logo

reklam
16 Aralık 2025

“Üniversite Bitiyor, Belirsizlik Başlıyor: Genç İşsizliği Alarmda”

İşsizlik Sadece Bir Rakam Değil, Bir Gençlik Hikâyesi

Üniversiteden mezun olmak, bir dönem gençler için güvenli bir başlangıcın işareti sayılırdı. Bugün ise diploma, çoğu kişi için belirsizliğin başladığı noktayı temsil ediyor. Derslerde verilen sözler, kurulan hayaller ve sonunda alınan o belge… Mezuniyet sonrası hayatın bu kadar zorlu bir tabloyla karşılık vereceğini pek azımız tahmin ediyorduk.

Resmî verilere baktığımızda durumun boyutu net biçimde ortaya çıkıyor. TÜİK’in 2025 istatistikleri, genel işsizlik oranının %8,5 civarında olduğunu ve yaklaşık 2,8 milyon kişinin iş aradığını gösteriyor. Tek haneli bir oran gibi görünse de, bu tablo gerçek anlamını genç nüfusta buluyor.

15–24 yaş arasındaki genç işsizlik oranı %15,3 seviyesinde. Bu, her 6–7 gençten birinin iş bulamadığı anlamına geliyor. Özellikle genç kadınlarda bu oran daha da yukarı çıkıyor. Sadece iş arayanlar değil; umudunu kaybedip başvuru yapmayı bırakanlar ve çalışmak isteyip fırsat bulamayanlar da hesaba katıldığında, gençlerde geniş tanımlı işsizlik oranı %28’e ulaşıyor.

Üniversite mezunlarının durumu da farklı değil. Yaklaşık 1 milyona yakın yükseköğretim mezunu işsiz. Bu da eğitim seviyesinin tek başına bir garanti sunmadığını ortaya koyuyor. Sonuç olarak, genç işsizliği sadece resmi raporlarda yer alan soğuk bir yüzde değil; mezuniyet sonrası yaşanan gecikmiş başlangıçların, ertelenen planların ve sürekli büyüyen kaygıların bir yansıması.

Diplomadan Sonra Başlayan Gerçek Boşluk

Eğitim hayatı bittiğinde çoğumuz “Tamam, şimdi sıra iş bulmakta” diye düşünüyoruz; ancak iş dünyasının kapısını çaldığımız anda karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Diploma elimizde olsa bile işverenlerin ilk sorduğu şey çoğu zaman bölümümüz değil, “Ne biliyorsun, ne yapabiliyorsun?” oluyor. Üniversitede dört yıl boyunca teoriye ağırlık verilirken, iş dünyası bizden pratik beceri, dijital yetkinlik ve ekip içinde çalışma deneyimi bekliyor. Bu nedenle okulda öğrendiklerimizle iş hayatının ihtiyaçları çoğu zaman örtüşmüyor ve gençlerde doğal bir eksiklik hissi oluşuyor. 

Üstelik iş ilanlarında sıkça karşılaştığımız “deneyim şartı” da bu tabloyu daha karmaşık hâle getiriyor. Yeni mezun birinin bu şartı karşılaması gerçekçi değil, çünkü özellikle küçük şehirlerde staj yapma fırsatları oldukça sınırlı ve bulunan stajların büyük kısmı gerçek bir öğrenme süreci sunmuyor. Böyle olunca hem deneyim arayan işverenler hem de deneyim kazanmak isteyen gençler arasında bir açmaz oluşuyor. Sonuç olarak üniversite eğitimi elbette önemli, ancak günümüz koşullarında tek başına yeterli değil; gençlerin kendilerini dijital becerilerle, ek eğitimlerle ve kişisel gelişimle desteklemesi artık kaçınılmaz bir gereklilik hâline geliyor.

Tasarruf Yılı: Umutlar Neden Daralıyor?

İş arama sürecini zaten zorlaştıran bir ortam varken, bu yıl uygulanan sıkı tasarruf politikaları gençlerin karşısına yeni engeller çıkardı. Ekonomik dengeleri korumak için alınan “kemer sıkma” önlemleri, özellikle işe yeni başlayacak gençleri doğrudan etkiliyor. Kurumlar bütçelerini kısmak zorunda kaldıkça, yeni mezunlara yönelik pozisyonlar ya erteleniyor ya da tamamen durduruluyor. Şirketler, deneyim isteyen kadroları düşük maliyetle doldurmayı tercih ediyor ve bu durum, gençlerin iş hayatına adım atmasını daha da zorlaştırıyor.

Bu daralma yalnızca kariyer planlarını değil, gençlerin hayatla ilgili tüm beklentilerini etkiliyor. Birçok genç, mezun olduktan sonra düzenli bir gelir elde edemediği için kendi hayatını kurmakta zorlanıyor. Kira fiyatlarının yüksekliği, büyük şehirlere taşınma hayallerini erteliyor; ekonomik koşullar, aileden ayrı bir düzen kurmayı imkânsız hâle getiriyor. Üniversiteyi bitirip yetişkinliğe geçtiğini düşündüğü yaşlarda hâlâ ailesinin evinde kalmak zorunda olmak, gençler için hem ekonomik hem de duygusal bir yük yaratıyor. Tasarruf dönemi, kısacası, gençlerin geleceğe dair umutlarını daraltan ve birçok planı belirsizliğe sürükleyen bir sürece dönüşmüş durumda.

