Son Dakika


Uzun yıllar ana sınıfı öğretmenliği yapan ve 19 yaşında başladığı meslek hayatını 33 yıl boyunca sürdüren emekli öğretmen Emel Sağlam ile; değişen çocukluk anlayışını, okul öncesi eğitimin önemini ve günümüz ebeveyn tutumlarını konuştuk. Yılların birikimini samimi bir dille aktaran Sağlam, hem geçmişten bugüne uzanan değişimi hem de bugünün çocuklarına dair görüşlerini paylaştı.
Mesleğe başladığınız ilk günü hatırlıyor musunuz, neler hissetmiştiniz?
Meslek hayatıma ilk olarak özel bir okulda başladım. Mezuniyet sürecim uzadığı için diplomam henüz hazır değildi ve bu nedenle 3 yaş grubu öğrencilerle çalıştım. O dönemde, yanımda görev yapan ve yalnızca usta öğreticilik belgesine sahip bir arkadaşımın 6 yaş grubuyla çalışıyor olması açıkçası beni duygusal olarak etkilemişti. Üniversite mezunu olmama rağmen daha küçük yaş grubuyla ilgilenmek zorunda kalmak o gün için zorlayıcıydı. Ayrıca sınıfımdaki bazı öğrencilerin henüz temel alışkanlıklarını kazanmamış olması da süreci daha farklı bir noktaya taşıdı. Ancak tüm bu deneyimler bana mesleğin en temelinden öğrenme fırsatı sundu. O yıllardan aklımda kalan ve hâlâ unutamadığım öğrencilerim var.
Yıllar boyunca unutamadığınız, sizi çok etkileyen bir öğrenciniz ya da anınız var mı?
Meslek hayatım boyunca birçok özel an biriktirdim; ancak bir öğrencimin doğum günü kutlaması benim için her zaman ayrı bir yerde durur. Sınıfımızda ilk kez doğum günü kutlanan bu öğrencimin yaşadığı sevinç ve heyecanı görmek beni derinden etkilemişti. Sonradan bunun onun hayatındaki ilk doğum günü kutlaması olduğunu öğrendiğimde, o anın anlamı benim için çok daha büyüdü. Bu tür küçük gibi görünen ama aslında büyük duygular barındıran anlar, mesleğin en kıymetli yanlarından biri.
Mesleğe başladığınız ilk yıllarla bugünün çocuklarını karşılaştırdığınızda en belirgin fark sizce ne?
Yıllar içerisinde çocukların dikkat sürelerinde belirgin bir kısalma olduğunu gözlemliyorum. Günümüz çocuklarının odaklanma süreleri daha kısa ve öğrenme süreçlerinde daha fazla desteğe ihtiyaç duyduklarını düşünüyorum. Mesleğe ilk başladığım yıllarda sınıftaki öğrencilerin büyük çoğunluğu verilen etkinlikleri kendi başına tamamlayabilirken, yalnızca küçük bir gruba destek vermek yeterli oluyordu. Ancak zamanla bu dengenin değiştiğini gördüm. Önceden bir etkinliğin mantığını kavrayan öğrenciler, geri kalan kısmı bağımsız şekilde sürdürebilirken, bugün birçok öğrencinin etkinliği anlamakta zorlandığını ya da tek başına başlama konusunda çekinceler yaşadığını gözlemliyorum.
Ana sınıfı ile kreş arasındaki farklar sizce nelerdir?
Kreşler genellikle 0-3 yaş arası çocukların bakım ve temel gelişim süreçlerini kapsayan kurumlardır. 3-6 yaş aralığı ise anaokulu ya da yuva olarak adlandırılır ve bu iki kavram çoğunlukla aynı anlamda kullanılır. Ana sınıfı ise ilkokul bünyesinde yer alan ve 5-6 yaş grubuna yönelik, çocukları ilköğretime hazırlayan daha yapılandırılmış bir eğitim sürecini ifade eder.
Sizce çocukluk kavramı zaman içinde nasıl değişti?
Geçmişte çocuklar ve ebeveynler arasındaki roller daha netti; çocuklar çocuk olmanın sınırlarını bilir, ebeveynler de yönlendirici rolünü daha belirgin şekilde üstlenirdi. Günümüzde ise bu dengenin değiştiğini gözlemliyorum. Çocukların karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olduğu bir yapı oluştu. Bu durum bazı açılardan olumlu olsa da, sınırların yeterince çizilmediği durumlarda çocukların ebeveynleri yönlendirdiği, hatta zaman zaman karar verici konuma geçtiği bir tablo ortaya çıkabiliyor.
Günümüz çocuklarında en sık karşılaştığınız duygusal ya da davranışsal sorunlar neler?
