Son Dakika


Avcı toplayıcı dönemde vurduğu ve bulduğuyla yetinen insanlar, ürün elde etmeyi öğrenince doyumsuz bir hâl aldılar ve hep daha çok, daha çok istemeye başladılar. Başını sokacak bir dam, ürün elde edebilecek küçük bir tarlayla başlayan isteklerin ardı arkası gelmedi, gelmeyecekte… O dönemde ideolojilerden haberdar olmayan, sürüngen beyinli insan, hayatta kalabilmek için her yolu kendisine mübah gördü. Güçlünün hayatta kaldığı o dönem için bu davranış normal karşılanabilir. Ancak insan türü, hayvanları evcilleştirip doğayı işleyerek ürün elde etmeyi öğrendikten sonra toplu yaşamaya başladı ve birçok konuda tecrübelendi. Toplu yaşamak, olmazsa olmaz kuralları zorunlu kılar. Aksi hâlde ne kavga biter ne de savaş. Yerleşik hayata geçip doğayı işlemeye başlayan insan, doğanın müthiş bir ahengi olduğunu fark etmiş olmalıdır. Doğada, birbirini takip eden ancak zıtlıklar üzerinde denge sağlayan bir ahenk vardır. Geceyle gündüz ve mevsimlerin döngüsü, büyük bir uyumla birbirini takip eden ve içerisinde en büyük zıtlıkları barındıran bir devinimdir. Evrende gerçekleşen olaylar, ister bir tanrıya bağlansın ister “doğa kanunu” olarak nitelendirilsin; meydana gelen uyum ve değişmez kurallar gerçeğini değiştirmez.
Uygarlık tarihine bakıldığında insanlar, avcı toplayıcılık döneminde sadece hayatta kalma mücadelesi verirken; yerleşik hayata geçip ürün elde etmeye başladığı dönemden itibaren yaşamsal mücadelenin yanı sıra mülkiyetçilik, daha rahat yaşam koşulları oluşturma, hükmetme vb. mücadele alanları da ortaya çıktı. Yüzyıllar boyunca yaşanan vahşetin ardında, nihayet insan toplu yaşamanın belli kurallara bağlı olduğunu öğrendi ve toplumsal kurallar oluşturmaya başladı. Böylece devlet denilen sistem ortaya çıktı. Tanrı krallarla başlayan teokratik yönetim biçimi zamanla monarşi, oligarşi, demokrasi, liberalizm, sosyalizm, komünizm vb. farklı fraksiyonlarla çeşitlenip uygulanmaya çalışıldı. Ancak Neolitik Dönemde ilk çit çekilip mülkiyetçilik başlatıldığı gün, dünyanın kapitalizme teslim olacağı belliydi. İmparatorluklar dönemi, bütün dünyaya ve halklara egemen olmak isteyen açgözlü, zalim yöneticiler ortaya çıkardı. Tanrı’nın gönderdiği peygamberler de bu zalim yöneticiler ve daha sonra ortaya çıkacak bunlar gibilerini engellemeyi başaramadılar. Başaramadıkları gibi zamanla kapitalist yönetimlerin çıkarlarına hizmet eden aygıtlara dönüştüler.
Milyonlarca yıl edinilen tecrübeler, insan yaşamına bir denge getirdi. Yaşanan korkunç savaşlar ve felaketler sonucu halkların ve ülkelerin sınırları belirlendi ve ülkeler, istemeden de olsa birbirlerine ve sınırlarına saygı duymak zorunda kaldılar. Ancak sanayi devrimi, dünya üzerinde yeni dinamikler meydana getirdi. Sanayileşen Avrupa ülkeleri, dünyanın geri kalanını sömürecek kolonyal bir emperyalizm geliştirdiler. Birinci Dünya Savaşı, ulus devletleri ortaya çıkararak dünya haritasını değiştirdi. Vladimir İlyiç Lenin, 1917 Şubat Devrimi’nin herkesin eşit haklara sahip olduğu sosyalist bir yaşam vaadiyle yapılmış olsa da Josef Stalin’in başkanlığında tam bir felakete dönüştü. Milyonlarca insan, Sibirya kömür ocaklarında ve sudan bahanelerle öldürüldü ya da sürgüne gönderildi. Eşitlikçi sosyal bir yaşam vaadiyle ortaya çıkan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), Asya halklarının felaketine dönüştü.
Benito Mussolini ve Adolf Hitler’in milliyetçi ideolojisi, milyonlarca insanın ölümüne sebep olup Avrupa Kıtası’nı kana boyadı. İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı maddi ve manevi yıkım, Birleşmiş Milletler, Uluslararası İnsancıl Hukuk, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi vb. kuruluşların ve organizasyonların ihtiyacını ortaya koymuştur. Ve dünya devletleri, kendilerini garantiye almak için bu uluslararası organizasyonların içinde yer almışlardır. Her ne kadar dünyada adaleti sağlamak için üst kurumlar oluşturulsa da evreni dengede tutan zıtlardır. Bu zıtlardan biri ortadan kaldırıldığında denge bozulur. Dünyadaki kapitalist sistemi uzun yıllar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sağladı. Sosyalist sistem, çok adil olduğu için değil, kapitalizmin rahat hareket etmesine engel olduğu için dengeliyordu. Ne zaman SSCB çöktü, bütün siyasi dengeler bozuldu. Yıllarca Allahsız komünist olarak tanımlanıp şeytanlaştırılan sistem çökmüş; din, ırk ve diğer ideolojiler derin bir nefes almıştı. SSCB’nin çökmesi en çok da Amerika’nın işine geldi. Dünyanın en büyük gücü hâline gelen Amerika, dünya haritasını yeniden kendi çıkarına uygun şekilde değiştirmeye başladı. Her gün farklı ülkelerde sorun çıkarıp, adalet ve demokrasi götürme yalanıyla bu ülkelere çökmektedir. Bin yıllarca dünyayı sömüren Roma İmparatorluğu’nun, daha korkunç silahlara sahip bir devamıdır Amerika. Hem kapitalist hem de emperyal olan Amerika, Donald Trump gibi başkanlarla Hitler ve Stalin’i rahmet okutacak gibi.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun eşiyle beraber sarayında paketlenip Amerika’ya götürülmesi, dünyanın çıkacak çivisinin kalmadığını belgeliyor. Bu olay, uluslararası adaleti sağlayan bütün kurumların çöktüğünün; kapitalist, emperyal zihniyete sahip diktatoryal yönetimlerin dünyayı yeniden büyük bir kaosa sürükleyeceğinin habercisidir. Bir ülkenin seçilmiş başkanının adi bir suçlu gibi bir başka devletin güçleri tarafından alınıp götürülmesi ve düzmece biçimde yargılanması, hak, hukuk ve adaletin tamamen bittiğini kanıtlamaktadır. Bu korkunç duruma sessiz kalanların, bir gün Maduro’yla aynı akıbeti yaşamayacaklarını kimse garanti edemez. İşte o zaman, ulusal ve uluslararası adaletin olması gerektiğini anlayacaklardır. Çin ve Hindistan gibi her alanda ciddi potansiyele sahip olan devletlerin de kapitalist ekonomik sisteme geçiş yapması, bu sömürü düzeninin daha uzun süre devam edeceğini garantiliyor.
Jack London, “Demir Ökçe” kitabında, “Kapitalizm canlı bir organizma gibi hareket eder, karşılaştığı şeyleri hızlı bir biçimde kendine dönüştürüp kullanma becerisine sahiptir.” der. Çok doğru bir tespittir. Kapitalizm, insanın doğasında var olan bir duygudur. Yani insan, doğuştan mülkiyetçidir. Kapitalist yönetim, bu duyguyu parlatıp diğer duyguların önüne çıkararak doyumsuz, tüketici bir toplum yaratır. Bütün ideolojileri içine alıp küresel boyutta tekleşen kapitalizm, dünyanın ve insanların dengesini bozdu. Vitrini cezbedici şeylerle süslenmiş bu sistem, insan öğüten bir değirmendir.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER