logo

reklam

Hıdırellez Kutlanan Köyler Eski Türkmen Köyleridir

Hıdırellez, Türk dünyasında, Balkanlarda ve Anadolu’da baharın gelişiyle ilişkilendirilen çok eski bir mevsim bayramıdır. Genellikle 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece kutlanır. İsmi, halk inanışındaki iki kutsal şahsiyet olan Hızır ve İlyas’ın adlarının birleşmesinden gelir: “Hızır + İlyas = Hıdırellez”.

İslami gelenekte Hızır, zor durumda kalanlara yardım eden, bereket ve hayat getiren gizemli bir veli olarak kabul edilir. Kur’an’da doğrudan “Hızır” adı geçmez ancak Kur’an içindeki Kehf Suresi’nde Hz. Musa ile buluşan “Allah’ın ilim verdiği kulun Hızır olduğuna inanılır. Halk inancına göre Hızır karada, İlyas ise denizde darda kalanlara yardım eder. Hıdırellez gecesi bu iki kutsal kişinin yeryüzünde buluştuğu gece kabul edilir. Bu yüzden insanlar o gecenin bereket, şifa ve kısmet getirdiğine inanır.

Türk mitolojisi açısından bakıldığında ise Hıdırellez’in kökleri İslam’dan da eski, Orta Asya Türklerinin bahar ve doğa kültlerine kadar gider. Eski Türklerde baharın gelişi kutsal sayılırdı. Kış ölüm ve durgunluk, bahar ise yeniden diriliş anlamına gelirdi. Ateş üzerinden atlama, suyla arınma, ağaçlara dilek bağlama gibi geleneklerin çoğu Şamanist ve eski Türk inançlarından izler taşır.

Özellikle “yaşam ağacı”, “kut”, “bereket ruhu” gibi kavramlarla bağlantılıdır.

Hıdırellez’de Gül ağacına dilek asmak, ateş üzerinden atlamak, kapı önüne yiyecek bırakmak, bereket için cüzdan veya para saklamak, su kenarına gitmek, toprağa dilek resmi çizmek gibi gelenekler de görülmektedir.

Pisidia Antiokheia çevresi, antik çağlardan Bizans’a, oradan Türkmen yerleşimlerine kadar kesintisiz bir inanç ve kültür hattının merkezlerinden biri olmuştur.

Bugün bazı köylerde “Hıdırlık”, “Hızır suyu”, “tekke”, “ziyaret” diye bildiğimiz yerlerin geçmişine dikkatle bakıldığında, çok daha eski katmanlar karşımıza çıkar. Özellikle su çıkan kaynakların, gözlerin kutsal kabul edilmesi, Anadolu’nun en eski geleneklerinden biridir. Şifalı olduğuna inanılan pınarlar, dilek yerleri, adak alanları ve ziyaretgâhlar yalnızca Türk döneminde değil, Bizans çağında da halkın manevi merkezleri arasındaydı.

İşte burada karşımıza “Aya Yorgi” çıkar. Yani Aziz Georgios. Baharın gelişiyle ilişkilendirilen, koruyucu kabul edilen, kırsal halk arasında çok sevilen bir aziz. Anadolu’nun birçok yerinde Aya Yorgi adına kutsal sayılan su kaynakları ve ziyaret yerleri bulunuyordu.

Yani Rumlar su kaynaklarını, gözleri kutsal kabul ediyorlardı. Baharda su gözleri etrafında toplanıyorlardı.

Türkmenler bölgeye geldiğinde, bölge Türkleştiğinde bu eski halk inancı tamamen kaybolmadı yeni bir kimliğe büründü. Aya Yorgi’nin yerini zamanla Hızır aldı. Baharı getiren, darda kalana yetişen, bereket dağıtan ermiş anlayışı Hıdırellez kültü içinde yaşamaya devam etti.

Bazı ilçelerimizin köyleri Hıdırellez’de bir etkinlik kutlama yapmaz, bilmezler böyle bir gelenekleri olmamıştır. Ama bazı ilçelerimizin köylerinde mesela Yalvaç, Keçiborlu, Uluborlu, Senirkent gibi Hıdırellez çok önemlidir. İlçe ve köy örnekleri çoğaltılabilir. Eskiden kalan bir gelenektir.

Anadolu’da çok yerde Hızır İlyas Tekkeleri kurulmuştur. Yalvaç’taki tek Hızır İlyas Zaviyesi var idi o da Örkenez’deydi. Şamluca Köyü’nden 30 dönümün geliri bu Örkenez’deki zaviyeye gelir yazılmış.

Bir yer de Hızır İlyas zaviyesi var ise o yerde mutlaka su kaynağı vardır. Su kaynağı varsa etrafı kutsal kabul edilir, yatırlar, dedeler vardır. Bu bir külttür, inançtır. Su berekettir bir yere su verildiyse o yerin kutsallığını gösteren izdir anlayışı hakimdir.

Bektaşi kültüründe de çok önemli bir yere sahiptir.

Salur’da, Bahtiyar’da, Hisarardı’nda ve Eski Mahalle’de Hızır adına vakıflar kurulmuş, yine Hızır Muallimhanesi Hisarardı’nda kaydı olan ayrı bir yer.

Bir yerde Hıdırellez kutlanıyor ise böyle bir gelenek varsa bilin ki o köy çok eski ve köklü bir tarihe sahiptir. Türkmen köyüdür.

Yalvaç’ın Pisidia Antiokheia’ya yakın köylerinde bulunan bazı eski ziyaret yerleri, tesadüfen değil özellikle su başlarında ortaya çıkıyor.

Belki aynı pınarın başında önce Bizanslı bir köylü Aya Yorgi adına mum yakıyordu, yüzyıllar sonra ise Türkmen bir derviş aynı yerde Hızır için dua ediyordu.

İsimler değişse de dağın, suyun ve insanın kutsala duyduğu ihtiyaç değişmiyordu.

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.