Günümüzde çocukların “sınır” kavramıyla daha az karşılaştığını gözlemliyorum. Özellikle “hayır” kelimesini kabullenmekte zorlanan, isteklerini ağlayarak kabul ettirmeye çalışan çocuk sayısında artış var. Bunun temelinde ise bazı ailelerin, modern ebeveynlik anlayışı adı altında kuralları yeterince net koyamaması yatıyor. Bu durum ilerleyen yaşlarda çocuklar arasında iletişim sorunlarına ve akran zorbalığı gibi problemlere zemin hazırlayabiliyor.
Günümüzde ebeveynlerin yaptığı en büyük hata sizce nedir?
Günümüzde bazı ebeveynlerin çocuklarıyla olan ilişkisinde rol karmaşası yaşandığını düşünüyorum. Anne ve baba olarak çocuklarına doğru sınırları koymak çizemediklerini düşünüyorum. Çocuklarla yeterince vakit geçirmek yerine, onları oyalamak amacıyla telefon ya da tablet verilmesi sık karşılaşılan bir durum. Bu da çocukla kurulan iletişimin zayıflamasına neden olabiliyor.
Günümüzde çocukların teknolojiyle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günümüz çocuklarının teknolojiyle oldukça yoğun ve çoğu zaman kontrolsüz bir ilişki içinde olduğunu gözlemliyorum. Teknoloji doğru kullanıldığında faydalı bir araç olsa da, denetimsiz kullanım çocukların gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle ebeveyn gözetiminin yeterli olmadığı durumlarda, çocukların teknolojiyle olan bağı daha da sağlıksız bir hale gelebiliyor.
Aileler çocukların teknoloji kullanımını nasıl dengelemeli?
Ailelerin çocukların teknoloji kullanımını bilinçli bir şekilde sınırlandırması büyük önem taşıyor. Bu noktada ebeveyn kontrolü sağlayan uygulamaların kullanılması, süre kısıtlaması getirilmesi ve içerik denetimi yapılması etkili olabilir. Ayrıca çocuklara sorumluluk bilinci kazandırmak da önemli; örneğin ödevlerini tamamlamadan ya da günlük görevlerini yerine getirmeden teknoloji kullanımına izin verilmemesi sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Bunun yanında çocuklarla açık bir iletişim kurularak dijital dünyada karşılaşabilecekleri olası riskler konusunda onları bilinçlendirmek de oldukça değerli.
Okul öncesi eğitimin bir çocuğun hayatındaki en kritik katkısı nedir?
Okul öncesi eğitim, çocuğun hayatında hem sosyal hem de bireysel gelişim açısından temel bir rol oynar. Bu süreçte çocuk; paylaşmayı, sosyalleşmeyi ve kurallara uyum sağlamayı öğrenir. Aynı zamanda aileden bağımsız bir ortamda var olmayı deneyimler. Bir geziye katılmak, servisle yolculuk yapmak ya da yeni bir yer görmek gibi deneyimler çocuk için heyecan verici ve öğreticidir. Bunun yanında kendi ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenmesi yemek yemek, tuvalet ihtiyacını gidermek ya da gerektiğinde üstünü değiştirmek gibi bağımsız bir birey olmanın ilk adımlarını oluşturur.
Sizce bir çocuğun en çok neye ihtiyacı var: sevgi mi, disiplin mi?
Bir çocuğun en temel ihtiyacı sevgi ve oyundur. Oyun, özellikle okul öncesi dönemde en güçlü öğrenme aracıdır. Çocukların yalnızca okulda değil, evde de ebeveynleriyle oyun oynamaya ihtiyacı vardır. Disiplin ise bu yaş grubunda katı kurallar bütünü değil, daha çok temel sınırlar çerçevesinde ele alınmalıdır. Kurallar arttıkça çocuk zorlanabilir. Bu nedenle önemli olan, çocuğun kendisine ve çevresine zarar vermeyeceği bir sınır çizmek ve onun bireysel ilgi ve tercihlerine alan tanımaktır.
“Keşke her aile şunu bilse” dediğiniz en önemli şey nedir?
Çocukluk, geri dönüşü olmayan, son derece kıymetli bir dönemdir. Bu süreçte önemli olan yalnızca çocukla zaman geçirmek değil, kaliteli vakit geçirebilmektir. Çocuğun göz hizasına inerek kurulan kısa ama samimi bir iletişim, uzun ama yüzeysel bir sohbetten çok daha değerlidir.
Okul öncesi eğitime her çocuk ulaşabiliyor mu?
Ne yazık ki her çocuğun okul öncesi eğitime ulaşabildiğini söylemek zor. Bu eğitim sürecinin zorunlu olmaması ve çoğu zaman ailelerin imkanlarına bağlı ilerlemesi, birçok çocuk için bir engel oluşturuyor. Özellikle ücretli olan kurumlar düşünüldüğünde, bazı çocuklar bu önemli eğitim sürecinden mahrum kalabiliyor.
