• MODA YAPI
  • ISPARTA PETROL Yalvaç’ta

logo

Devlet Şirket Değildir


Ünal Örnek
unalornek@hotmail.com

Devleti şirket gibi yönetme görüşü bazı çevrelerce çok dillendirilen konuların arasındadır. Çoğunlukla iş dünyasından gelen veya etkilenen bazı çevrelerin herşeye maddi değerlere bakmasından kaynaklanan bir yaklaşımdır. Bu çevrelerce her zaman maddi kazançlar ön planda görülür.  Adeta çevre ve insan neredeyse ikinci plana itilmiş gibidir. Sosyal politikalar israf gibi görülür. Her sorununun özel sektör aracılığıyla çözüleceği sanılır, özelleştirme ile devletin birçok yükten kurtulacağı düşünülür. Aslında bu yaklaşım 1980’li yıllarda serbest ekonomi ve globalleşme ile ortaya çıkan büyük oyunun ekonomiye yansıyan aldatıcı etkisinden başka birşey değildir.

Devleti şirket gibi görme davranışı gerçekte gelişmiş ülkelerden çok geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde dikkatli olunması gereken bir yaklaşımdır. Çünkü gelişmiş ülkelerde her sorunun şirketler aracılığıyla çözüldüğünü, ülkenin ekonomik ve sosyal hayatının gelişmesinin özel sektörün gücü ve etkisindeki politikalarla mümkün olacağı sanılır. Tabii gerçekte gelişmiş ülkelerde böylesi bir politika ne geçmişte nede bugün uygulanmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde özel şirketler kadar kooperatifler, bireysel girişimler ve her kesimin hak ve menfaatini koruyan ve geliştirmeye çalışan STK’lar her sektörde ve her düzeyde etkili bir güce sahiptir.  En üst yöneticiden sokaktaki vatandaşa kadar adalet ve demokrasi kültürü içinde dengeli politikalar oluşturma düşüncesi ön plandadır. Hak arayanlara karşı engelleyici politika yerine çözüme odaklı bir yaklaşım hakimdir. Halkın eğitim düzeyini ve duyarlılığını artırma yönünde eğitim politikaları izlenir. Amaç en sağlıklı politikalar geliştirmek ve toplumsal katılımı sağlamaktır.

Sosyal devlet olgusunu dışarı çıkarıp herşeyi gelire göre düşünen yaklaşım toplumsal sorunların artmasında en temel yanlışlardan biridir. Bir zamanlar dünyayı saran bu rüzgarın olumsuz etkilerinin görülmesi üzerine çok uluslu şirketlerin baskısının ağırlıklı olduğu uluslararası kuruluşlar bile bu politika sonuçları karşısında öz eleştiri yapmaya başlamışlardır. Şaşırtıcı şekilde BM başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluş sürdürülebilir kalkınma hedefleri çerçevesinde bir politikayı benimseme başlamıştır.

Uluslararası örgütler ve gelişmiş ülkeler politikalarında belirgin bir değişiklik yaparken, geri kalmış birçok bunun farkına varmak bir yana, politik gücü kaybetme, emperyalist politikalarını sürdüren bazı ülkelerin baskısı ve ortaya koydukları kötü amaçlı oyunların aleti olmaya devam etmektedir. Sonu hezimete giden yolda ilerlemeyi iktidarları için bir başarı olarak görmeye devam etmektedir.

Ekonomik krizler karşısında şirketinizi kapatırsınız ya da yerli yabancı birilerine satarsınız. Ama devleti şirket gibi yönetirken zarar ederseniz ne yapacaksınız. Devlete ait olan kaynakları satarak sorunları ötelemenin bir faydası yoktur. Bu politikaların sonu yoktur. Geçmişte kaynaklarını ve topraklarını satan geri kalmış ülkelerin ve toplumların sonu tarihin sarı sayfalarında bir ibret hikayesi olarak görülmektedir.

Gerçekte devletin şirket gibi yönetilmesi yanlıştır. Devletin toplumsal dinamikler karşısında ekonomik olduğu gibi sosyal görevleri olmak zorundadır.  Devlet bir şirket değildir. Günümüzde demokratik kurallara göre yönetilmesi ve toplumsal katılımı dikkate alan bir anlayışla, adaletin hakim olduğu bir  yönetime sahip olmak zorundadır.

 

Toprak Dedemiz

İnsanların en sevileni ve unutulmayanı geride olumlu hatıralar, izler bırakan,şahsi menfaatinden çok topluma hizmet eden ve doğru yolu gösterenlerdir. Aslında maddi olarak aramızdan ayrılsalar da geride bırakılan toplumu etkileyen olumlu izler nedeniyle her zaman aramızdadırlar. Onlar yaşamlarında çevrelerine doğru yolu göstermişler ve doğru işler bırakmışlardır. Kendilerinden çok insanlık için yaşamışlardır. Koltuk, para, şan, şöhrete kanmadan zor duruma düşseler bile doğru bildiklerini yapmaktan geri durmamışlardır.

Kırım’dan Bandırma’ya göçen bir ailenin çocuğu olarak Bandırma’da 1922 yılında doğan Hayrettin Karaca ülkemizde toprağın önemine dikkat çeken, toplumsal farkındalığın artırılmasına katkı veren iz bırakan insanlardan biridir. En küçüğünden en büyüğüne kadar herkes onu Toprak Dede olarak tanımıştır. Onun toprağın ve çevrenin önemine dikkat çeken girişim ve sözlerinden oldukça etkilenmiştir. İş dünyasının içinde çıkan ve toplumsal hareketin öncüsü rolü ile çevre konusunda ağır günahları olan iş dünyasına da ders niteliğinde eylemler ve uygulamalar yapmıştır. Sadece ülkemiz için değil dünya içinde önemli çevre girişiminin ilk adımlarını atmıştır.

