ve akabinde şeriyye sicillerinde geçen isimlerin varlığı göz önünde bulundurulduğunda sayıyı daha fazla kabul edebiliriz. Ayrıca bu dönemde bölgede konakladığı gibi toplu olarak göçen aşiretlerin varlığını da göz önünde bulundurmakta fayda var.
17.yüzyılda düzenli tutulan aşiret kayıtlarına rastlamıyoruz. Anacak bu dönemde yine yoğun bir yörük hareketi ve eşkıyalık dönemi olduğunu unutmayalım.
19.yüzyılda bu yörük aşiretlerinin doğal çoğalmasıyla ve 1843 yılı itibariyle Yalvaç ve Afşar coğrafyalarında toplam 12.250 Yörük nüfusuna karşılık gelir. Ancak 19.yüzyılda bu köy nüfuslarının sayısı fazla çıkacaktır. Sonradan alınan göçlerle bu rakam daha yüksek çıksa da devlet arşivleri kayıtlarında kayda giren yörük nüfusu 12.000-15.000 arası olarak kabul edilebilir.
Günümüz itibariyle yörük ve yörük kökenliler olarak bu sayıyı bir daha yörük aşiretleri sayılmadığı mecburi iskan edildikleri için, net söyleyemesek de ben bu sayının ortlama nüfus artışına istinaden 60 binlerde olduğunu düşünüyorum.
Bu rakam genel Yalvaç ve bugünkü Gelendost civârını da içine alan yörük sayısıdır ki bunu tek tek ayırmak mümkün değildir.
Hülâsa, Yalvaç ve çevresi sıradan bir coğrafya değildir. Bu topraklar, kökleri Orta Asya’dan uzanan köklü Türk boylarının izlerini taşır. Dulkadirli’nin otağından Halep ve Rakka Türkmenlerinin yurt tutuşuna, Tokat ve Sivas diyarlarından gelen Türkmen aşiretlerinden konar göçer Yörük obalarına kadar nice yiğit topluluk bu topraklarda iz bırakmıştır. Yakın dönemde iskân politikalarıyla yerleştirilen muhacirler dahi bu büyük yürüyüşün bir parçası olmuş, alın teriyle, sabrıyla ve duasıyla bu coğrafyayı vatan kılmıştır.
Ancak bu Yalvaç’ı bilen için geçerlidir, Yalvaç’ın değerini bilen için geçerlidir.
Kıymetli hemşehrilerim, benim bu yazdıklarım internette yazmaz. Googledan bu bilgileri bulamazsınız. Bu hazırladığım veriler birebir yazılı dönem kaynaklarından harmanladığım verilerdir. Sizin 2 dakikada okudunuz yazıların her satırında ciddi bir emek, ciddi bir zaman ve sabır vardır. Bazı yazılar için sahura kadar çalışıyorum. 44 yaşında artık gözlerim görmüyor yakın gözlüğü kullanmaya başladım.
Her günümün ortalama 4-5 saatini Isparta tarihiyle ilgili çalışmalarda geçiriyorum. Beni tanıyanlar bilir ki benim partim, cemaatim, örgütüm, locam vs. yok. Yeni kurduğumuz bir Tarih Derneğimiz var. Bu çalışmaları birilerine hizmet etmek için değil, şirin görünmek için değil, aferin almak için değil, gelecek nesillerimize kalıcı kültürel bir miras bırakmak için yapıyorum.
Maalesef ki bu çalışmaları alanı zor ve meşakkatli olduğu için yalnız gerçekleştiriyorum. Bir yardımcım, fedâkar biri yok yanımda.
Halen daha Yalvaçla ilgili olup paylaşamadığım belgeli, delilli veriler var. Yalvaç’ta Kızılbaş olduğu için terkedilen Türkmen köylerimiz var. Bunlar bölgemiz için çok önemli ayrıntılar.
Neden mi paylaşamıyorum?
Paylaşımlarım herkese açık olduğu için, bunu kaldıramayan, hoşnut olmayan, çelemeyen, anlayamayan cenâhın hedef noktası oluyorum.
Benim kimseyi iknâ etme gibi bir gayretim yok ki. İnsan ister Allah’a inanır, ister öküze tapar. Kimsenin köyünün nereden geldiğine inandırmak gibi bir gayretim yok. Ben doğru gördüğüm ve inandığım çalışmayı paylaşırım isteyen inanır, isteyen inanmaz.