Okul öncesi eğitimin çocukların geleceğine etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Okul öncesi dönem, çocuğun gelişiminde en kritik evrelerden biridir. Özellikle 0-6 yaş arası kazanımlar, çocuğun ilerleyen eğitim hayatının temelini oluşturur. Bu dönemde edinilen beceriler, yalnızca akademik başarıyı değil; sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimi de doğrudan etkiler.
Türkiye’de okul öncesi eğitim sizce yeterli mi?
Okul öncesi eğitimin mevcut durumda yeterli olduğunu düşünmüyorum. Zorunlu olmaması nedeniyle bu eğitime erişemeyen çok sayıda çocuk bulunuyor. Bunun yanı sıra bölgesel farklılıklar, okulların fiziki imkanları ve eğitim yaklaşımlarındaki çeşitlilik, standart bir okul öncesi eğitim sisteminin oluşmasını zorlaştırıyor.
Okul öncesi dönemde yabancı dil eğitimi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çocukların öğrenmeye en açık oldukları dönemde yabancı dil eğitimi almaları oldukça önemli ve faydalı. Bu sürecin ilkokulda kesintisiz devam etmesi, dil öğrenimini daha kalıcı ve hızlı hale getiriyor. Özellikle erken yaşta farklı bir dile maruz kalan çocuklar, dili doğal bir süreç içinde öğrenebiliyorlar. Bunun yanı sıra yabancı dil bilen ebeveynlerin, çocuklarıyla hem ana dilde hem de farklı bir dilde iletişim kurması da çocukların iki dili bir arada öğrenmesine katkı sağlıyor. Bu da onların gelişimi açısından oldukça değerli bir kazanım.
Yeni başlayan öğretmenlere ne önerirsiniz?
Bu mesleği seçenlerin öncelikle çocukları gerçekten sevmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çocuklar, karşılarındaki sevginin samimi olup olmadığını çok kolay fark edebilirler. Okul öncesi öğretmenlik yalnızca akademik bilgiyle yapılabilecek bir meslek değildir; sabır, anlayış ve çocukların hayatına dokunma isteği bu mesleğin en temel unsurlarıdır.
Bugünün çocukları sizce nasıl bir geleceğe hazırlanıyor?
Bugünün çocuklarının nasıl bir gelecekle karşılaşacağını öngörmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Teknolojinin ve zamanın hızlı ilerlediği bir çağda, meslekler, yaşam biçimleri ve bakış açıları sürekli değişiyor. Bu nedenle çocukların belirsizliklerin olduğu dinamik bir geleceğe hazırlandığını söylemek mümkün. Ancak bu süreci nasıl yönetecekleri büyük ölçüde aldıkları eğitim ve rehberliğe bağlı. Teknolojiyi bilinçli kullanabilen, kendini geliştirmeyi öğrenen çocuklar için bu değişim aynı zamanda önemli fırsatlar da sunabilir.
“Keşke her çocuk…” diye başlayan bir cümleyi nasıl tamamlarsınız?
Keşke her çocuk sevgi dolu ve güvenli bir ortamda büyüyebilse.
Sizi mesleğinizde en çok zorlayan şey nedir?
Bunu kişisel bir durumdan ziyade genel bir sorun olarak ifade etmek isterim. Ne yazık ki ülkemizde okul öncesi eğitimin önemi, bazı yöneticiler tarafından yeterince kavranmış değil. Bu alandaki eğitimin yalnızca oyun odaklı olduğu düşüncesi, yapılan çalışmaların değerini gölgeleyebiliyor. Ayrıca bazı durumlarda eğitim için ayrılan kaynakların yeterince verimli kullanılmaması da öğretmenleri zorlayabiliyor. Bu gibi durumlarda en temel ihtiyaçlar için bile idareyle karşı karşıya gelmek gerekebiliyor.
Son olarak iyi bir birey yetiştirmek için en önemli şey sizce nedir?
İyi bir birey yetiştirebilmek için öncelikle çocukların bireysel özelliklerine ve yeteneklerine saygı duyulması gerekir. Merak duygularının desteklenmesi, onların gelişiminde önemli bir rol oynar. Çocuklara sürekli talimat vermek yerine, karar alma süreçlerine dahil edilmeleri ve kendilerini ifade edebilecekleri alanların oluşturulması gerekir. Bunun yanında çocukların dinlenmesi, dijital dünyanın olumsuz etkilerinden mümkün olduğunca korunması ve hareket edebilecekleri, oyun oynayabilecekleri ortamların sağlanması da büyük önem taşır.
Etiketler: ana sınıfıYorum yapabilmek için Giriş yapın.