Gençler Ne Yapabilir? Kriz Döneminde Hayatta Kalma Rehberi 

Ekonomik koşulların gençler üzerinde baskı yarattığı bu dönemi bir “bekleme süreci” olarak görmek kolay. Ancak bu süreç, aslında gençlerin kendi gelişimlerini hızlandırabilecekleri bir dönem olarak da değerlendirilebilir. Günümüz koşullarında, ekonomi ne zaman toparlanırsa toparlansın, o güne en hazırlıklı olanlar bir adım öne çıkacak. Bu nedenle pasif kalmak yerine, kendi imkânlarımız doğrultusunda hareket etmek artık bir zorunluluk.

İş arama süreci, birkaç ilana başvurmaktan ibaret değil; düzenli ve disiplinli bir çalışma gerektiriyor. Gençlerin her gün belirli bir zaman dilimini yalnızca iş aramaya, ilanları incelemeye, başvurularını güncellemeye ve profesyonel bağlantılarını güçlendirmeye ayırması ciddi bir fark yaratıyor. Bunun yanında, tek bir CV’yi her yere göndermek yerine, başvurulan pozisyona göre özgeçmişi yeniden düzenlemek ve projeleri ya da staj deneyimlerini doğru şekilde öne çıkarmak da işverenlerin dikkatini çekmek açısından önemli.

Dijital dünyanın hızla değişen dinamikleri de gençlerin kendilerini sürekli geliştirmesini gerektiriyor. Üniversitede edinilen bilgiler tek başına yeterli olmayabiliyor; bu yüzden ücretsiz veya düşük maliyetli çevrim içi eğitimlerle yeni beceriler edinmek artık kaçınılmaz bir ihtiyaç. Veri analizi, dijital pazarlama, temel kodlama ya da yapay zekâ araçlarını kullanabilme gibi beceriler, bugün neredeyse her sektörde talep görüyor. Edinilen bilgilerin küçük projelerle pratiğe dökülmesi ise hem özgüveni artırıyor hem de CV’yi güçlendiren somut birer deneyime dönüşüyor.

Büyük şehirlere gitme imkânı olmayan gençler için yerelde fırsat yaratmak da önemli bir seçenek. Küçük şehirlerdeki esnafın ve işletmelerin dijital içerik üretimi, sosyal medya yönetimi ya da basit tasarım desteğine ihtiyaç duyduğu bilinen bir gerçek. Bu alanlarda destek vermek, hem ek gelir sağlayabilir hem de gençlerin kendi portföylerini oluşturmasına imkân tanır. Ayrıca profesyonel çevre edinmek için büyük etkinliklere katılmak şart değil; bazen yapılan bir kısa sohbet, bir kahve molası ya da bir tanıdık aracılığıyla kurulan bağlantı, yeni bir iş kapısı açabilir.

Sonuç olarak bu dönem, gençlerin geri planda duracağı bir dönem değil; tam tersine, kendi potansiyellerini güçlendirecek adımlar atma zamanı. İş bulana kadar geçen süreç, yeni beceriler edinmek ve profesyonel anlamda kendini geliştirmek için değerli bir fırsat olarak değerlendirilirse, geleceğe dair belirsizliklerin yerini daha güçlü bir hazırlık alabilir.

Bu Sadece Bir İstatistik Değil, Bir Neslin Hikâyesi

Genç işsizliği, TÜİK raporlarında yer alan tek bir yüzdeyle özetlenebilecek bir durum değil; bu oran, üniversiteden mezun olup çalışma hayatına adım atmaya hazırlanan bir neslin yaşadığı belirsizliğin kısa bir ifadesi. Bugün açıklanan her istatistiğin arkasında, ertelenen hayat planları, ekonomik nedenlerle askıya alınan evlilik ve konut hayalleri, aile yanında zorunlu yaşam süreleri ve giderek azalan bir gelecek umudu bulunuyor.

Ekonomide uygulanan tasarruf politikaları ve işverenlerin ısrarla sürdürdüğü “deneyim şartı”, bu tabloyu gençler için daha da ağırlaştırıyor. Buna rağmen gençlerin geri çekilme, bekleme ya da pes etme gibi bir lüksü yok. Çünkü içinde bulunduğumuz dönemde asıl güç, sadece diploma sahibi olmaktan değil; yeni koşullara uyum sağlayabilmekten, hızlı öğrenebilmekten ve kendi fırsatını yaratabilmekten geçiyor.

Dijital dünya bugün gençlerin en önemli alanı haline geldi. Bilgiye erişim kolaylığı, küçük ölçekli projelerle bile deneyim kazanabilme imkânı ve yerelde oluşturulabilecek yeni iş birlikleri, bu zorlu dönemi aşmak için güçlü araçlar sunuyor.

Elbette iş aramak yorucu, sonuçsuz başvurular moral bozucu olabilir. Ancak bu sürecin kalıcı olmadığını, her kriz döneminin bir noktada yerini yeni fırsatlara bıraktığını unutmamak gerekiyor. Kendini geliştiren, pes etmeyen ve değişime ayak uydurabilen gençler, bu sürecin sonunda daha güçlü bir noktada duracak.

Bugün karşılaşılan zorluklar, yarın bir neslin nasıl direndiğini ve kendi yolunu nasıl açtığını anlatan güçlü bir hikâyeye dönüşecek. Çünkü bu dönem, gençlerin kendi değerini yeniden tanımladığı, imkânları sınırlı olsa da hedeflerinden vazgeçmeyen bir kuşağın dönemi olarak anılacak.

 

Zeynep AŞIK / İletişim ve Tasarımı Uzmanı 

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.