Elbette ben bir insanım, bu çalışmaları yaparken hata yapabilirim, eksiklerim olabilir. Hâlâ çözmeye çalıştığım köy adları, coğrafi tespitler, isim okumaları vardır. Bu alan uçsuz bucaksız bir saha, bir ömür yetmez. Ancak niyetim, eksiksiz görünmek değil, doğruya ulaşma gayretini samimiyetle sürdürmektir. Özellikle gelecek yeni neslin bilgilenmesi en büyük arzum.
Ne yazık ki her çalışmada olduğu gibi burada da, bir kelime Osmanlıca kaynak okuyamayan, belgeyi görmeden yorum yapan, muhalefeti bilgi zanneden kişiler çıkmaktadır. İlgi çekmeyi bilgi üretmekle karıştıran, emeği küçümseyerek görünür olmaya çalışan tavırlar olacaktır ve olmaya da devam edecektir. Fakat biz biliyoruz ki hakikat, gürültüyle değil delille konuşur.
Benim naçizane ölçüm bellidir. Her insan Allah katında eşittir, üstünlük ancak takvadadır.
Bu bilinçle, kişisel polemiklere girmek yerine ilme ve belgeye odaklanmayı tercih ederek cahilane dikkat çekmek isteyen, kaynak göstermeksizin uydurmasyon bilimine hizmet ederek ortaya çıkan kişileri direkt engelliyorum. Cahille tartışmaya girmek yerine çalışmayı büyütmeyi, cevap vermek yerine üretmeye devam etmeyi daha kıymetli görüyorum.
Gayem ne şahsi bir ün, ne de bir tartışma zemini oluşturmaktır. Gayem memleketimizin tarihini, köklerini ve hakikatini doğru kaynaklara dayanarak ortaya koymaktır. Destek veren, katkı sunan, yapıcı eleştiri getiren herkese kapımda yüreğim de açıktır. Çünkü bu çalışma bir kişinin değil, bir şehrin hafızasına hizmet etme çabasıdır.
Yolumuz uzun, yükümüz ağır, ama niyetimiz halistir. Bu niyetle çalışmaya, araştırmaya ve üretmeye devam edeceğiz.
Bu topraklar, bilen için yalnızca bir yer adı değil; bir hafıza, bir şuur ve bir kimliktir.
Yalvaç’ı ve coğrafyasını anlamak, toprağın altındaki kemikleri, taşın üzerindeki yazıyı, dağın yamacındaki eski patikayı tanımaktır. Bu topraklar, çadırdan medreseye, obadan şehre uzanan bir medeniyet yürüyüşünün sessiz şahididir. Her dere yatağında bir göçün hatırası, her mezar taşında bir asalet nişanesi vardır. Bu coğrafya, özünü bilen için vatandır; kökünü inkâr etmeyen için emanettir.
İşte bu bilinçle, ISPARTA TARİH KÜLTÜR ARAŞTIRMA DERNEĞİ olarak inanıyoruz ki geleceğimiz, çocuklarımızın hafızasında inşa edilecektir. Okul öncesinden başlayarak ilkokulda, ortaokulda ve hayatın her safhasında evlatlarımız, uydurma hikâyelerle değil, kendi tarihinin hakikatiyle büyümelidir. Onlara örümcek adamın masalları değil, Oğuz Kağan’ın destanlarını, milli köklerini, gerçek kimliklerini anlatmalıyız. Yalvaç’ı oluşumunu, köyleri, köylerin değerlerini milli geleneklerle öğretmeliyiz. Bu okulda olacak iş değildir. Bu özveri ister, çaba ister, sevgi ister, gayret ister.
Biz istiyoruz ki Yalvaç’taki çocuklarımız, Yörük obalarının hür ruhunu, Türkmen aşiretlerinin asil duruşunu tanısın. Bilinsin ki bu millet sıradan bir topluluk değil, asaletini tarihinden, gücünü birliğinden alan büyük bir millettir. Evlatlarımız kendi bölgelerinin tarihini öğrendikçe, yalnızca bilgi edinmeyecek; bir aidiyet, bir sorumluluk ve bir gurur taşıyacaktır.
Hemşehrilerimizden beklentimiz bu şuur yolculuğunda yanımızda olmalarıdır. Çünkü bir millet ancak kendi hikâyesini doğru anlatırsa güçlü kalır. Gelin, çocuklarımıza bu Yalvaç’ın bu tarihini anlatalım. Vatan şuurunu birlikte işleyelim. Gelin, bu toprakların sesini birlikte yükseltelim.
Çünkü bu toprakların gerçek sahipleri sizlersiniz.
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER