• MODA YAPI

logo

Kızıldağ’ın Beyaz Tapınağı

Prof. Dr. Mehmet ÖZHANLI

Batı Torosların uzantısı olan Dedegöl Dağları ile Sultan Dağlarının birleştiği noktada, meydana gelen tektonik kırılmalardan dolayı parçalı bir coğrafya ortaya çıkmıştır. Dedegöl ile Sultan Dağlarını birbirine bağlayan, üzerinde Koruyaka Köyü’nün bulunduğu alçak dağ sırası, Yalvaç ve Şarkikaraağaç Ovalarını birbirinden ayırmaktadır.

Şarkikaraağaç Ovasının uzantısı olan alanda, karstik çöküntüler ve tektonik hareketler sonucu Beyşehir Gölü oluşmuştur. Ovanın, göl kıyısında 1840 m yüksekliğindeki Kızıldağ, heybetli bir şekilde görülmektedir.  Yalvaç – Konya yoluna hakim; çevredeki bütün kale ve kuleleri gören konumu ve de ismini aldığı kırmızı toprak rengiyle Kızıldağ, bütün dikkatleri üzerine çekmektedir. Halk arasında “Büyük Sivri” olarak da isimlendirilen dağın zirvesi, dört dağın birleşmesinden meydana gelmiş, üzeri düz bir taç şeklindedir.

Zirvenin daha yüksek olan kuzey ve güneyini birleştiren orta yerinde, uzun bir düzlük ve bu düzlüğün batısında derin bir çukur bulunmaktadır. Çukurun tam ortasında hala aktif olan “Tokalı Kuyu” çeşmesi, geçmişin anılarını günümüze akıtmaktadır.

Dağın kuzey sivrisinin tam üzerine Roma İmparatorluk Dönemi’nde tam mermerleşmemiş, düzgün tıraşlanmış, büyük beyaz bloklardan bir tapınak inşa edilmiştir. Günümüzde tapınağın ortasına briketten yapılan yapı ile tapınak tamamen tahrip edilmiştir. Bazı noktalarda, temel taşları insitu korunmuş olan tapınağın, diş sıralı üst yapı blokları araziye dağılmış bir biçimde durmaktadır. Bazı bloklar ise yamaçlardan aşağı doğru yuvarlanmıştır. 1840 m yüksekliğindeki dağın zirvesine, bu büyük beyaz mermer blokları, inançtan başka bir şey buraya taşıtamaz. Alanda, çatı kiremitleri ve yoğun şekilde Roma İmparatorluk ve daha geç dönemlere ait farklı formlarda seramik parçaları görülmektedir.

Ancak bu tahribattan önce, Hıristiyanlık Dönemi’nde tapınak yıkılarak, malzemesi zirvenin tam orta noktasına, su kaynağına yakın bir yerde yapılan Şapel için taşınmıştır. Bu dönem de Şapelin bulunduğu alanın etrafında yerel moloz taşların kullanıldığı çok sayıda konut inşa edilmiştir. Küçükbaş hayvancılığı için oldukça elverişli koşullara sahip olan dağın zirvesindeki bu konutlar, sonraki yıllarda hayvancılık yapan göçerler tarafından büyük bir obaya dönüştürülmüştür. Üzerine kıl çadır kurabilmek için dikdörtgen yapıların formları yuvarlak/oval bir şekilde yeniden düzenlenmiştir. Konutlar/Çadırlar arasındaki sokaklar açıkça izlenebilmektedir. Obadan çeşmeye gelen antik yol ve tapınağa çıkan yol, günümüzde iş makinalarıyla yapılan genişletme çalışmalarıyla antik dokusunu kaybetmiştir. Antik Dönemde, tapınak ve yerleşim alanına ulaşım, çeşmeden başlayıp Çeltik Köyü’ne kadar uzanan vadiden gerçekleştirilmiş olmalıdır.

Dedegöl, Sultan Dağları ile Şarkikaraağaç ve Beyşehir Ovalarına hâkim konumda olan dağın güney zirvesine, günümüzde orman yangın gözetleme kulesi yapılmıştır. Antik Dönemde tapınakla birlikte işlev gören gözetleme kulesinin yerini, bu kule almıştır. Tapınağın ortasına bilinçli bir şekilde yapılmış olan yapı ve kaçak kazıcılar yapılara, geri dönüşü olmayan büyük bir tahribat vermişlerdir.

Kızıldağ; konumu, kızıl görüntüsü ve yüksekliğiyle hem paganizm ve hem de Hıristiyanlık inancında kutsal kabul edilmiş bir dağdır. Konya Salnamesinde, (Konya Encümen-i Zevat-ı Atiye. Konya Salnamesi Cihan Matbaası İst. 1916) dağın eteğinde bugün sadece yapıların temelleri korunmuş olan Silindi Köyü’nün halkının, ibadet için Kızıldağ’ın zirvesinde bulunan Tokalı Kuyu mevkiine çıktıkları yazmaktadır. Bu halkı oraya çıkaran Şapel yapısıdır.  Paganizm Dönemi’nde sadece Silindi halkı değil, Şarkikaraağaç Ovasında ve tepelerinde bulunan yerleşimlerde yaşayan halkların tamamı tarafından; bu dağ yüce ve kutsal olarak kabul edilmiş ve yılın belli mevsimlerinde burada kurbanlar kesilerek, büyük dini törenler düzenlenmiş olmalıdır. Men Tapınağının bulunduğu Gemen Dağı’nı tam karşıdan gören bu dağın zirvesindeki tapınağın da Tanrı Men’e ait olma ihtimali oldukça yüksektir.

Prof. Dr. Mehmet ÖZSAİT tarafından 1987 yılında bölgede yapılan araştırmalarda, dağın zirvesine çıkılmış ve birkaç cümleyle alandaki kalıntıların tanımı yapılmıştır. 6. Araştırma Sonuçları Toplantısında, alanda “Roma Çağı’na” ait seramikler gördüğünü belirmiştir. Ancak tapınak ve diğer yapılardan söz edilmemiştir.

Antik dönemde zirvesine “Tanrının Evinin” yapıldığı Kızıldağ, günümüzde de mavi sedirden oluşan ormanıyla, temiz havasıyla, astım hastalarının şifa aradıkları bir yer olma özelliğini devam ettirmektedir.

Kızıldağ’ın zirvesine çıktığınızda ayaklarınızın altında kalan Dedegöl, Sultan Dağları, Yalvaç ve Şarkikaraağaç ovaları ve de Beyşehir Gölü’nün sunduğu eşsiz manzaranın her şeye değer olduğunu anlarsınız. Tanrının evi olan bu dağ, sizleri bekliyor… Unutmayın ki! Dünyanın en güzeli ve en özenilerek şekillendirilmiş coğrafyası, Anadolu’da yaşanmış olan geçmişin tamamı bize ait ve biz bunu gelecek kuşaklara aktarmakla mükellefiz…

Etiketler: » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.