Son Dakika


Hemen her Türk çocuğunun zihninde, birbirine çok benzeyen o kareler vardır: Sabahın mahmurluğu üzerimizdeyken okul bahçesinde sıraya dizildiğimiz, kışın o sert ayazında ellerimiz cebimizde beklediğimiz, ama İstiklal Marşı’nın ilk notası duyulduğu an o soğuğu unutup gökyüzüne doğru tek bir ağızdan haykırdığımız o anlar… O zamanlar bu törenler bizim için belki sadece derse girmeden önceki son duraktı; ezberlememiz gereken mısralar, bitmesini beklediğimiz birer rutindi. Okul yıllarının o tanıdık hengamesinde, bu dizelerin bir şiirden çok daha fazlası olduğunu, her bir kelimesinin ardında koca bir milletin can havliyle hayata tutunma çabası yattığını kavramak için meğer biraz “büyümek” gerekiyormuş.
Yıllar geçip de o okul bahçelerinden hayatın içine karıştığımızda, o günlerde sadece sesimizle eşlik ettiğimiz “Korkma!” nidasının aslında bize neyi fısıldadığını daha iyi duyabiliyoruz. Bugün 12 Mart tarihine takvimin sıradan bir yaprağı gibi değil de, bir milletin karakter belgesi olarak bakınca; Mehmet Akif’in o dizeleri neden kağıda değil de doğrudan bu halkın vicdanına yazdığını daha iyi anlıyoruz. Çocukken bir alışkanlık gibi tekrarladığımız o kelimeler, yaş aldıkça zihnimizde sessizce derinleşiyor ve bize bir marşın ötesinde, bu toprakların ortak hafızasını miras bırakıyor.
Sesimizden Kalbimize İnen O Miras
O yıllarda, İstiklal Marşı’nı en gür sesimizle okumak bizim için bir nevi “görev bilinciydi.” Sınıflar arası bir rekabet gibiydi belki de; hangi sınıf daha yüksek sesle bağırırsa, o günün gururu o sınıfa ait olurdu. Fakat hayatın o toz pembe okul bahçelerinden çıkıp gerçek dünyanın sert rüzgarlarıyla tanıştığımızda, “Korkma!” nidasının sadece bir şiir başlangıcı olmadığını anlıyoruz. 1921’in o zifiri karanlığında, her yanın kuşatıldığı bir dönemde yazılan bu kelimeler, aslında bir milletin geleceğe bıraktığı en büyük teselli ve en güçlü motivasyon mektubuydu. O günün gençleri, kalem tutacak elleriyle tüfek tutmak zorunda kalırken; bizler bugün çok daha farklı, belki de dijital bir dünyanın içinde kendi varoluş mücadelemizi veriyoruz.
Bugün her birimizin omuzlarında farklı sorumluluklar var. Diplomamızı aldığımızda, iş hayatına atıldığımızda ya da sadece bu şehrin sokaklarında yürürken, aslında o ortak hafızanın birer parçası olduğumuzu fark ediyoruz. O dönemin yoklukları içinde yeşeren o inanç, bugün bizim kuşağımızın modern dünyadaki karmaşasına bir cevap gibi duruyor. Bizim savaşımız artık cephelerde değil; bilimde, sanatta, üretimde ve bu toprakların değerlerini koruyarak ileriye taşımakta. Anlıyoruz ki; her nesil kendi İstiklal Marşı’nı kendi hayat mücadelesiyle yeniden okuyor. Bizim payımıza düşen ise, o gün “Korkma” denilerek açılan yolu, bugün “Yorulma” ve “Vazgeçme” diyerek devam ettirmek.
Bir Şairden Öte, Bir Milletin Sesi
Bu noktada zihnimiz ister istemez o dizelerin mimarına, Mehmet Akif Ersoy’a gidiyor. Akif’i anarken onu sadece tarih kitaplarındaki bir figür olarak görmek, onun bıraktığı mirası eksik anlamak olur. O, bu marşı Ankara’nın dondurucu soğuğunda, üzerinde bir palto bile yokken kaleme alırken, aslında kendi şahsi acılarını değil, bir milletin topyekûn haysiyetini kağıda döküyordu. Kazandığı ödülü ihtiyacı olmasına rağmen reddetmesi, yazdığı metni “Benim değil, milletimindir” diyerek Safahat’ına bile almaması; bugün bizlerin anlamaya çalıştığı o yüksek karakterin en somut kanıtıdır.
Onun kalemi mürekkeple değil, samimiyetle doluydu. Bu yüzdendir ki, aradan geçen bir asra rağmen o mısralar ne eskidi ne de etkisini yitirdi. Bugün bizler modern dünyada kendi yolumuzu bulmaya çalışırken, Akif’in o günkü kararlılığı bize rehberlik etmeye devam ediyor. Bir metnin bu kadar uzun süre kalplere dokunabilmesinin tek bir sırrı var: Sahicilik. O günün duygusunu bu kadar çıplak ve bu kadar cesur bir şekilde anlatabilen başka bir metin daha yok. Akif, sadece bir marş yazmadı; o, bu milletin zor zamanlarda sığınabileceği bir liman, ayağa kalkmak istediğinde tutunabileceği bir el inşa etti.
Yarınlara Bakarken “Korkma”
Bazı metinler vardır ki, onlar sadece tarihin sarı sayfalarında kalmaz; her yeni nesil onlara kendi ruhunu, kendi heyecanını üfler. Bugün bizler, o meşhur okul bahçelerinden çıkıp hayatın içine karışmış gençler olarak İstiklal Marşı’nı her duyduğumuzda, aslında sadece geçmişi anmıyoruz. O dizelerin içinde kendi geleceğimizi, kendi direncimizi ve bu topraklara olan bağlılığımızı yeniden keşfediyoruz. Akif’in o gün kağıda döktüğü her mısra, bugün bizim için modern dünyanın belirsizliklerine karşı verilmiş bir söz gibi…
“Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” duasını bugünden okuduğumuzda, üzerimize düşen sorumluluğun ne kadar büyük olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Bizim kuşağımız, bu marşı sadece törenlerde okumakla kalmayacak; onu çalışarak, üreterek ve birbirimize kenetlenerek yaşatmaya devam edecek. 12 Mart’ın üzerinden geçen koca bir asır, bize tek bir şeyi fısıldıyor: Bazı sesler hiç dinmez, bazı ruhlar hiç eskimez. Ve biz, o çocukluk safiyetimizle başladığımız o “Korkma!” nidasını, bugün bir yetişkin kararlılığıyla kalbimizde taşımaya devam ediyoruz.
Zeynep AŞIK / İletişim ve Tasarımı Uzmanı
Etiketler: İstiklal Marşı » Mehmet Akif ErsoyYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER