• MODA YAPI
  • ISPARTA PETROL Yalvaç’ta

logo

VİCDAN VE HAK DERDİ


Prof.Dr. Hulusi Doğan
hulusidogan@mu.edu.tr

Uzun zaman önce bir büyüğüm bana bir yöneticilik teklifinde bulunmuştu. Teklif edilen görev ikamet ettiğim yere yaklaşık 120 km uzaklıkta idi. Görev yerine günübirlik gidip gelmem 240 km’lik bir mesafeyi bulacaktı. Bana haftada 2 gün gidip gelmemin yeterli olacağı söylendi. Teklifi değerlendirip cevap vermem de çok uzun sürmedi. Çünkü uzun yıllar almış olduğum yönetim eğitimi, deneyimlerim ve vicdani kriterlerim teklifi reddetmemi gerektiriyordu. Uzmanlık alanım “yönetim” olduğu için, teklif edilen görevin haftada 2 gün gidilerek yapılması rasyonel ve mümkün görünmüyordu. Görev yerinin iş ve insan potansiyeli, sorumluluk düzeyi de buna elvermiyordu. Yönetim biliminin ilkeleri bir yana, vicdani değerlerim de zaten buna izin vermiyordu. Günde yaklaşık 4 saatim yolda geçecekti. O yorgunlukla nasıl bir performans gösterecektim? Görevi layıkıyla yerine getirebilir miydim? Üstelik iş ve ailevi nedenlerden dolayı da orada kalmam mümkün değildi. Hakkını verememek, üstlendiğin makam ve sorumluluğun gereklerini tam anlamıyla yerine getirememek endişesi gerilmeme yetmişti. Tüm bunlar teklifi reddetmem için zaten yeter nedenlerdi. Ancak teklifi yapan büyüğüme bunu uygun bir dille anlatmam gerekirdi.

Öncelikle teşekkür ederek, çok yumuşak bir dille konuya giriş yaptım. Yönetim bilimin ilke ve gerekleri başta olmak üzere, vicdani kriterler ve bireysel ilkeler doğrultusunda (olabildiğince detaylı açıklamalar yaparak) maalesef görevi kabul edemeyeceğimi kendisine çok nazik ve üzgün bir dille ifade ettim. Yöneticiği büyüğümün kısa süreli şaşkınlığından sonra, kendisinden izin alarak saygıyla makamdan ayrıldım.

Bu olaydan kısa süre sonra duyduklarım ise beni ziyadesiyle üzmeye yetmişti. “Herkesin makam diye peşimizden koşup, bizleri arattırdığı yerde, bazıları kendini ne zannediyorsa görev kabul etmiyor. Bizim teklifimizi kabul etmeyenler, bir daha bizle asla çalışamaz” sözleri ise oldukça üzücü, bir o kadar da düşündürücüydü. Ancak yönetim bilimi, almış olduğumuz eğitim ve aile terbiyesinin gerekleri ise bizlere şunları emrediyordu; Bir işi sizden daha iyi yapacak birisi varsa oradan çekilebilmelisiniz. Layıkıyla ve adaletle yapamayacağınız bir işe asla talip olmamalısınız. İnanmadığınız bir işi sırf başkaları istiyor diye yapmamalısınız. Makamın çekiciliğini değil, görev ve sorumluluğun ağırlığını ve hesabını yapmalısınız. Kişilerin değil, vicdan, adalet ve hakkın emiri talep ve gereklerini esas almalısınız.. Çünkü hak, Hak’kın adıdır. Kişi ve makamlar geçici, oysa Hak daim olandır. Onun için kişiye değil, halka Hak’ka hesap verememe derdinde olmalısınız. Bir kişiyi memnun edeyim derken, halkın ve Hak’kın derdi yakıp, kül edebilir sizi. Onun için derler ki “yöneticilik ateşten gömlek gibidir, yaklaşanı ısıtır, ama giyeni yakar” diye. Bizim derdimiz de makam ya da birilerini ısıtmak değildi, halk ve hak’kın ateşinde yanmamaktı. Ne de olsa birilerini ısıtacak kişiler kolay bulunurdu zaten…

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bilgide Eylem ve Söylem

    17 Eylül 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    TDK (Türk Dil Kurumu) sözlüğünde bilgi, “insan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, malumat” olarak tanımlanmaktadır. Aynı sözlükte bilginin bir başka tanımı da “öğrenme, araştırma veya gözlem yoluyla elde edilen gerçek, malumat, vukuf” olarak ifade edilmektedir. Bilginin başka tanımlamalarına da rastlamak olanaklıdır. Ayrıca bilginin çok farklı sınıflandırma ve türlerini de görebilirsiniz. Ancak basit ve anlaşılabilir olması itibariyle bilginin “açık bilgi” ve “örtük/örtülü bilgi” olarak sınıflandırılması benim için ayrı bir a...
  • Antik Mısır’da Din ve Devlet İşleri

    17 Eylül 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Mısır’ın Antik Dönem Uygarlığını bütün dünya, Musevilerin anlattıklarıyla öğrendi. Firavunların zalimliklerini, dinsizliklerini, kendilerini tanrı olarak kabul ettirmeye çalışmalarını, yoksul halkı kendileri için nasıl çalıştırıp sömürdüklerini öğrendikçe, herkes onlara lanetler yağdırdı ve sevmedikleri insanları “Firavun” olarak sıfatlandırdılar. Bu anlatılar gerçekten doğru muydu? Yoksa Musa’yı ve inancını yüceltmek için abarttıkları ya da uydurdukları hikâyeler miydi? Bunun anlaşılabilmesi için oluşturulan ön yargıyı bir kenara bırakıp, Mısı...
  • KORONA, EĞİTİM VE ÖĞRETMENLER

    10 Eylül 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Uzaktan eğitim alternatif bir eğitim modeli olarak dünyada ve ülkemizde uygulanmaktaydı. Özellikle ülkemizde daha çok “açıköğretim” olarak bilinip, yaygınlaşmıştı. Ancak korona virüsü nedeniyle hemen hemen hepimiz, her aile bu eğitim modelini daha yakından görüp, tanımak zorunda kaldık. Kimimiz esnek ve kullanışlı bulduk. Kimimiz çok zorlandık, kimine göre de endişe, stres ve sinir kaynağı idi. Uzaktan eğitimin avantaj ve dezavantajları da bu anlamda tartışılan bir konudur. Örneğin zaman ve maliyet tasarrufu sağlaması, eğitim kaynaklarına kolay...
  • KURUMSALLAŞMA NEDEN ÖNEMLİ?

    07 Eylül 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Kurumsallaşmış örgütlerde ilkeler, değerler bellidir. Aynı şekilde iş yapma şekilleri, prosedürleri nettir, şeffaftır. Kimin neyi nasıl yapacağı, kime ne şekilde hesap vereceği açıktır. Dolayısıyla kurumsallaşmış örgütlerde kişiler değil ilke, değer ve prosedürler esastır. Yöneticinin kim olduğu, işyerinde o an bulunup bulunmadığı da önemli değildir. Çünkü işler kişilere ya da yere göre değil, ilke ve standartlara göre şeffaf şekilde yürüyüp akmaktadır. Dolayısıyla kurumsallaşmış örgütlerden hizmet alacağınızda kişi ya da kişilere ihtiyacını...