• MODA YAPI
  • ISPARTA PETROL Yalvaç’ta

logo

GeMen/Özgüney Köyü


Prof.Dr. Mehmet ÖZHANLI
mehmetozhanli@sdu.edu.tr

Adı değiştirilip Özgüney ve Özbayat yapılmadan önce Gemen olan köy, Ay Tanrı Men’in Tapınağı ve Kutsal Alanı’nın bulunduğu Gemen Dağının eteğine Gemen Çayının batı ve doğu kıyısına kurulmuştur. GeMen isminin anlamı eski Yunancada “Men’in Arazisi” anlamına gelmektedir. Ünlü coğrafyacı Strabon (MÖ 64 – MS 24) Antiokheia’ya geldiğinde kentin dini merkezi Men Tapınağı ve Kutsal Alanı ile ona ait köyler ve araziler hakkında da bilgiler vermiştir. Strabon: “Pisidia yakınındaki Antiokheia’da birçok tapınak kölesi ve kutsal yerleri olan bir Men Arkhaios rahipliği vardı.” Yazmıştır. Strabon’un yazdıklarından Tapınağın etkin bir rahip sınıfının ve zengin bir ekonomisinin olduğu anlaşılmaktadır. Anadolu’da bulunan “Tapınak Devlet” modelinin en net örneklerinden bir tanesi burasıdır. Tapınak ve ruhban sınıfın sahip olduğu arazinin içerisinde bulunan köyler tamamen tapınak için çalışmaktaydılar. Başta Gemen Köyü olmak üzere Yalvaç Ovasındaki geniş arazilerden elde edilen bol ürün tapınak ve ruhban sınıfa büyük kazanç sağlamaktaydı. Gemen Dağının 1600 metre yüksekliğindeki zirvesinde bulunan tapınak Pisidia ve komşu bölgelerce haç merkezi olarak kabul edilmiştir. Tapınağa gelen hacılar da büyük bir gelir kapısıydı. Roma İmparatorluğu bölgeye ve Antiokheia’ya egemen olunca MÖ 25 yılında İmparator Augustus’un ilk yaptığı iş tapınağın ve bu ruhban sınıfın gücünü kırmak olmuştur. Tapınağa ait olan arazileri ellerinden alarak orada yaşayan köylülere ve kendi yandaşlarına dağıtmıştır. Bu kararla birlikte Gemen Köyü Antiokheia’ya bağlı önemli bir üretim merkezine dönüşmüştür. Gemen çayının sağladığı bereket ve imkânlar köyde yaşayanlara tarihin her döneminde kazanç olarak yansımıştır.

Günümüz Özgüney köyü, üzerinde Bizans Dönemi köyünün kalıntıları görülen Tunç Çağı ve öncesinin yaşandığı höyük yerleşiminin yaklaşık bir kilometre güneybatısına kaymıştır. Köydeki bütün yapıların temellerinde başta camiler ve çeşmeler olmak üzere Roma İmparatorluk ve Bizans Dönemi kentinden getirilen antik taşlar kullanılmıştır. İsmini Tanrı Men’den alan köy, yüzyıllarca yaşanmışlıkların kültür katmanlarını içinde ve çevresinde barındırmaktadır. Köyün sınırları içerisinde çok sayıda önemli antik yerleşim bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi köyün yaklaşık 2 km kuzeybatısında bulunan Kızılçarşaf tepesinin üzerindeki kaledir. Erken Demir Çağından Bizans’ın geç dönemlerine kadar kullanılmış olan kalenin içerisinde bulunan yaklaşık 150 metre derinliğindeki obruklarda, Mezolitik Döneme (MÖ 12.000) ait yerleşimin izleri görülmektedir. Kalede yaptığımız yüzey araştırmasında, Tunç Çağına ait bir taş balta ile çok sayıda obsidiyen ve işlenmiş çakmak taşı bulundu. Diğer önemli bir yerleşim ise bir bölümü, Gemen Çayının başlangıç noktasına yapılan barajın altında kalan Baş Değirmen yerleşimidir. Roma ve Bizans Dönemlerinde en çok imalatın yapıldığı bu küçük yerleşimde çok sayıda işlik görülmektedir. Tarihin her döneminde bölgenin rağbet gören su değirmenleri buradaydı. Yalvaç Ovasında bulunan birçok köy, Osmanlı İmparatorluk ve Cumhuriyetin erken döneminde değirmen için Gemen köyüne gelmişlerdir. Gemen çayının kıyısına yapılmış olan su değirmenlerinin kalıntıları hala görülebilmektedir. Geçmişimize ışık tutan bu tür önemli etnografik eserleri maalesef hiç korumuyoruz. Değirmenlerden geriye isim oldukları aşağı, orta ve baş değirmen mevkileri ile taş temelleri kalmıştır. Oysa o değirmenler korunup onarılsaydı bu gün köyün ve bölgenin turizmine büyük katkılar sağlayabilirdi. Bu değirmenler yıkılarak Sebahattin Ali’nin “Değirmen” hikâyesine benzer yaşanmış binlerce hikâye toprağa gömüldü. Esas üzücü olan ise bu köylerde Selçuklu öncesi tarihi eserler hala görülürken Selçuklu ve sonrasına ait neredeyse hiç eserin korunmamış olmasıdır. Her geçen gün eski yapıları yıkılıp betonlaştırılan köylerin hafızaları silinmektedir.

Etiketler: » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • “BİLİYORSAN ÖĞRET!”

    24 Kasım 2021 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Sümerli eğitmen ve şair Ludingirra; günümüzden 4000 yıl önce “Mademki biliyorsun, niye öğretmiyorsun”  diyerek öğretenin, “Hiç Bilenlerle Bilmeyenler Bir olur mu?!” İlahi tebliğde öğrenmenin ve Hz. Ali’nin “Bana Bir Harf Öğretenin 40 Yıl Kölesi Olurum!!” sözlerinde öğretmenin önemi en güzel şekilde ifade edilmiş. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK; Cumhuriyetle birlikte “Ülkemizi dünyanın en mamur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkartmak!..”. “Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına kavuşturmak!...”,“Millî kültürümüzü “mua...
  • Düşündüğünü Sanan İnsan ve Deprem Gerçeği

    30 Ekim 2021 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    İnsanla diğer canlılar arasındaki en büyük fark nedir diye sorulduğunda, insanların çoğunluğu “düşünmek” diye cevap verir. Düşünebildiği için kendisini diğer canlılardan farklı ve çoğu zaman da üstün gören insan, gerçekten düşünebiliyor mu? Düşünme eylemi davranışlara yansımıyorsa, düşünmek hiçbir işe yaramaz. Düşünebildiklerini düşünüyorlar demektir. Eğer insan gerçekten genel doğruda düşünebilseydi ve düşünebildiklerini uygulayabilseydi, hata yapmaz, büyük felaketler yaşamaz ve ders çıkarırdı. Ancak, geçmişte ve günümüzde yapılanlara bakıl...
  • TARİHİ YALVAÇ HÜKÜMET KONAĞI

    16 Ekim 2021 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Yapılar dikmek için, tarihi ve kültürü yok etmeye gerek yok! Turizmle on-yirmi katımız gelir elde eden tüm ülkeler, 200-300 yıllık kent dokularını ve yapılarını koruyanlardır. Hiçbir eski yapının yıkılmasına izin vermiyorlar. Eski binaların bulunduğu yüzlerce mahalleyi, değerli müzeler gibi titizlikle koruyorlar. Yeni yapı teknolojileri ve modalar çıktığında; onlar için yeni boş bölgeleri açıyorlar. Tüm Türkiye'den kat be kat çok turist çeken. Paris'e, kimse gökdelenleri görmek için gitmiyor. Ziyaret edilen tüm bölgeler, yüzlerce yıldır korunan...
  • Kendine Soy Yaratma Hastalığı

    10 Eylül 2021 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    İnsanlar fakir ve yokluk içinde ise soyunun sopunun ne olduğuyla nereden geldiğiyle pek ilgilenmezler. Para kazanıp zenginleşmeye ve makam sahibi olmaya başladılar mı, fakirlerden ve yönettikleri diğer insanlardan farklı olduklarını göstermek için kendilerine kutsal bir soy yaratırlar. Ve böylece zengin ve yönetici olmalarını, geldikleri soyun asaletine ve yüceliğine bağlamaya çalışırlar. Zenginlik derecelerine ve sahip oldukları makama göre bir soy oluştururlar. Eğer çok zengin değilseler ve orta halli bir mevkide iseler sadrazam torunu, paşa ...