logo

reklam

ÇÖPOSFERDEN YAŞAMOSFERE: “Tüketirken Tükenen Bir Medeniyete Son Çağrı”


Prof.Dr. Zafer KARAER
ozyalvac@ozyalvac.com.tr

Zamanın kum saati, 2008 yılında alışılmadık bir gıcırtıyla dönmeye başlamıştı. Mahşerin o kadim dört atlısının yanına, nalları beton ve çelikten dökülmüş, nefesi ozonu yırtan gri bir süvari yanaştı,. 5. Atlı. O gün, yılların vermiş olduğu yakıcı yıkıcı donanımlarıyla, o sadece bir felaketi değil, insanın kendi eliyle kuracağı metalik hapishaneyi muştuluyordu. İnsanlık, felaketi hep uzaklarda aradı. Oysa 2008 yılında penceremi açtığımda gördüğüm şey, kıyametin çoktan sessizce, metalik bir gri tonunda hayatımıza sızdığıydı. O gün adını koydum: Mahşerin 5. Atlısı. Bu atlı; hırsın, sınırsız tüketimin ve ruhu olmayan bir teknolojinin süvarisiydi. Oysa geleneksel kıyamet senaryoları Mahşerin 4 Atlısı (Savaş, Kıtlık, Salgın, Ölüm) dışsal birer felaketti. Ancak 2008 yılında ilan ettiğim “Mahşerin 5. Atlısı”, bizzat insanın içinden, konfor arayışından ve hırsından doğmuştur. Rengi “metalik gri” olan bu süvari, teknolojik ilerleme maskesiyle gelmiş ve insanı kendi yarattığı makinenin, verinin ve atığın esiri kılmıştır.

Bundan tam 5 yıl sonra; 2013’e geldiğimizde ise bu gri süvarinin bastığı her yer artık bir isme kavuşmuştu: Çöposfer. Burası ne yer ne de göktü; burası insanın varoluşsal kirliliğinin yeni coğrafyasıydı. Toprağın, suyun karnında mercanların değil, plastik kapakların filizlendiği; gökyüzünün yıldızlarla değil, ölü uyduların parıltısıyla körleştiği bir “yeni doğa”. 5. Atlının ve süvarisinin gri tonları, işte bu cansızlaşmanın (nekrozun) sessiz çığlığıdır. Süvarinin çehresinde, aslında “tüketirken tükenen” o modern insanın yüzsüzleşmiş silueti asılı durur. Çöposfer, sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda ruhun kendi atıklarıyla boğulmasıdır.

 “Çöposfer”, biyosferin üzerinde biriken sentetik bir kanser tabakasıdır. Bu sadece bir “çevre kirliliği” değildir; sadece doğanın cansızlaşması, doğada renklerin grileşmesi, akademik çevrede liyakatin “sentetik fosile” dönüşmesi de değildir. Aynı zamanda;

  • Kozmik Katmanda: Yörüngedeki uydu enkazları (Kessler Sendromu).
  • Biyolojik Katmanda: Toprakta, suda, havada mikroplastikler, nanoplastikler ile bakteriyel, viral ve parazitik mutasyonlar.
  • Zihinsel Katmanda: Üniversitelerin ürettiği “bilgi çöpleri” ve “diploma atıkları”. dır.

Bu oluşumda en büyük katkı “Penceremden Üniversite Gerçekleri ve Ülkem” kitabımda ilan ettiğim gibi; üniversiteler 5. Atlının lojistik karargahları haline gelmiştir. Gerçek liyakat, “sentetik bir fosil” gibi toprağa gömülmüş; yerine “yüzsüz”, etik kaygısı olmayan, sadece sistemin atığını yöneten fonksiyonel robotlar yetiştirilmeye başlanmıştır. Bugün alınan pek çok diploma, Çöposferin zihinsel katmanında yer kaplayan dijital birer veri atığından başka bir şey değildir.

Tabii modern insan bilmiyor ki; günümüzde sahip olduğunu sandığı, tükettiği her nesneyle aslında biraz daha tükenmektedir, doğayı biraz daha grileştirmektedir, bütün bunlar “cansızlaşma” (nekroz) sürecinin bir belgesidir. İnsan yüzü barkodlaşmakta, kimlikler silinmekte ve medeniyet kendi yarattığı “plastiglomerat” (doğal kalıntıların plastik ile bir arada tutulduğu karışımdan oluşan kaya veya sentetik fosil) tabakasının içinde boğulmaktadır. Günümüz çağı olan Antroposen in potansiyel bir göstergesi olup, yüzyıllar sonra yapılacak arkeolojik kazılarda bu çağı simgeleyecektir.. Bizi böyle dünyayı uzayı, hatta evreni acımazısca kirleten gri yüzsüz insanlar olarak anacaklar..

YAŞAMOSFERE DÖNÜŞ ÇAĞRISI

“Gri Atlıya Karşı Vicdanın Siperliği”

Gelinen noktada, bir teslimiyet değil, bir ontolojik (varlıkları ve var olanları nelik ve nasıllıkları bakımından inceleyen, yani varlık bilimi) uyanış olmalıdır. Evet, kapitalist düzenin devasa çarkları arasında 5. Atlının dizginlerini bir kerede asılıp durdurmak, sosyo-ekonomik bir imkansızlık gibi görünebilir. Ancak Yaşamosfer, sistemlerin değil, insanın nefes aldığı yerdir.

Çıkış yolu daha fazla tüketim veya teknolojik kaçış değil, “Zihinsel Geri Dönüşüm” dedir.

  1. Ar-Te (Araştırma-Temizleme): Bilim ve sanayi artık “yeni olanı”  üretmekten (Ar-Ge) çok, “mevcut atığı” (temizleme, onarma, etik restorasyon) önceliğine almalıdır.
  2. Yüzü Olan İnsan: Üniversiteler, “veri işleyicisi” değil, “vicdan sahibi bilge” mezun etmelidir. İnsan ve insanlığın yüzü suyu hürmetine..
  3. Liyakat Temelli Direniş: Diplomalar birer “statü etiketi” değil, doğaya ve topluma karşı verilmiş birer “onarım taahhüdü” olmalıdır.

Bireysel Ar-Te ve Zihinsel Hijyen: Sistem bizi “tüketirken tükenmeye” zorlasa da, zihnimizdeki Çöposferi temizlemek bizim elimizdedir. Her birimiz, kendi “Penceremizden” baktığımızda liyakati savunarak, “diploma atığı” olmayı reddederek ve bilginin bilgeliğe dönüşmesi için direnerek Yaşamosferi yeniden kurabiliriz.

5.Atlıya Verilen Cevap: Bu atlıya verilecek en büyük cevap, onun sunduğu “yüzsüzleşmiş konforu” reddetmektir. Eğer bugün bir mühendis, bir doktor, bir sanatçı veya bir akademisyen; sistemin kâr odaklı nekrozuna rağmen “hayır, bu bir atıktır ve ben bunu onarmalıyım” diyebiliyorsa, 5. Atlının hızı bir nebze de olsa kesilmiş olabilir.

Peki; Mevcut kapitalist ve sosyo-ekonomik yapı içinde 5. Atlının dizginlerini asılmak mümkün mü?

  1. Sistematik İmkansızlık: Bugünün kapitalist düzeni, doğası gereği “Yaşamosfer” değil, “Kâr-osfer” üzerinden işler. Atık üretmeyen, tüketimi körüklemeyen ve onarımı kutsayan her hamle, bu düzenin temellerine saldırıdır. Sistem, 5. Atlının dizginlerini asılmanıza izin vermez; çünkü o dizginler sistemin büyüme kırbacıdır.
  2. Ar-Te: Bir ‘Sistem Bozan’ Model: Ar-Ge (Geliştirme) sistemin yakıtıyken; önerimiz Ar-Te (Araştırma ve Temizleme) sistemin içindeki “virüs”tür.
  • Ar-Te, sadece temizlemek değil, sistemin “atık odaklı” mantığını reddetmektir.
  • Üniversitelerin sanayiyle olan iş birliğini “yeni bir ürün”den (yeni bir atık), “mevcut atığın ortadan kaldırılmasına” (etik onarım) kaydırmak, bu düzene karşı yapılabilecek en büyük entelektüel sabotajdır.
  1. Bilmek İstememenin Bilgeliği: “Bilmek istemiyorum” ifadesi, aslında bu köhne sisteme verilen bir cevaptır. Sistemin rasyonalitesini ve kâr odaklı mantığını reddedip, imkansız gibi görünse de “Zihinsel Geri Dönüşüm” ile liyakati ve etiği savunmak; 5. Atlının atını durduramasa bile, o atlının geçtiği yollara “etik kumlar” dökmektir.

Son Söz: Her şeye rağmen: “2008’in 5. Atlı uyarısı ve 2013’ün Çöposfer teşhisi, 2026’da “Yaşamosfer” için bir eylem planına dönüşmek zorundadır. Gelecek; Çöposferin gri katmanları altında kaybolanların değil, liyakatiyle o katmanı yırtıp geçen “yüzü olan insanların” olacaktır.” söyleminde bulunmak “ütopik mi?”

Selam sevgi ve saygılarımla…

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ÇÖPOSFERDEN YAŞAMOSFERE: “Tüketirken Tükenen Bir Medeniyete Son Çağrı”

    11 Ocak 2026 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Zamanın kum saati, 2008 yılında alışılmadık bir gıcırtıyla dönmeye başlamıştı. Mahşerin o kadim dört atlısının yanına, nalları beton ve çelikten dökülmüş, nefesi ozonu yırtan gri bir süvari yanaştı,. 5. Atlı. O gün, yılların vermiş olduğu yakıcı yıkıcı donanımlarıyla, o sadece bir felaketi değil, insanın kendi eliyle kuracağı metalik hapishaneyi muştuluyordu. İnsanlık, felaketi hep uzaklarda aradı. Oysa 2008 yılında penceremi açtığımda gördüğüm şey, kıyametin çoktan sessizce, metalik bir gri tonunda hayatımıza sızdığıydı. O gün adını koydum: Ma...
  • Prof.Dr. Zafer Karaer yazdı: Yalvaç’ta Bir Gazete

    06 Şubat 2025 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Yazıma çok önemsediğim bir paragrafla başlamak istiyorum. Gazetecilik mesleği ve gazetecilik sektörü(gazete, radyo, televizyon, internet gibi kitlesel yayın organları) DEMOKRATİK TOPLUMLARDA anayasanın öngördüğü üç devlet gücü; yasama-meclis, yürütme-hükümet ve yargılama-mahkemeler yanında dördüncü güç -DENETLEME GÜCÜ olarak anılmaktadır… Ankara’da doğmuş ve yaşamına Ankara’da devam eden, ancak küçüklüğümden beri ailemle birlikte her yaz Yalvaçta tatilini geçiren, 2007’den itibaren ise Yalvaç’ta toplu konutlarda bir ev sahibi olarak daha ...
  • BÜYÜK BAŞKOMUTAN, BÜYÜK TAARRUZ, BÜYÜK ZAFER…

    30 Ağustos 2024 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    İkinci Viyana kuşatmasından (1683) tam 238 yıl sonra ilk defa Sakarya Meydan Muharebesinde toprak kaybedilmemiş, 22 gün 22 gece (23 Ağustos-13 Eylül) süren “HATTI MÜDAFAA YOKTUR, SATHI MÜDAFAA VARDIR. O SATIH BÜTÜN VATANDIR anlayışıyla gerçekleştirilen SAKARYA meydan savaşında kanlı çarpışmaların ardından durdurulan düşman, Sakarya Nehrinin batısına püskürtülmüş ve bağımsızlık yolunda en önemli adım atılmıştır, düşman ordusunu tamamen yurttan atmak amacıyla bir yıl kadar süren hazırlık döneminden sonra, 26 Ağustos 1922'de Başkomutan Mustafa Kem...
  • SOKAKTAN MECLİSE BÖYLE NEREYE?..

    24 Ağustos 2024 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    O gün sabah erken kalktım. Hava sakindi. Üç gündür dağdan esen sert ve şiddetli, aynı zamanda sıcak rüzgâr dinmişti. Denize gidebilirdim. Mayomu giydim ve yaklaşık 600 metre uzaklıktaki denize hızlı adımlarla kısa sürede ulaştım. Yaklaşık 1 saat deniz kenarında yürüyüş ve yüzmeden sonra biraz yorgun vaziyette dönüş yolunda, bahçesinde etrafı temizleyen 50-55 yaşlarında zaman zaman ayak üstü sohbet ettiğim Hakan’a rastladım. Kendisi mühendisti, zamanında İstanbul da şirketleri ve iyi bir hayatı olmuş, ancak hayatın acımasız yanlarını da yaşam...