Son Dakika


Yalvaç, Osmanlı arşivlerinin sayfaları arasında dolaşıldığında sıradan bir Anadolu kasabası olmadığını açıkça gösteren köklü bir ilim ve kültür merkezidir.
Arşiv kayıtlarında Yalvaçlı kadılar, mollalar ve müderrislerin isimleri karşımıza çıkıyor. Bu durum, buranın yalnızca bir yerleşim yeri değil; aynı zamanda ilimle, medrese geleneğiyle ve vakıf kültürüyle yoğrulmuş bir şehir olduğunu ortaya koyar.
XVI. yüzyılın sonlarından itibaren bölgeye yönelen yoğun göç hareketi, Yalvaç’ın cazibe merkezi hâline geldiğini gösterirken; değirmenlerden camilere, geniş arazilerden hayır kurumlarına kadar uzanan vakıflar da burada güçlü bir sosyal ve ekonomik hayatın varlığını kanıtlar.
İşte bir döneme damga vuran ilim ehillerinden bazıları;
1- Mevlâ Abdurrahman bin Şeyh Ali, Yalvaçta doğdu.
Daha sonra ilim tahsil etmek için Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul’a gelmiş, dönemin âlimlerinden çeşitli ilimler öğrenmiştir. Ardından dönemin tanınmış âlimlerinden Kara Çelebizade Mehmed Efendi’nin hizmetine girerek onun yanında mülâzım olmuş ve bu sayede ilmî kariyerinde ilerleme imkânı bulmuştur.
Medrese eğitimini tamamladıktan sonra kırk akçe yevmiyeli bir medreseden ayrılmış ve yeni bir görev beklerken, 1031 yılı Cemaziyelevvel ayında Kara Yahya Efendi’nin yerine Merdümiyye Medresesi’ne müderris olarak atanmıştır.
Daha sonra Hayreddin Paşa Medresesi, Davud Paşa Medresesi, Hoca Hayreddin Medresesi, Mustafa Ağa Medresesi gibi kurumlarda müderrislik yaptı.
Daha sonra Osmanlı ilmiye teşkilatının en yüksek öğretim kurumlarından sayılan Sahn-ı Seman Medresesi birine tayin edilerek büyük bir başarı elde etmiştir. Ardından Hankâh Medresesi ve daha sonra Haseki Sultan Medresesi müderrisliklerine getirilmiştir.
Hicri 1049 (1640)yılı Rebîülevvel ayında ise Süleymaniye Medreselerinden birine tayin edilerek daha da itibarlı bir göreve yükselmiştir.
1050 (1641) yılı Cemaziyelevvel ayında alınan bir kararla, ertesi yılın Muharrem ayının başından itibaren Mekke kadılığına atanmıştır.
1053 (1644) yılında Balıkesir kadılığı da kendisine ek görev olarak verilmiştir.
Bir süre daha bu görevlerde bulunduktan sonra 1055 (1646) yılı Ramazan ayında vefat etmiştir. Cenazesi, Edirnekapı dışında bulunan Sırt Tekkesi civarına defnedilmiştir.
2- Yalvaçlı Molla Hasan Efendi, medrese tahsilini tamamladıktan sonra ilmiye sınıfına intisap ederek müderrislik görevinde bulunmuştur. Kaynaklarda ilmiye mensubu bir âlim olarak zikredilen Hasan Efendi, Hicrî 1193 yılı Rebîülâhir ayında (Milâdî Nisan–Mayıs 1779) vefat etmiştir. Kabri Topkapı’dadır
3- Yalvaçlı olan Mahmûd Efendi, medrese tahsilini tamamladıktan sonra ilmiye teşkilatında müderrislik görevinde bulunmuştur. Müderrisliğin ardından Hicrî 1203 yılı Şaban ayında (Milâdî Mayıs 1789) Yenişehir mollalığına tayin edilmiştir. Daha sonra Bursa kadılığı görevine getirilerek burada hizmet etmiştir. Mahmûd Efendi, Hicrî 1211 (Milâdî 1796–1797) yılında vefat etmiş olup kabri Eyüp’te yer almaktadır.
4- Yalvaçlı olan Molla Mehmed Efendi, medrese tahsilini tamamladıktan sonra ilmiye teşkilatında müderrislik görevinde bulunmuştur. Daha sonra Hicrî 1229 yılı Rebîülevvel ayında (Milâdî Şubat–Mart 1814) Selanik mollalığına tayin edilmiş, ardından Bursa mollalığı görevini üstlenmiştir. İlmiye kariyerindeki ilerleyişi sonucunda Hicrî 1240 (Milâdî 1824–1825) yılında Mekke payesi ile taltif edilmiştir.
5- Yalvaçlı olan Molla Osmân Efendi, iyi bir medrese tahsili görerek ilmiye sınıfına intisap etmiştir. Eğitimini tamamlamasının ardından müderrislik görevine başlamış, daha sonra sırasıyla Konya, Tire ve Manisa’da kadılık makamlarında bulunmuştur. Bir süre İstanbul’da Şeyhülislâm Bostanzâde’nin maiyetinde de hizmet eden Osmân Efendi, kaynaklarda dindar ve salih bir kimse olarak anılmaktadır. Hicrî 1037 (Milâdî 1627–1628) yılında vefat eder.
Yalvaç’ın yetiştirdiği isimler ise bu kadim şehrin ne kadar derin bir birikime sahip olduğunu gösterir. Osmanlı’nın en önemli makamlarından biri olan Mekke kadılığına kadar yükselen bir Yalvaçlı âlimin varlığı, bu toprakların ilim geleneğinin ulaştığı seviyeyi ortaya koyar.
Yine Osmanlı’nın en büyük ve en önemli şehirlerinden biri olan Bursa’da kadılık makamına getirilen Yalvaçlı bir isim, bu küçük görünen şehrin aslında ne kadar büyük insanlar yetiştirdiğinin en açık delillerindendir.
Bütün bunlar Yalvaç’ın hem soy hem de coğrafya bakımından güçlü bir kültürel mirasa sahip olduğunu gösterir. Bu topraklar, asırlardır nice âlimler, kadılar, müderrisler ve devlet adamları yetiştirmiştir. Ne var ki bugün bu büyük miras çoğu zaman bilinmez, anlatılmaz ve yeterince öğrenilmez.
Okulda öğrenciye anlatmazsak, halka anlatmazsak, gündemimiz konser var mı? Mevlüt yemeği var mı? Olursa, bu değerleri unuturuz. Nitekim mezarlarını bile bilmiyoruz.
Bu kişiler Yalvaç doğumlu kayda alınırken esâsen bunlar Yalvaç’ın Hisarardı, Sofular, Görgü gibi mahallelerinden olan kişilerdir.
Oysa Yalvaç’ın geçmişi, yalnızca bir şehrin tarihi değil; aynı zamanda Anadolu’nun ilim, vakıf ve medeniyet geleneğinin canlı bir yansımasıdır.
Bu yüzden Yalvaç’ın değerini bilmek, onun yetiştirdiği büyükleri tanımak ve bu mirası gelecek nesillere aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü bu şehir, hatırlandıkça büyüyen; anlatıldıkça anlam kazanan büyük bir tarihin adıdır.
Gelin bu tarihe hep beraber sahip çıkalım.
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.