logo

reklam

Prof.Dr. Mehmet Özhanlı yazdı: HALKIN GÜCÜ (!)

Prof. Dr. Mehmet ÖZHANLI

Bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmalarla, dünyanın 4,57 milyar yaşında olduğu belirlenmiştir. İnsan türünün ortaya çıkışı ise, yaklaşık 2,5 milyon yıl öncesine inmektedir. Bu süre içerisinde milyarlarca insan yaşayıp ölmüş ve milyonlarcası da yaşamaya devam etmektedir. Bu milyarlarca insandan kaç tanesi hatırlanmakta ya da bilinmektedir. Oysa tarihin her döneminde, yaşayanlara sorulsaydı hiç kimse kendisini gereksiz görmez hatta dünyanın dönmesini kendi varlığına bağlamaya çalışırdı. Bu sığ görüş, yaşayanlar içinde geçerli bir durumdur. Tabi ki herkes çok önemli, ancak bir insanın önemli olup olmadığı tarih sayfalarına düştüğünde anlaşılır. Tarih, belli kişileri yazar geri kalanlara “Güruh/Kuru Kalabalık” muamelesi yapar. Her ne kadar tarihi yazdıranlar ve yazanlar sıkıntılı olsalar da bu düşüncenin maalesef haklılık payı vardır. Avcı toplayıcı dönemde gurup liderleri, tarımın başlamasıyla yöneticiler toplulukların hayatını şekillendirmişlerdir. Zaman ilerledikçe oligarşik yönetimler ortaya çıkmış ve yöneticiler diktatörleşmiştir. Tunç Çağı ve sonrası topluluklar, yani halk tam bir koyun sürüsüne dönüştürülmüştür. Artık çalış denilince çalışan, savaş denilince de canı pahasına savaşan kitleler ortaya çıkarılmıştır. Demokrasi diye bir yalan uydurulup, halk kitlelerinin kendini önemli hissetmesi sağlanmıştır. Seçime gidip yöneticisini belirlediği oyu kullanan birey(!), böylece karar veren bir konumda olduğunu düşünüp mutlu olmuştur. Demokrasiyle değişen tek şey, artık yöneticiler zorla değil gönlü yapılmış halk tarafından kendi ve istediklerini seçtirip meşru bir güç elde etmişlerdir. Ancak, tarihin her döneminde yöneticiler; oldukça mütevazi, alçak gönüllü bir tavır takınarak, halkın kitlesel gücünden bahsederler ve bu gücün önünde hiçbir yöneticinin duramayacağını, kendisinin de halkın hizmetkarı olduğunu siyaseten söylerler. Bu söylev her zaman işe yaramıştır. Evet, halkın gücü önünde hiçbir şey duramaz, ancak o halkın gücünü devreye sokan ve yönlendiren yine yöneticilerdir. Uyanık bir yönetici olmadığı sürece halkın gücü, beyni ve gözü olmayan iri cüsseli bir devden farksızdır. Bu dev, sonuç elde edemeyen karmaşaya ve kaosa sebep olan felaketten başka bir şey değildir. Örneğin, yıllardır yönetimlerin baskısında zulüm çeken İran Halkı bu aralar baş kaldırmış durumda. Medya ve diğer haber sitelerinin yansıttığı resme bakıldığında; ezilmekten, sömürülmekten bıkmış demokrasi ve özgürlük arayan bir halk hareketi görülmektedir. Resmin yansıtılmayan tarafında ise, başta İsrail ve Amerika olmak üzere birçok devletin istihbarat ajanları ile Rıza Pehlevi durmaktadır. Rıza Pehlevi, 1979 İslam Devrimi’nden önce İran’ı sömüren Pehlevi Hanedanlığının bir üyesidir. Sürgünde bulunduğu Avrupa’dan, “sokakları terk etmeyin!” diye İran Halkına sesleniyor. Babası ve dedeleri yüzyıllarca İran’ı yöneten ve sömürenlerdi. Bugünkü yönetimden tek farkları sömürü yöntemleridir. Eğer o gücü durdurulamaz halk başkaldırısında başarılı olursa, bu sefer emperyal devletlerin çıkarına uygun Rıza Pehlevi ya da onun benzeri birini seçtirip sömürüye devam edilir. Evet, halk büyük bir güçtür ama Hitler, Stalin vb. diktatörlerin elinde büyük bir güçtür. Aksi halde İsa Mesih’in dediği gibi, “çobansız bırakılmayacak bir sürüdür”.

Suriye’de yaşananlara ilgili haberlere baktığınızda, Suriye Halkı’nın demokratik hakları hep ön plandadır. Beşar Esad’ın zulmünden milyonlarca Suriyeli, mülteci durumuna düştü ve farklı ülkelerde deyim yerindeyse sürünerek yaşamaya çalışıyorlar. Yeni gelen yönetim ve dünya liderleri, Suriye’nin demokratik geleceğini inşa etmek için canhıraş (!) mücadele ediyorlar. Hamaset söylevler, halk kullanılarak ete kemiğe büründürülüyor. Suriye’nin başkanı ve dünya liderleri gerçekten Suriye halkını önemsiyorlarmış gibi hep birlikte adalet kılıcı kesiliyorlar. Aslında, halk hiçbirinin umurunda değil. Suriye başkanı kendi yönetimini, diğer liderler de kendi ülkelerinin çıkarlarını düşünüyorlar. Hiçbir yönetici kendine ve yönetimine zarar getirecek aykırı toplulukları ve bireyleri istemez. Cahil bırakılarak uysallaştırılmış halk, en ideal halktır. Çünkü gütmesi kolay olur. Onun için yöneticilerin kastettiği Suriye Halkı, Ahmet Şara ve diğer devletlere baş kaldırmayacak, sorun yaratmayacak olanlardır. Diğerleri halk değil teröristtir ve teröristin katli vaciptir.

Filistin Halkına on yıllardır İsrail tarafından yaşatılan zulmün tarifi ve tanımı yoktur. Çin’in zulmettiği halklar ve Ukrayna’da yaşananlar da aynı minvalde dönmektedir. Yani kısacası, fillerin tepişmesinde çimenler eziliyor. Filler için çimen ne kadar önemliyse, yöneticiler için de halk o kadar önemlidir.

Halkla ilgili günümüz örnekleri rahatsız edici olabilir. Onun için geniş bir çerçevede halkın gücünün nasıl olduğunun geçmiş örneklerine bir göz atalım: Şöyle düşünün, Roma İmparatoru Tiberius, Capri Adası’nda kendisine ihtişamlı bir saray yaptırmış, orada seks ve içki partileri yaparak keyfine bakmıştır. Senatoyu takmamış, adadan emirler yağdırmıştır. Tiberius’un emriyle 300.000 asker, Roma’nın en az 1000 km uzağında hayatında görmediği ve göremeyeceği imparator için savaşmışlardır. Savaş kazanılsa da kaybedilse de askerler sadece sayıdan ibarettir. Roma İmparatorların tamamında aynı durum geçerli olmuştur. Örneğin Domitianus, sarayda keyfine bakmış, canı sıkılınca sinekleri yakalayıp iğneyle delerek öldürmüştür. Bu psikopat için yüzbinler savaşmış ve ölmüştür. İmparator Hadrianus, devletin yani halkın parasıyla, Roma’nın egemen olduğu yerlerin tamamını zevki ve sefa içerisinde dolaşarak keyfine bakmıştır.  Yönetilen halkın, imparatora yakın olanları dışındakiler açlık sınırının altında yaşamıştır. Roma İmparatorluğu, halkın gücü(!) sayesinde yaklaşık 1453 yıl boyunca bu şekilde ayakta kalmıştır. Milyonlarca asker savaşlarda, halk açlıktan ölmüş, imparator ve yöneticiler varlık içinde yaşamışlardır. Cengiz Han’ı düşünün milyonları peşine takmış, dünyanın büyük bir bölümünü cehenneme çevirmiştir. Cengiz Han dışında hangisinin ismi biliniyor? Bu durum sadece imparatorluklar için geçerli değil; Hitler, Stalin gibi günümüze yakın diktatörler için de geçerlidir. Bu insanlar 2. Dünya Savaşında yaklaşık 85 milyon insanın ölümüne sebep olmuşlardır. Demek ki halkın gücü yöneticilerin işlerine geliyor. Halkın payına acı, yokluk ve ölüm düşüyor.

Eğitilip, bilgiyle donatılarak bilinçlendirilmemiş bir halkı ne demokrasi ne de başka bir yönetim biçimi kurtarabilir. İdeolojiler ve yönetimler, bilgili bireyleri sevmezler ve onlar üzerinde toplum baskısı yaratarak sürüye katmak isterler. Sürüye katılmayanlar farklı şekillerde yaftalanarak bertaraf edilirler. Platon’un ortaya koyduğu eşitler arası demokraside; eğitimli, bilgili ve bilinçli halk ve de filozof yönetici, hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Tam tersine demokrasi, demagogların elinde yine halka karşı kullanılan korkunç bir silaha dönüşmüştür. Ancak, ne zaman insan, hayatın her alanında kendini bilgiyle donatıp birey olmayı başarırsa, işte o zaman o bireylerin bir araya gelip oluşturdukları halkların gücü önünde hiçbir şey duramaz.

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.