Son Dakika


Osmanlı-Rus Harbi bütün şiddetiyle devam ediyordu. Rus ordusu Balkanlarda ilerliyor hızla ilerliyordu.
İvraca… Bugünkü Bulgaristan sınırlarında Vratsa.
O günlerde Balkan dağlarının eteklerinde minarelerinden ezanların yükseldiği, Müslüman ve Hristiyan mahallelerinin yan yana uzandığı; çarşısında esnafın kepenk açtığı, fırınlarından sıcak ekmek kokularının yayıldığı bir Rumeli kasabası…
İvraca düşümüştü, İvraca’dan Sofya’ya uzanan yol artık hayati öneme sahipti. Eğer bu hat tutulamazsa Rus ilerleyişinin önü açılabilirdi.
İvraca Sofya yolu tutulacaktı.
Ama asker perişan, su yok, erzak yok, moral çökmüş. Kumandanlık kararını verdi.
Bu kritik hattın önemli bir noktasını tutma görevi YALVAÇ TABURU’NA verildi.
Yalvaç’ın köylerinden, kasabasından, ovasından çıkan askerler…aylar önce evlerinden ayrılan, analarını, babalarını, eşlerini, çocuklarını geride bırakan Yalvaçlılar artık yüzlerce kilometre ötede, Balkanların buz gibi havasında şehadet yolunda vatan savunmasındaydı.
Dönmek mi? Hiç düşünmediler belki de.
Tarih 13 Kasım 1877…
Sofya Kumandanlığından gönderilen telgrafta şu emir tarihe geçiyordu:
“İvraca’dan Sofya’ya … mühim bir noktaya vaz‘ etmek üzere Kazak Alayı binbaşılarından Mustafa Efendi’yi Yalvaç Taburuyla sevk eyledim…”
Telgraf bu kadardı, o mühim noktayı korumaya bizimkiler gidiyordu.
Bu görev onlara aittir.
Belki Gelendost tarafından gelen vardı.
Belki Hoyran köylerinden…
Belki Yalvaç’ın dağ köylerinden…
Belki daha önce köyünden birkaç saatlik mesafeden öteye hiç gitmemiş gençler vardı aralarında.
Ama şimdi önlerinde İvraca, Berkofça, Sofya vardı, arkalarında ise bin kilometre ötede bıraktıkları memleketleri vardı.
Her savunma da karşımıza Yalvaçlılar mı çıkacaktı?
Osmanlı Rus Harbinde, Yemen’de, Cihan Harbi’nde, KURTULUŞ SAVAŞI’nda, yetmedi eğitimde, payitahtta her yerde Yalvaç mı olacaktı.
Tarih nasıl bir misyon vermişti, Allah ne güzel bir kader yazmıştı tarihte.
Osmanlı Rus Harbi’nin adını duyunca ürkerim ben. Ne ızdıraplar yaşadık, ne bedeller ödedik, neler verdik bu süreçte.
Kaç baba oğlunun yolunu bekledi? Zaten taşra kıtlıkla, asâyişle, haksızlıkla nelerle boğuşuyor?
Kaç çocuk “Babam ne zaman gelecek?” diye sordu? Evlatlar atalarını sormakta haksız mı?
Kaçı Yalvaç’a yeniden dönebildi?
Kaçı Balkanların bir köşesinde, bugün mezarının nerede olduğunu dahi bilmediğimiz bir yerde kaldı?
Bilmiyoruz…Bilsek de elimizden bir şey gelmez. Biz elimizdekilere sahip çıkmıyoruz ki. Nasıl yükselirim, nasıl makamımı korurum, ona nasıl çelme takarım…
Ama bildiğimiz bir şey var:
13 Kasım 1877 tarihli Osmanlı belgesi, Yalvaç Taburu’nun Balkanlarda olduğunu ve İvraca-Sofya hattında önemli bir noktayı tutmak üzere görevlendirildiğini açıkça kaydediyor.
Yalvaç belki Anadolu’nun küçük bir kazasıydı…
Ama gerektiğinde evlatlarını Balkanların dağlarına kadar gönderecek kadar büyük bir yükün altına girmişti.
Bugün Yalvaç sokaklarında yürürken bunları hatırlayalım. Evlâtlarımıza dedelerinden bahsedelim. Dedelerinin mezarlarının bile nâsip olmadığından bahsedelim.
Büyük dedemizin mezarı nerede diye sorduklarında, bilmiyorum demeyelim, ya Çanakkale’de, ya Balkanlar’da, ya Yemen’de, ya da bir zamanlar vatan dediğimiz bir köşede diyelim.
Çünkü yaklaşık 150 yıl önce bu topraklardan çıkan insanların bir kısmı, aynı gökyüzünün altında fakat memleketlerinden yüzlerce kilometre uzakta, şehâdet yolundaydı.
İsimlerini henüz bilmiyoruz.
Hangi köylerden olduklarını tek tek bilmiyoruz.
Akıbetlerini de bilmiyoruz.
Ama var olduklarını biliyoruz.
Onlar bir Osmanlı telgrafının satırları arasından, yaklaşık bir buçuk asır sonra yeniden memleketlerine sesleniyorlar:
Biz Yalvaç Taburu’yduk…
Unutmayın bizi.
Rahmetle, minnetle ve gururla…
Mekânlarınız cennet olsun.
Kaynak: Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı-Rus Harbi (1877-1878), 110-9-1-3, Yer Bilgisi: 31-0-97, 13.11.1877.
Belgeyi Yalavaç -2- kitabımda yayınlayacağım.
Bekir MANAV

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER