logo

reklam

Hisarardı’nda Masır mı, Mansur mu?

Bekir MANAV – Tarihçi/Araştırmacı Yazar
Tarih Kültür Araştırma Derneği (Tarih-Der) Başkanı

 

Bazen bir kelime, bir köyün geçmişine açılan kapıdır…

Ve bazen o kapı, sandığımızdan çok daha derin bir sır saklar.

1840 tarihli nüfus defterine baktığımızda açık ve net bir kayıt görünüyor:

“Mahalle-i Mansur der Hisarardı”

Yani bugün halk arasında “Masır” diye bilinen yerin aslı büyük ihtimalle:

MANSUR.

Fakat işin ilginç tarafı burada başlıyor…

Bu adı kime sorduysam, kimse “Mansur” demiyor.

Halk hafızası başka söylüyor, arşiv başka…

Ama Osmanlı hattı temiz, net ve tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık: Mansur.

Peki nedir bu Mansur?

Bir kişi mi? Bir şeyh mi? Bir hatıra mı?

Yoksa Hisarardı’nın unutulmuş kimliği mi?

Hisarardı sıradan bir yer değil…

Zamanında nüfusu Yalvaç’ı geçmiş,

İçinden tasavvuf ehli insanlar çıkmış bir yer.

İbrahim Efendi… (İhbar Billezi)

Ozan Sururi…

Ve belki de en önemlisi:

Yalvaçlı Şeyhi Hasan Efendi… (Hisarardılı)

Hasan Efendi eserinde kendini şöyle anlatıyor:

“Benim adım Hasan, lakabım Şeyhi’dir
Yalvaç’tandır yurdum, Hisarardı mekân…”

Ama asıl dikkat çeken şey bu değil.

O, kendini bir silsileye bağlıyor…

Nureddin’den, Cemaleddin’den, Molla Habib’den geçerek

Şirvanlı Seyyid Yahya’ya uzanan bir yol…

Yani bu küçük yer, sadece bir mahalle değil…

Bir tasavvuf hattının parçası.

İşte tam burada “Mansur” kelimesi tekrar anlam kazanıyor.

Osmanlı döneminde “Mansur” sıradan bir isim değil, çoğu zaman saygın, seçkin, manevî değeri olan kişilere verilen bir unvan.

Acaba Hisarardı’ndaki “Mansur Mahallesi” böyle bir zatın hatırası mı?

Yoksa bir dergâhın izi mi?

MANSUR adı ise salnamelerde bu dönem için şeyhlere, hocalara, saygın kişilere verilmiş bir ad olarak kullanılmıştır. Hisarardın’da mahalle adı olan bu kelime bu anlamda kullanışmış olmalıdır diye şahsi düşüncemdir.

Hasan Efendi ŞEYHİ mahlası kullanıyor.

Eserindeki GÜNÜMÜZ Türkçesine uyarlanmış şu mısralar çok bilgi veriyor:

Bu eserin adı “İyilere Armağan”dır
Dilerim Rabbim katında kabul bulur
Bir nur gibi doğdu bu gönül hediyesi
Gönlü temiz olan onu sevinçle alır
________________________________________
Ben aciz, yoksul bir kulum ne diyeyim
İyiler kabul ederse ne büyük baht bana
Bu sözler gönülden dökülen bir niyazdır
Değerini bilen bulur onda mana
________________________________________
Şeyhler yol gösterir dertli gönüllere
Onların himmeti dağları bile aşar
Nureddin’den gelir bu kutlu silsile
Cemaleddin ile gönüllere ulaşır
________________________________________
Molla Habib ile yol daha da güzelleşir
Şirvanlı Yahya ile nur tamam olur
Bu yol Peygamber’e kadar uzanır
Hakikat ehline kapılar hep açık olur
________________________________________
Allah razı olsun o büyüklerden
Biz de onların yolunda olalım daim
Onların izinde yürüyen kullar
Haktan ayrılmaz, kalır doğru yolda kaim
________________________________________
Benim adım Hasan, lakabım Şeyhi’dir
Yalvaç’tandır yurdum, Hisarardı mekân
Küçük bir yer ama gönlü geniştir
Havası su gibi, gönüller iman
________________________________________
Halkı sert görünse de özü temizdir
Dilerim sonları imanla olur
Bu sözler bir nasihat, bir hatıradır
Okuyan gönüllerde iz bırakır
Umarız herkes gider iman ile
Ey Allah’ım, herkese rahmet eyle
Bağışla günahlarımı merhametinle
Beni gazabınla sakın imtihan eyleme
________________________________________
Bizi belalardan emin kıl daima
Gönlümü huzurla doldur, koru
Ey merhametlilerin en merhametlisi
Sana sığınır bu aciz kulun yolu

Hasan Efendi Afyonkarahisar’a göç etmiş ve 1634 yılında vefat etmiş.

Eserinden anlaşıldığı üzere halveti tarikatındandır.

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.