logo

reklam

Bekir Manav Yazdı: KUMDANLI YÖRÜKLERİNDEN ALİ’NİN CEZALANDIRILMASI

OSMANLI ARŞİVİNDEN GERÇEK BİR HÜKÜM (1590’lar)

Yalvaç ve çevresinde bir grup tımar sahibi, başlarında tımar sahibi olan Kundanoğlu Ali’nin etrafında silahlı bir güç oluşturuyorlar. Yâni bir çete oluşuyor.

Kundanoğlu Ali kendini “serdar” ilan ediyor. Yani kendini belli bir otoritenin lideri, komutanı olarak ilan ediyor. Yani anlayalım diye söylüyorum Kundanoğlu Ali diyor ki, buralarda ağa da benim , paşa da.

Şikayete göre çok sayıda kişiyi hapsediyor, yargılıyor.

Yörük aşiretleri içinde vergi veren Elvan ve Halid’i yakalıyor hapsediyor. Bununla ilgilenen devlet yetkilisine de “10.000 akçe vermezseniz bırakmam!” diye haber gönderiyor.

Bunun üzerine payitahta şikayet edilmiş, karşılığında padişah 3.Mehmet hüküm veriyor.

“Suçları araştırılsın,
hakları sabit olursa ellerinden alınsın,
bağlanıp dergâh-ı âlîye gönderilsin!”

Bu olay bize neyi gösteriyor?
16. yüzyıl Anadolu’sunda düzen ve asayişte sıkıntılar başlamıştı. Örnekteki gibi tımar sahipleri bile zaman zaman isyan ederek yerel güç unsuru olabiliyor. Devlet, bu tür durumlara karşı sert müdahale ediyordu.
Bu sadece bir olay değil, aslında Celâli dönemine giden sürecin açık bir göstergesidir.
Hükümde geçen Hayreti olarak okunan muhtemel hatalı bir okumadır. Yalvaç bölgesinde Hoyran olmalıdır. Güzelce adındaki köy de Gökçe Ali olabilir ama emin değilim.

Metnin günümüz diliyle açıklaması:

“Sen ki Suviran kadısısın, daha önce Yalvaç kadısı olup sonra müfettiş olan Mehmed ile birlikte, yüce makamıma mektup gönderip bildirmişsin ki:

Karyede (köyde) oturan Hayreti adlı köyden ve diğer yerlerden beş bin akçe tımarı bulunan Kundanoğlu Ali ile, Güzelce adlı köyden ve diğer yerlerden iki bin akçe tımarı bulunan Kâbil ve Mahmud ve yine diğer yerlerden bin iki yüz akçe tımarı bulunan Oruç adlı sipahiler; Hatunoğlu, Osman, Emin, Veli ve diğer bazı eşkıyalarla birlikte yeniden toplanıp, adı geçen Kundanoğlu Ali ‘Ben serdarım’ diyerek birçok kimseyi yakalayıp şeriata aykırı olarak hapsetmiş ve onların akçelerini almıştır.

Yine hassa-i hümayundan (padişaha ait gelirlerden) Yörükân ikrar reayası olan Elvan ve Halid adlı kimseleri yakalayıp şeriata aykırı şekilde hapsettiklerinde, mukataa emini bunların durumunu çözmek için şer’i yoldan müdahale etmek isteyince, buna itaat etmeyip, ‘on bin akçe verirlerse serbest bırakırım’ diyerek karşı gelmiştir.
Ayrıca Ferhad adlı kimsenin yolunu kesip iki kolunu ve birçok eşyasını yağmalamışlardır. Bunlardan başka da zulüm ve taşkınlıklarının haddi yoktur. Eğer tımarları ellerinden alınıp haklarından gelinmezse Celâli olmaları kesindir diye bildirmişsin.
Bu arz ettiğin durum doğru ise, onların yakalanıp bağlanarak yüce kapıma gönderilmeleri emredilmiştir.

Oraya vardığında adı geçenleri şer‘î mahkemeye getirip, bu meselelerin yalnız bir defada çözülemeyeceğini ve üzerinden on beş yıl geçmemiş olayların taraflarını huzura getirerek şer‘î şekilde araştırıp inceleyesin. Üzerlerine sabit olan hakları tespit edip hüküm verdikten sonra hak sahiplerine verdiresin. Daha sonra isim ve kimliklerini yazıp, haklarında sabit olan meselelerin sicil suretleriyle birlikte, kendilerini bağlı ve tutuklu halde yüce kapıma göndermelisin.”

Bekir MANAV

Etiketler:
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.