• MODA YAPI
  • ISPARTA PETROL Yalvaç’ta

logo

reklam

Aydın Hanım


Dr. Yurdagül Atun
yurdagulBEYOGLU@hotmail.com

“Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır” der Andre Gide…

Bana göre röportajlar da öyle.

Hele hele bu kişiler tarihin önemli dönemlerine tanıklık etmişlerse her ölümde biraz daha eksildiğimizi, toplumsal hafızayı aktaracak neferlerin bizi terk etmesiyle işimizin daha da zorlaşacağını düşünüyorum zira geçmişi anlatan olmayınca, geleceğimizi kendi görüş ve istekleri doğrultusunda dizayn etmek isteyenlerin işinin kolaylaştığı düşüncesindeyim.

İşte bu yüzden tarihe tanıklık etmişlerin her kaybında içimi ölüm acısının yanı sıra bir başka hüzün kaplıyor.

Gide’nin hesap, ben de röportajlarla geçmişe dair anıları kurtarıyorum naçizane…

***

Aydın hanımla, Rauf Denktaş’ın vefatından 7-8 ay sonra Yılan adasındaki evlerinde bir röportaj gerçekleştirmiştik.

Yılan adası dediysem öyle koca bir ada gelmezsin gözünüzün evine. Karaoğlanoğlu semtinin denize yılan gibi uzanan kısmında yan yana iki ev.

Hani öyle kimilerinin anlattığı gibi hanları hamamları yoktu Denktaş çiftinin. Hiçbir zaman da zengin bir aile olmadılar.

Ne ganimetleri vardı, ne de devlet imkanlarını kendi aileleri için kullandılar. Benim bildiğim rahmetli Denktaş’larda devlet memuru olan da yoktu. Oğulları Raif ve Serdar Denktaş seçilmişler olarak Parlamentoya girdiler o kadar. Torunlardan tek bir kız devlet memuru oldu. Diğerleri devlet memuru olup çantayla maaş almak yerine serbest iş yaptı, büyük sıkıntılar çekti. Ki şayet Denktaş ailesi ganimet yiyen ve devlet imkanlarını şahsi işlerinde kullanan bir aile olsaydı bugün rahmetli Raif Denktaş’ın oğlu Can Denktaş hayatta olacaktı.

Neyse gelelim röportaja; Çok şey anlattı o gün Aydın hanım.

Rauf beyle tanışmalarından, çocuklarının vefatına kadar…

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmadan ötürü, Makarios hükümeti tarafından Ada’dan uzaklaştırılma cezası verilen Denktaş’ın, 1964-1968 yıllarını Ankara’da sürgünde geçirdiği yılları şöyle anlatmıştı Aydın hanım; “Çok zor bir sürgün hayatı yaşadık. Çünkü paramız gelmiyordu. Çocukların okul ihtiyaçları vardı. Komşularımız yardım ediyordu. Uçaklar çalışmadığı için annemden babamdan da haber alamazdım. Yani yalnız bir hayatımız vardı. Kötü günlerdi. Raif’in başına okulda ‘Niye Kıbrıs’ı terk ettiniz’ diye karla dolu taş atarak başını yardılar. Camdan bakarken çocuğu Nene Hatun yokuşunu çıkarken kanlar içinde gördüm. Yapılanlar Raif’in çok zoruna gitmişti. ‘Kıbrıs’a dönelim’ diye tutturdu fakat Papaz müsaade etmiyordu ki dönelim… Bir gün Rauf gizli yoldan adaya dönme kararı aldı. Raif de babasıyla gitmek için ağladı, sızladı ama Rauf, ‘anneni ve kardeşlerini sana emanet ediyorum’ diyerek avuttu kendisini. Nitekim Raif ikna oldu. Rauf da adaya çıkar çıkmaz yakalandı. 13 gün tutuklu kaldı.”

Bir özgürlük savaşçısı olan eşi Rauf Denktaş’la ilgili bir başka sırrı da şu sözlerle açıklamıştı; “1974 Mutlu Barış Harekatı yapıldığı zaman torun Rauf iki aylıktı. Rauf (Denktaş) silahında bir mermi saklamış. Eğer esir düşseymiş, silahtaki o mermiyle torun Rauf’u vuracakmış Rumların eline düşmesin diye…”

Oğulları Raif’in genç yaşta ölümüyle bütün hayatlarının altüst olduğunu ifade eden Aydın hanım, Tüm emelim babası gibi bir evlat yetiştirmekti, Allah bizden çok severmiş, yanına aldı” derken, oğulları Münir’in 7 yaşında bademcik ameliyatında hayatını kaybetmesini şu sözlerle anlatmıştı:

“Oğlum Münir’in bademcikleri çok şişerdi ama Rauf bademcik ameliyatından çok korktuğu için doktorların ısrarına rağmen Münir’i ameliyat ettirmek istemedi. Biz de babası Türkiye’ye gittiğinde ameliyat ettirelim dedik. Rauf bey Türkiye’deyken kararlaştırdık. Ameliyatı Doktor Burhan Nalbantoğlu yaptı. Çocuk ameliyatta aniden hayatını kaybetti. Rahmetli Hazım Remzi Ankara’ya gidince Rauf bizlerden haber alsın diye kendisini karşılamak istemiş. Hazım Remzi Rauf’a ‘başın sağ olsun’ deyince Rauf, annem hasta olduğu için o öldü sanmış, ‘annem mi öldü’ diye sormuş. ‘Yok oğlunu kaybettik’ demiş Remzi. Döndükten sonra Rauf ne bir şey sordu, ne söyledi. Yalnız benimle uzun bir süre konuşmadı. Yavaş yavaş acımızı bastırmaya başladık ama yine de bana kırgın olduğunu hissediyordum. Bir şeyler söylemek istiyor, söyleyemiyor, kızamıyordu. Daha sonraları,  ‘ben sana söylemedim mi zor bir ameliyat diye… Niye yaptırdın’ demişti. Çok iyi bir eşti. O acıya rağmen bana bir şey söylememişti.”

Acı anılarının yanında gülümsetenler de olmuştu röportajımızda. “Çok kıskançtım” diyen Aydın hanım, bir tiyatro oyununda eşini sahnedeki hanım oyuncudan kıskandığını söylemişti gülerek; “Bir gün beni Ankara’da bir tiyatroya götürmüştü. Orada ‘sahnedeki oyuncuya niye öyle bakıyorsun’ diye kıskançlık yapıp yarı buçuk (oyun bitmeden) eve getirmiştim. Bunu hiç unutamam. Ben kıskanırdım ama o bu hep hallerime güler, ‘boşuna sinir oluyorsun” derdi. Büyük bir lider, tabi ki sevenleri çoktu. Sarılıp öpen çok olurdu.”

Oysa kendisi öyle güzel, öyle kıskanılasıydı ki…

Nurlar içinde uyu Aydın hanım. Eminim orada daha mutlu olacaksın…

Etiketler: » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sonsuz Şükran (Çavuş) Köyü’nden almamız gereken ilhamlar…

    18 Ağustos 2019 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Konya’ya bağlı komşu ilçelerden Hüyük’e bağlı Çavuş Mahallesi’nde (Eskiden belediyelik olan bu yerleşim yeri büyükşehir yasası ile mahalleye dönüşmüş) oluşturulan Sonsuz Şükran Köyü, tüm Türkiye’nin ilgisini her geçen yıl daha çok üzerine çeken bir sosyal proje. Büyük bir tarih, kültür ve sanatsal altyapı potansiyeline sahip Yalvaç’ın, bu potansiyelin ne kadar küçük bir dilimini kullandığını anlamak için, burnumuzun dibindeki bu harika köye mutlaka gitmek gerek. Evet, burnumuzun dibinde. İlçemiz Yalvaç’a yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta ve...
  • İngiltere- Türkiye işbirliği KKTC’ye yansır mı?

    14 Ağustos 2019 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Financial Times’ta, geçen yıl çıkmış bir yazı. Birileri çevirdiyse de görmedim. Geçtiğimiz günlerde gözüme çarptı, şaşkınlıkla okudum. Laura Pitel’in Ankara’dan edindiği bilgilerle desteklediği makaleyi Peggy Hollinger ve David Bond kaleme almış. Yazıda özetle şu ifadeler yer alıyor: “İngiltere, Ankara ile ticaret ilişkisini geliştirmek istiyor. Türk yetkililer, Rolls-Royce'un hassas teknolojiyi kendileriyle paylaşmasını talep ediyor. Türkiye ve İngiltere Bakanları, beşinci nesil bir savaş uçağı geliştirmek için amiral gemisi ortaklığı...
  • DENETİM ve ÖZ DENETİM

    30 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Ne zaman denetim ve hesap sorma noktasında adil ve dürüst olursak; o zaman gelişmiş ülke ve gelişmiş insan oluruz. Kainat ve dünya düzeninden devlet, toplum ve aile düzenine, elbette kişinin bizzat kendi düzenine kadar; bilinen tüm düzenlerin işleyişi yönetim üzerinden kurgulanmıştır. Her yönetimin amacı düzene ait belirlenen hedeflere ulaşmaktır. İyi yönetim amaçlanan hedefe en uygun şekilde varandır. Denetim ise, içerden veya dışardan yönetim faaliyetlerini, eylem veya işlem olarak, denetlemeyi konu alan bir işlev veya yetkidir. Bazen d...
  • Türk toprakları nasıl el değiştirdi?

    30 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Dünyanın ilk 5 yıldızlı otellerinin bulunduğu, dünyanın en ünlü aktör ve aktristlerinin müdavimi olduğu tatil beldesi Maraş. Bundan 7 yıl kadar önce Amerikalı, AB’ li yetkililerin gizlice bölgeyi gezmesinin ardından “verildi, veriliyor” söylentileriyle haberlerimize konu olan Maraş, bugünlerde yine gündemin başköşesine yerleşti. Bu sefer haber bizden geldi. Hoşumuza da gitmedi değil. Düşünün dünyanın en güzel sahilinin halka açılması bir yana, Mağusa, o korkunç garabet yıkıntılardan kurtulacak. Maraş konusunda birçok haber, röportaj yaptı...