• MODA YAPI
  • ISPARTA PETROL Yalvaç’ta

logo

30 Mart 2020

Uygarlık Adı Altında

İnsanın uygarlaşma süreci hep neolitik dönemle başlatılır. Oysa insanın bir araya gelerek yerleşik hayata geçtiği bu dönemden günümüze kadar insanın sadece küçük bir azınlığı, bu uygarlaşmada mutlu yaşadı, yaşıyor ve yaşayacak. Ve bu azınlık tarihin her döneminde çoğunluğa korkunç acılar yaşattı, yaşatıyor ve yaşatacak. İnsan avcı – toplayıcı yaşadığı dönemde de sorunlar yaşıyor ve acılar çekiyordu. Ancak, kalabalıklar bir araya getirilip devlet sistemi oluşturulup yetki verilen yöneticiler yasalar ve kolluk güçleriyle desteklendikten sonra yaşanan ve yaşatılan acılar katlanarak sistematik bir hale getirildi.

Yazıyı ilk kullanan Sümerler, ilklerin uygarlığı olarak hep hayranlıkla anlatılır. Oysa Sümer’de kendisini Tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak gören Rahip Krallar, çevrelerindeki çıkar grupları dışındaki herkesi öldürmek dâhil en ağır biçimde cezalandırdılar. Kendilerini Tanrı tarafından seçilmişler olarak kutsallaştıran bu yöneticiler, her şeyi Tanrı’nın isteği doğrultusunda, insanın bu ve öbür dünya yaşantısı için yaptıklarını söylediler. İnsanları daha rahat yönetebilmek için öbür dünya hakkında yarattıkları korkular, işlerini oldukça kolaylaştırdı. Kendilerini Tanrıyla insan arasında iletişimi sağlayan aracılar olarak sunan bu uyanıklar, her yerleşim birimine inşa ettikleri tapınaklar ve egemenliklerini pekiştirmek için oluşturdukları ruhban sınıfıyla, yaratıkları dini sistematik bir hale dönüştürdüler. Yöneticilerin“Rahip Kral” düşüncesi tarihin hiçbir döneminde ve günümüzde bitmedi; gelecekte de devam edecektir. Roma İmparatorlarının en büyük ve en önemli sıfatı PontifexMaximus yani başrahip sıfatıydı. Bu sıfat Hristiyanlıkla birlikte Papaya dönüştü. Diğer uygarlıklarda ve dinlerde de benzer sıfatların varlığı herkesin malumudur.

Sümer’de ve yazıyı kullanan erken dönem uygarlıkların tamamında sadece yöneticinin çevresindekiler ve ruhban sınıf okuryazar idi. Egemenler yönettikleri halklara bilinçli olarak okuma yazma öğretmiyor ve öğrenmelerine de fırsat vermiyorlardı.

Rahip Krallar kendilerini yüceltecek efsaneler ve halkı korkutacak hurafeler oluşturarak korkudan oluşan bir saygı ve itaat yarattılar. Cahil bıraktıkları insanları, onların bilgisiz ve cahil isteklerini yerine getirerek küçük şeylerle mutlu etmeyi başardılar. Hazırlanan yasalar tamamen egemenin haklarını ve çıkarlarını koruyan maddelerle dolduruldu; yasa uygulayıcıları,mevcut yönetimi savunanlardan seçildi. Verilecek cezalar da egemenin çıkarlarına göre derecelendirildi. Yöneticilere ve sisteme karşı çıkanlar, halkın gözünün önünde acımasızca cezalandırılarak ilgili yerlere gözdağı verildi. Egemen, Neolitik Dönemden itibaren oluşturulan kapitalist sistemi, karşılaştığı bütün sorunları kendi çıkarlarına uygun sonlandıracak canlı bir organizma gibi geliştirip hareket ettirmeyi öğrendi ve böylece sorunu yaratan da çözen de kendisi oldu. Figüran haline getirilen halkın gördüğü ve ona karşı büyük bir mücadele verdiğini düşündüğü aslında buz dağının sadece görünen kısmıydı. Bu yüzden muhalifler mücadeleyi her zaman kaybetmeye mahkûmdurlar. Muhalif güçlendiğinde egemen sistem, onu içine alarak sistemin bir parçasına dönüştürüp kullanma becerisine sahiptir. Sistemin bir parçası olmayanlar uğruna mücadele ettikleri insanlar tarafından dışlanır cezaevlerine atılır, işkence edilir ve öldürülürler. Egemenin sisteminin nasıl işlediğinden bihaber milyonlarca insan açlıktan, basit hastalıktan, salgınlardan ve egemenin çıkarları için yapılan savaşlarda ölür.

Egemenin ırk ve dinle destekleyerek yenilmez bir silaha dönüştürdüğü politikasına karşı hayatı pahasına mücadele eden milyonlarca insanın yapamadığını bir virüs tek başına başardı. Virüs,ülke sınırı, silah dinlemeden ve de din, dil, ırk, makam, zengin, fakir vb. ayrımı yapmadan herkese bulaşarak ölümlü olan bütün canlıların eşit olduğunu insanın tek ırktan meydana geldiğini hiç zorlanmadan egemene gösterdi. Ülkeler ve şehirlerarası seyahatler yasaklandı. Kısmi sokağa çıkma yasakları ilan edildi ve iş yerlerinin büyük bir kısmı kapatıldı. Yöneticiler ve din adamları dâhil herkes bir yerlere kapanarak saklandı. Diğer canlıların kendisi için yaratıldığına inanan ve kendisinden olmayanı Yaradan’dan ötürü seven mükemmel varlık insan hiç bu kadar biçare olmamıştı. Bu küçük virüs karşısında, yıllarca hiç taviz verilemeyen Tapınaklar, Sinagoglar, Kiliseler ve Camiiler birer birer ibadete kapatıldı. Papa korkarak boş meydana vaaz verdi, sürekli sıkılaştırılması istenen safların arasına mesafe kondu. Sümer’den başlayarak, kendisini Allah’la insan arasında elçi gören insanların bu son çaresizliği, Allah’la/Tanrıyla insan arasında bir aracıya gerek olmadığı gerçeğini ortaya çıkardı. Bunun dışında virüs, daha birçok gerçeği insanlığın yüzüne çarptı. İnsanlığın uygarlık adı altında neolitik dönemden günümüze kadar yaşadığı ve yaşattığı acılardan çıkaracağı en önemli sonuçlardan bir tanesi: İnsanların evrendeki sınırlarını zorladığı ve olanaklarını yanlış kullandığı gerçeğidir. Umarım, insanlar artık pozitif bilimle ve felsefeyle beslenmeyen aklın bir işe yaramadığını ve toz zerresi kadar bir virüs karşısında aciz kaldığını anlarlar ve de uygarlığın kötüye kullanılmasına müsaade etmezler.

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.