Son Dakika


Bekir MANAV – Tarihçi/Araştırmacı Yazar
Tarih Kültür Araştırma Derneği (Tarih-Der) Başkanı
Arşivlerde Yalvaç ve Yalvaçlıların milli ruhunu yansıtan önemli bir belge daha.
Yalvaç ile çalışırken denk geldiğim bir belge.
Milli Savunma Bakanlığı ATASE arşivindeki belge özet olarak Yalvaç Mustahfız Taburunu Mudanya’dan almak üzere Persud Vapurunun görevlendirildiğini ve gerekli hazırlığın yapılmasını içeriyordu.
Belge Tarihi: 23.Haziran.1877 Yani Osmanlı Rus Harbi, yani dünyanın en kanlı savaşlarından birinin şiddetliği andı bu tarih.
Osmanlı hem siyasi hem de ekonomik olarak en zayıf zamanlarından birinde bu savaşla yüzleşti.
Sultan Abdülaziz’in halledilmiş, V. Murad’ın kısa saltanatı ve II. Abdülhamid’in tahta çıkışı devlet mekanizmasını yormuştu. Yeni ilan edilen Meşrutiyet ile Meclis-i Mebusan henüz çok taze ve tecrübesizdi. 1875 yılında Osmanlı borçlarını ödeyemeyeceğini açıklamış (Ramazan Kararnamesi), maliye tamamen çökmüştü. Savaşın finansmanı imkansıza yakındı.
Öte yandan Ordu içinde “Alaylı” ve “Mektepli” subay çatışması vardı. Ayrıca İstanbul’daki Yıldız Sarayı ile cephedeki komutanlar (Gazi Osman Paşa, Ahmed Muhtar Paşa) arasında iletişim ve yetki sorunları yaşanıyordu.
24 Nisan 1877 yılında Osman Rus Harbi (93 harbi) resmen başlamıştı. Haziran 1877 geldiğinde Ruslar Tuna Boyuna Balkanlara ve Kafkasya’ya şiddetli bir taarruz başlatmıştı.
Ancak Osmanlı’nın buna karşılık verecek askeri yetersizdi. Devlet tüm yedek askerlerini orduya davet etti. Yalvaç Mustahfız Taburu yani yedek askerler, yaşça büyük ve gönüllü olarak cepheye savaşa giden asker adaylarından oluşuyor. Kara yoluyla Mudanya’ya gidecekler ve orada Persud Vapuru onları deniz yoluyla Plevne, Şıpka gibi cephelere şehâdete ölmeye götürecekti ve götürdü de.
Bu vapurun gönderilmesi asker ihtiyacının aciliyetini de gösteriyor.
1877 Haziran’ı, Rusların Tuna Nehri’ni geçip iç kısımlara doğru ilerlemeye başladığı aydır. Yalvaçlı “Müstahfız” taburu, yani daha yaşlı ve ihtiyat sınıfındaki askerlerin dahi çağrılması, devletin beka mücadelesi verdiğini gösteriyor.
Yani var olma savaşı bir nevi.
23 Haziran 1877’de Mudanya limanında Persud Vapuru’na binen o Yalvaçlı ecdâdımız, büyük ihtimalle tarihin en kanlı çarpışmalarından bazılarının yaşandığı Balkan (Rumeli) cephesine, vatanı savunmaya gitmişlerdi.
Bu tarihten birkaç ay sonra (Temmuz 1877) meşhur Plevne Savunması başlayacaktır.
Kim bilir, belki de o vapurla giden tabur Plevne’de Osman Paşa’nın ordusuna katılmıştır.
Yine Atase arşivlerinde 15.Ağustos.1877 tarihli bir belge daha var. 15 Ağustos Plevne savunması bu tarih te başlamıştı.
Bu belgede Yalvaç İdare Meclisi Azası Mustafa Efendi’nin yüz altmış adet asakir-i muavineyi Mudanya’ya göndermesinden memnun kalındığı müteşekkiri içeriyor.Bu bir önceki belgedekilerden haricen 160 kişilik gönüllü bir grubun savaşa gönderilmesi ve buna karşı devletin memnuniyetini içeriyor.
Yani Asakir-i Muaviye yani yardımcı gönüllü veya geçici silahlandırılan birlikler demek. Buradan anlıyoruz ki çocuklarını, ailesini, tarlasını, anılarını, hatıralarını, ihtiyarlarını geride bırakıp ömürlerinde hiç görmedikleri diyarlara ölmeye gidenlerin gönüllü olduğunu anlayabiliyoruz.
Çok mu önemli diyenler olacaktır. Ama bu Yalvaç için son derece önemli ve gurur sebebidir. Daha 150 sene önceki daha birkaç göbek öncesi gidenlerdi bunlar.
Bizler bugün Yalvaç’ın sokaklarında yürürken, Masır’da piknik yaparken, çınaraltında çayımızı yumdumlarken, derin sohbetler yaparken, toprağın altındakiler sayesinde olduğunu unutmamalıyız. Bunu çocuklarımıza öğretmeliyiz. Bugün nesilleri telefonai tablete, sosyal bahislere, kötü alışkanlıklara teslim etmemeliyiz. Güçlerini alabilecekleri tek yer tarih.
Bu şeref dolu anıları öğretirsek, içlerindeki merhamet ve gururun ne tohumlar yeşerteceğini bilemezsiniz.
O Yalvaçlılar ki; ailesini, hatıralarını, istikbalini arkada bırakıp, “Vatan sağ olsun!” cümlesini bir mermi gibi Rus’un göğsüne çakanlardı. Onlar üniversite okumadı, internet ne bilmediler, avm’leri görmediler, otomobilleri yoktu, makamları yoktu, siyasi partileri yoktu, torpilleri yoktu, işleri yoktu, çiftçiydi, reaya idi, hatapçı idi, mutaf idi ama hepsinin üstünde vatan sevdalısıydı. Arşivlerde bir tane Yalvaç’tan vatan haini, savaş kaçgını görmedim ben.
Bugün Yalvaçta dolaşan ruh, o gün Mudanya iskelesinde Persud Vapuru’na binenlerin ruhudur.
Plevne’nin tozuna toprağına adını altın harflerle kazımış o ecdâdın ruhları şad, mekanları Cennet-i Naîm olsun. Unutmadık, unutmayacağız! Öğreteceğiz!..
Not: Bu konuyla ilgili çocuklara özel kitap projesi hazırlıyoruz ve bu kahramanlığı gündemde tutacağız.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER