• MODA YAPI

logo

Prof.Dr. Özhanlı Yazdı: TOPLUMSAL ÇÜRÜMÜŞLÜK

Toplumsal Çürümüşlük

Prof. Dr. Mehmet ÖZHANLI

Modelli arabalara sahip olmak ve kullanmak, lüks konutlarda oturmak, süslü elbiseler giyinmek insanı uygarlaştırmaz. Uygarlaşmak, insanın öğrendikleriyle içgüdüsel davranışlarından uzaklaşıp; akıl, mantık ve ahlaklı bilinçle davranabilmesidir.

Uygarlaşmamış birey/toplum, egemenin kendisine yaratmış olduğu cehalet cennetinde her şeyi bildiğini düşünerek kötülüğün cehennemine ateş taşır. Cehalet cenneti, ahlaksal çürümüşlük bataklıklarıyla doludur. Bu bataklıklarda yaşamaya başlayanlar, zamanla değerlerini yitirirler, yaptıkları ve yaşadıkları bütün kötülükleri normalleştirirler. Günümüz toplumlarının büyük çoğunluğu çürümüş, kokuşmuş cehalet bataklıklarında yaşamaktadırlar. Ancak, hiçbir toplum bu gerçeği kabul etmez; tam tersine boş özgüvenle besledikleri cehaletlerinin çürümüş ve kokuşmuşluğunu ırk örtüsüyle süsleyip din kılıfıyla iyi göstermeye çalışırlar. Her ne kadar toplumsal çürümüşlüğün üstünü örtüp; ırk ve din parfümüyle kokusunu bastırmaya çalışsalar da bu mümkün olmuyor, çünkü gerçeklerin açığa çıkıma gibi bir özelliği var.

Üç yaşındaki bir çocuğun ölümü, ülkemizde yaşanan, herkes tarafından bilinmesine rağmen üzeri örtülen ve magazinsel boyutu dışında bir türlü konuşulmayan ensest ilişkilerin yaratmış olduğu çürümüşlüğün pis kokusunu dışarı vurdu. Gelinine tecavüz eden ve bu tecavüz sonucu doğan, 3 yaşındaki kendi kızına da tecavüz edip öldürecek kadar gözü dönmüş 70 yaşında bir mahlûkat… O kız çocuğu bu iğrençlikle öldürülene kadar o çevrede hiç mi kimse bu mahlûkatı fark etmedi. Aynı iğrençliği yaşayan geline, kendisine bu kötülüğü yapan mahlûkatın, aynısını çocuklarına yapamayacağını düşündüren ne oldu. Kötülüğe uğrayıp susanlar ve görmezden gelenler bu mahlûkattan daha çok suçludurlar. Eminim ki toplum içerisinde bu mahlûkattan daha binlercesi vardır. Bu mahlûkatlar, din ve ırk söylevleriyle “Eşrefi Mahlûkata” dönüşmez. İnançlı, vicdanlı, dürüst, evrensel bir ahlakla eğitip, disipline edip; caydırıcı cezalar uygulanmalı ki “Eşrefi Mahlûkat” olabilsinler.  Yöneticiler ve halk bu tür kişileri görmezden gelerek; olayları halının altına süpürerek yokmuş gibi davranmaya devam ettikçe, bu çürümüşlük toplumun tamamını içine alacak, şimdi olduğu gibi pis bir bataklığa dönüştürecektir. Bu pislikleri yapan insanların cezaevlerinde “ödül” biçiminde öldürülmesi hiçbir caydırıcılık yaratmaz. İbreti âlem olacak cezalar verilmedikçe bu mahlûkatlar azalmaz ve aile diye bir şey kalmaz.

Toplumları, ayakta tutan tek şey güzel ahlaktır. Güzel bir ahlakla yetiştirilmemiş insanlara ne kadar din dersi verirseniz verin; öbür dünyada göreceği işkencelerden korkutursanız korkutun, ırkının yüceliğinden bahsederseniz bahsedin kötülüklerden uzak tutamazsınız. Hele bir de içinde yaşadığı toplumun, devletin bu konulardaki yasaları yeterince caydırıcı değilse ve doğru dürüst uygulanmıyorsa, o zaman bu tür pisliklerin önüne geçilmesi hiç mümkün olmaz. Bugün yaşananlar tamda böyle bir ortamın ürünüdür. Dünyayı tamamen ele geçirmiş olan tüketici kapitalizm, bütün değerlerini sıradanlaştırmış insanları korkunç bir tüketime sevk etmiştir. Ailenin, ilişkilerin, dostluğun, onurun, erdemin, şerefin hiçbir değeri kalmamış tamamen bencil ahlaksız bir toplum ortaya çıkmıştır. İnsanlığa hizmet için icat edilen teknolojide, bu kötülüklerin daha rahat yapılabilmesinde kullanılan aygıtlara dönüştürüldü. Acil bir önlem alınmazsa, her geçen gün değer yitiren toplumun omurgası olan aile ortadan kalkacaktır.

Yöneticiler ve halklar toplumsal çürümenin üzerini ne kadar örtmek isteseler de örtmeleri mümkün değildir. Toplumsal çürümeyi bir tek, o toplum yok olduktan sonra doğanın üstüne örttüğü ölü yorganı, toprak örter.

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.