Hayrettin Karaca’nın kurucusu olduğu TEMA Vakfı ülkemizin öncü sivil toplum örgütü olarak toplumun her kesimden insanın toprak ve çevre değerlerinde buluştuğu bir okul haline dönüşmüştür. Ülkemizin birçok yöresinde toprak koruma ve çevre koruma konularında birçok başarılı projenin gerçekleşmesi sağlanmıştır. Onun yarattığı hareket tüm ülkeye yol gösterici olmuştur. Okullarda, işyerlerinde ve toplumun her seviyesindeki insanlarla ülkemizin yararına ve geleceğine hizmet edecek birçok girişim onun ortaya koyduğu kararlılık ve sağlıklı bir planlama ile çözümler üretmiştir.

Hayrettin Karaca, Toprak Dede bilim çevrelerimizin yıllarca bu topluma doğa ve çevre konusunda yaptığı uyarılar, sorunların çözümü konusunda alınması gerekli eylemler ve adımlar ile ilgili sivil toplum katkı ve desteğini harekete geçiren kişi olmuştur. Bugün Hayrettin Karaca, Toprak Dedemiz aramızdan ayrıldı. Onun kurduğu TEMA vakfı, birlikte çalıştığı ve bir ölçüde yetiştirdiği kişiler onun yolunda önemli hizmetler yapmaya devam etmektedir.

Toprak Dedemiz kişiliği, öncü rolü ve bizlere verdiği dersler ile o güzel insan yol göstermeye devam edecektir. Topraktan gelip toprağa giden süreçte bizlere o doğruları gösterdi ve toprağı koruma konusunda neler yapılması gerektiğini anlattı. Bizlerinde gelecek nesillere ayni doğrultuda hizmet etmemiz gerektiğini işaret etti.

O bir fani için en güzel işleri yaptı. İnsanlığın geleceğine yol gösterdi. Nurlar içinde uyu güzel insan. Seni unutmak mümkün değil Toprak Dede.

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Doların yükselişinin nedeni

    27 Aralık 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Yurt içi piyasalar son bir haftadır Moody’s ekseni etrafında TL’nin ABD Doları’na karşı sert şekilde değer kaybetmesini konuşuyor. Bu çapta kademeli bir yükselişin elbette birkaç farklı sebebi olacaktır. Bu sebepleri kısaca tanımlayalım: Koronavirüs salgının etkisi, turizm gelirlerinin azalması, ihracatın düşmesi ve Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin boşaltılması TL’nin değer kaybetmesindeki en önemli etkenler arasında gösteriliyor. Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacının nasıl karşılanacağı ile ilgili belirsizliklerin uzaması Türk L...
  • Sağır

    26 Aralık 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Bugün Sağır Köyüne gittiğinizde köyün isminin neden “Sağır” olduğunu sorduğunuzda, oldukça acemice uydurulmuş hatta uydurulamamış bir hikâye anlatırlar. “Sözde Yalvaç Ovası’nda büyük bir savaş yaşanmış ve bu köyde yaşayanlar savaşın olduğunu görmemiş ve duymamışlardır. Savaş bittikten sonra savaşa katılan diğer köylüler, bu köyde yaşayanlara savaş olurken neden yardım etmediklerini sorduklarında onlar da bir savaşın olduğunu görmediklerini ve bir şey de duymadıklarını söyleyince; bunlar “sağır” demişler. Ve böylece köyün adı “Sağır” kalmış. Eğe...
  • ALİMİN KALBİ CAHİLİN DİLİ

    19 Aralık 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Dil insanoğluna verilmiş en önemli ayrıcalıktır desek abartmış olmayız herhalde. Dünya lezzetlerini tadabilmek bir yana, kendimizi ifade edebilmemizin aracıdır dil. Tada, sevgiye, muhabbete giden yoldur bu duyu organımız. Ancak acı, ekşi ve tatlıya son derece hassas olan bu organın kullanımı da bir o kadar hassasiyet gerektirir. Acıyı ne kadar algılamakta maharetliyse, karşısındakine de en büyük acıyı, felaketi yaşatmakta o kadar ustadır. Üstelik bununla da kalmaz, belki biraz gecikmeli de olsa sahibine de en katmerli bir acı fatura yaşatır nih...
  • MEN TAPINAĞI’NIN YOLU GİBİ

    19 Aralık 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Nobel edebiyat ödüllü G. G. Marquez’in herkesin bildiği ünlü romanı “Kırmızı Pazartesi”de, sadece bir cinayete ve onun arka planına değil, bir halkın ortak davranış biçimlerinin emarı (MR) çekilerek, toplumsal yozlaşmanın tehlikelerine dikkat çekilmektedir. Romanda işleneceğini herkesin bildiği ve cinayeti işleyeceklerin engellensinler diye herkese anlattığı bir cinayetin toplumun tamamı tarafında görmezden gelinmesi ve sonunda göz göre göre cinayetin gerçekleşmesi anlatılmaktadır. Bu görmezden gelme, dünyadaki bütün toplumlar için her zaman ge...