• MODA YAPI
  • ISPARTA PETROL Yalvaç’ta

logo

Sizce Hangisi?


Prof.Dr. Hulusi Doğan
hulusidogan@mu.edu.tr

Yönetim derslerinde liyakat ve nepotizm (kayırmacılık) konuları öğrencilerin oldukça ilgisini çekebilmektedir.

Öğrencilerin üniversite eğitiminin hemen ardından iş bulma arayış ve endişesi içinde olmaları da bunda etkili olabilir. Öğrencilerin her türlü torpil ve kayırmacılığa karşı olduklarını derslerimde hep görmüşümdür. Ancak bir dersimde yaşadığım tecrübe beni derinden sarsmıştı. Nepotizm (kayırmacılık) konusunu işlediğimiz bir derste, yine öğrenciler kayırmacılığın asla doğru ve etik olmadığını dile getiriyorlardı. Sırasıyla söz alan öğrenciler torpil ve kayırmacılığa sürekli veryansın ediyorlardı. Hatta çoğu zaman derse katılmayıp arka sıralarda sessizce oturmayı tercih edenler bile o gün kükremiş aslanlar gibiydi. Gençlerin hem haksızlığa olan duyarlılıkları, hem de derse yoğun katılımları keyfimi artırmıştı.

Öğrencilerin uzun soluklu yorum, hatta olumsuz örnekler üzerinden eleştiri ve feryatlarını sabır ve dikkatle dinledim. Adeta içlerini dökmüş rahatlamışlardı. Ardından öğrencilere “Sonuç olarak anlaşılıyor ki hiçbiriniz kayırmacılığı doğru bulmuyorsunuz değil mi?” diye sordum. Eksiksiz olarak tüm sınıf “evet” cevabını verdi. İşte o anda ağzımdan ikinci bir soru çıkmıştı bile? “Gençler eğer sizin lehinize bir torpil-kayırmacılık yapılacak olsaydı tavrınız ne olurdu?

Örneğin işe alınmanız için size torpil-kayırmacılık yapılsaydı bunu kabul eder miydiniz? Yoksa yine etik bulmadığınız için red mi ederdiniz?” diye sordum. Sınıfta bir süre sessizlik olmuştu. Belki de çoğu öğrenci böyle bir soru beklemiyordu. Ya da hayatı, ekonomik koşul ve zorlukları, ilke ve değerleri herşeyi yeni baştan sorgulayıp hepsini kendi akıl ve vicdan keselerinde tartıyorlardı. Bu sessizliğe ikinci bir cümleyle kapı araladım.

Öğrencilere “Arkadaşlar bu soruma açık yüreklilikle ve tüm samimiyetinizle cevap vereceğinize inanıyorum. Kayırmacılık lehime de olsa kabul etmezdim diyenler lütfen el kaldırsın!” dedim. Belli bir suskunluğun ardından, el kaldıranlar bir elin parmakları bile etmiyordu.

Hak, adalet, vicdan gibi sözcüklerin yerini derin bir sessizlik almıştı. Bu kadar ateşli söylem ve savunuculuk sonrası kalkan el sayısı beni de tam anlamıyla hayal kırıklığına uğratmıştı. Şaşkınlık ve hayal kırıklığını biraz üzerimden attıktan sonra öğrencilere yeni sorular yönelttim. “Arkadaşlar hepiniz kayırmacılığın doğru ve etik olmadığını biraz önce hep birlikte dakikalarca anlattınız. Eleştirdiniz ve sitem ettiniz. Şimdi lehime olursa neredeyse tamamınız ben de kabul ederdim diyorsunuz? Bu tuhaf değil mi, çelişki değil mi?” diye sordum.

Öğrencilerin verdiği cevap, ileri sürdükleri gerekçeler de ilginçti. “Hocam herkes torpil arıyorsa başka çareniz kalmaz”, “Hocam torpilsiz giremeyecekseniz, siz de ararsınız”, “Hocam herkes torpil arıyorsa, sizin dürüstlüğünüz saflık olur” gibi cevapları sıraladılar.

Ben de kendilerine şu soruları sıraladım.

Biz başkaları kadar mı dürüst olmak zorundayız?
Başkalarının olumsuz eylemleri, bizim de o tür davranışlar göstermemiz için yeter neden midir? Olumsuzluklardan şikayet etme hakkımız, kendi çıkarımıza kadar mı sürmektedir?

Kendi çıkarımıza olduğunda sessiz kalıyorsak, başkalarından, toplumdan nasıl ve niçin şikayetçi olabiliriz? Bizim dürüstlüğümüz menfaat dürüstlüğü mü?

Yoksa erdem dürüstlülüğü mü?

Hangisi?

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Prof. Dr. ÖZHANLI Yazdı: Kırkbaş Köyü Hodulca Mevkii

    25 Kasım 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    KIRKBAŞ KÖYÜ HODULCA MEVKİİ Prof. Dr. Mehmet ÖZHANLI Canlılar arasında en zeki ve en tembel varlık olan insan, yeni bir şeyi yoktan var etmedi.  Sahip olduğu ve icat ettiğini düşündüğü her şey dünyada zaten vardı. İnsan, sadece onun farkına varıp onu iyi, kötü, kutsal, uğurlu, uğursuz, faydalı, faydasız, aydınlık, karanlık gibi sıfatlarla nitelendirerek kendine göre isimlendirip anlamlandırdı ve de çıkarına uygun şekillendirerek kullandı. İşine gelen yerleri kutsal, işine gelmeyen yerleri ise kötü ve uğursuz olarak nitelendirdi. Tıpkı Hodulca...
  • Gelincikana

    21 Kasım 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    “Sahip olduklarının farkında olmayan toplumlar, hep başkalarına muhtaç olurlar.” Kalın, yüksek bir sur gibi uzanan Sultan Dağlarıyla Karakuş Dağlarının birleştiği yerde yükselen sivri dağ, girland taşıyan bir melek (Genius) gibi iki dağ sırasının başlangıcını/bitişini elinde tutar. Afyon, Akşehir ve Yalvaç’ı birbirine bağlayan bir köşe taşı gibi duran dağ, üç ovaya hâkim 2675 m yüksekliğindedir. İki dağ sırası arasında bir gelin gibi süzülen bu dağı, yöre halkı da geline benzettiği için “Gelincikana” diye isimlendirmişler ve onunla ilgili ço...
  • Koronavirüs ve gençlik

    14 Kasım 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Koronavirüsün ülke ekonomisinde yol açtığı değişiklikler gibi, okullarından mezun olarak iş arayan veya üniversitede okuyacağı bölümü seçmek üzere olan gençlerimizi de etkiledi. Birkaç ay önce okullarından mezun olan lise öğrencilerinin bir kısmı işgücü piyasasına katılmak üzere iş arıyor, bir kısmı da üniversitelerini ve bölümlerini seçtiler. Yine benzer bir şekilde üniversitelerinden yaz aylarında mezun olan çok sayıda gencimiz işyerlerinin kepenk indirdiği bir dönemde iş bulmaya çalışıyor. Lise son sınıf öğrencilerinin pandemiden ön...
  • Cahilin Eline Ateşi Vermek

    30 Ekim 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Mitos, öylesine anlatılan uydurulmuş hikâyeler değildir. Oluşturulan hikayeler, seçilen karakterler ve kullanılan birçok şey verilmek istenen mesajlara yöneliktir. Titan soyundan olan Prometheus’u herkes duymuştur. Tanrının emrine karşı çıkan Prometheus’a, Zeus’un yaptığı bir açıklama doğruluğunu hiçbir zaman yitirmeyecek bir gerçeği ortaya koymaktadır. Söz konusu mitos kısaca şöyledir: Tanrı, kendisine karşı yaptıkları kurnazlıktan dolayı insanları ateşi ellerinde alarak cezalandırmıştı. Prometheus, Tanrıdan ateşi çalarak insanlara vermiş v...