Son Dakika


Son yirmi yılda iletişim teknolojilerinin gelişmesi, internetin hayatın merkezine yerleşmesi ve küresel ekonominin her noktaya ulaşmasıyla birlikte küçük ilçelerin ekonomik dengeleri de köklü biçimde değişti.
Bugün Yalvaç’ta faaliyet gösteren bir esnafın rakibi artık karşı dükkân değil; İstanbul’daki dev mağazalar, ulusal zincir marketler, internet alışveriş siteleri ve milyarlarca liralık sermayeye sahip şirketlerdir.
Eskiden ilçe merkezleri kendi ekonomisini büyük ölçüde kendi içinde döndürebiliyordu. Vatandaş kırtasiyeden ayakkabıcıya, züccaciyeden nalbura kadar ihtiyaçlarını yerel esnaftan karşılıyor, para ilçe içinde dolaşıyor ve aynı ekonomi tekrar yine ilçeye kazanç olarak dönüyordu.
Bugün ise durum tamamen farklıdır. Vatandaşın yaptığı alışverişin önemli bir bölümü ya internet üzerinden ya da ulusal zincir marketler aracılığıyla ilçe dışına çıkmaktadır. Kazanan artık yerel ekonomi değil, büyük sermayedir.
Özellikle zincir marketlerin yaygınlaşması, yalnızca bakkalları değil; züccaciyeyi, kırtasiyeyi, oyuncakçıyı, kozmetikçiyi, küçük elektronik satıcısını ve hatta zaman zaman manavı bile doğrudan etkileyen bir yapıya dönüştü.
Bir markette yüzlerce farklı ürünün satılması, uzmanlaşmış küçük işletmelerin müşteri kaybetmesine neden oluyor.
Üstelik bu zincirler, büyük satın alma güçleri sayesinde küçük esnafın ulaşamayacağı fiyatlarla satış yapabiliyor. Bu rekabet şartlarında aynı yöntemlerle ayakta kalmaya çalışmak, çoğu zaman ekonomik gerçeklerle bağdaşmıyor.
Bir diğer büyük değişim ise internet ticaretidir. Artık vatandaş bir ürünü satın almadan önce telefonundan fiyat karşılaştırması yapıyor. Yerel işletmenin kira, personel, vergi ve stok maliyetleriyle oluşturduğu fiyat, çoğu zaman dev e-ticaret şirketleriyle rekabet edemiyor. Bu durum yalnızca Yalvaç’ın değil, Türkiye’deki hemen her küçük ilçenin ortak sorunu haline gelmiş durumda.
ESKİ GÜNLERİN GERİ GELMESİ MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR
Bu tablo karşısında hâlâ “esnaf biraz daha çalışırsa, biraz daha reklam yaparsa eski günler geri gelir” -düşüncesi gerçekçi değildir. Çünkü sorun çalışma azlığı değil, ekonomik sistemin tamamen değişmiş olmasıdır.
Oyunun kuralları değişmiştir ve eski yöntemlerle yeni dönemde başarı beklemek çoğu zaman mümkün değildir. İşte tam da bu nedenle küçük ilçelerde faaliyet gösteren işletmelerin hedeflerini yeniden belirlemesi gerekiyor.
BÜYÜMEK ARTIK DOĞRU STRATEJİ DEĞİL Mİ?
Her işletmenin büyümesi gerektiği anlayışı artık sorgulanmalıdır. Daha büyük mağaza, daha fazla stok, daha fazla kredi ve daha yüksek kira her zaman daha fazla kazanç anlamına gelmiyor. Aksine birçok işletme, büyümeye çalışırken sermayesini tüketiyor.
Önümüzdeki yıllarda küçük ilçelerde başarılı olacak işletmelerin önemli bir kısmı belki de büyüyenler değil, kontrollü şekilde küçülmeyi bilenler olacaktır.
Daha düşük giderlerle çalışan, daha az personel istihdam eden, yüksek stok yükü taşımayan ve finansman maliyetini düşük tutan işletmeler ekonomik dalgalanmalara karşı daha dirençli olacaktır.
Bunun yanında ilçelerin geleceğini yalnızca ticarette aramak da doğru görünmüyor. Çünkü ticaret, artık büyük sermayenin hâkim olduğu bir alan haline geliyor. Oysa üretim hâlâ yerel ekonomilerin elindeki en önemli güçlerden biridir.
Tarımsal üretim, gıda işleme, yöresel ürünler, küçük ölçekli imalat, ahşap işleri, makine parçaları, tarım ekipmanları, hayvancılığa dayalı ürünler ve katma değer oluşturan üretim faaliyetleri, dışarıdan kolayca taşınamayacak ekonomik alanlardır.
TİCARETTE AZALAN AVANTAJI ÜRETİMDE ARAMAK
Bir ilçeyi zenginleştiren sadece mal satmak değildir; mal üretmektir. Çünkü ticarette çoğu zaman mevcut para el değiştirirken, üretimde yeni bir değer ortaya çıkar.
Dışarıya satılan her ürün ilçeye yeni gelir kazandırır. Buna karşılık dışarıdan alınan her ürün ise yerel ekonomiden para çıkışı anlamına gelir.
Yalvaç’ın geleceği açısından da temel soru şudur: Sürekli tüketen ve aracılık yapan bir ekonomi mi olacağız, yoksa üreten bir ilçe olmayı yeniden başarabilecek miyiz?
Elbette ticaret tamamen terk edilsin demek mümkün değildir.
Yerel esnaf, bu şehrin sosyal dokusunun vazgeçilmez unsurudur.
Ancak artık her alanda rekabet etmeye çalışmak yerine belirli ürün gruplarında uzmanlaşmak, kişiye özel hizmet sunmak, teknik bilgi gerektiren alanlara yönelmek ve büyük sermayenin girmekte zorlanacağı niş sektörlerde faaliyet göstermek çok daha akılcı görünmektedir.
Kamu kurumlarının da bu yeni gerçekliği görmesi gerekiyor. Küçük ilçelerde sürekli yeni iş yeri açılmasını teşvik etmek yerine, üretim yapacak girişimlere, kooperatifleşmeye, tarımsal sanayiye, küçük imalata ve katma değer oluşturacak yatırımlara öncelik verilmelidir.
Çünkü geleceğin ekonomik rekabetinde yalnızca dükkân sayısı değil, üretilen değer belirleyici olacaktır.
KÜRESELLEŞMEYLE KÜ-YERELLEŞEREK DİRENMEK
Küreselleşmeyi durdurmak mümkün değildir. Zincir marketleri de, internet alışverişini de ortadan kaldırmak mümkün değildir. Asıl mesele bunlarla mücadele etmeye çalışmak değil, onların güçlü olduğu alanlardan çekilip güçlü olabileceğimiz alanlara yönelmektir.
Belki de artık Yalvaç’ın önündeki en önemli soru şudur: Daha büyük dükkânlar açmanın peşinden mi koşacağız, yoksa daha çok üreten, daha az borçlanan ve daha sağlam ayakta duran bir ekonomi mi kuracağız?
Bu sorunun cevabı yalnızca esnafın değil; yerel yöneticilerin, meslek odalarının, yatırımcıların ve hatta tüketicilerin vereceği ortak kararla şekillenecek. Çünkü küçük ilçelerin geleceğinde asıl mesele büyümek değil, değişen ekonomik düzende ayakta kalabilmektir.
Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER