• UYAROĞLU SARRAF

logo

Sermayenin rengi


Ünal Örnek
unalornek@hotmail.com

Hatırlar mısınız bir zamanlar sermayenin rengi mi olur tartışmaları vardı. Kimi dindar görünen, kimi cemaat eğitimli çevrelerinin başta yurtdışında çalışan işçilerimizden ve inançlı insanlarımızdan topladıkları sermayelerle kurdukları şirketler ve yatırımları konu ediliyordu. Bazı illerde bu şirketleri yönetenlerin ortaklarına olan sorumlulukları yerine getirmedikleri gündeme gelmişti. Birçok insan dolandırıldık diye mahkemelere koşmuştu.

 

Bu tartışmalar siyasi çevreler kadar toplumda da tepkilere neden olmuştu.  Kimi yeşil sermaye nereye gidiyor derken, muhtemel tehlikeleri gösteriyordu. Kimileri sermayenin rengi olmaz diye bölgelerinin ülkenin gelişmesine akan kaynakların yararlarını savunuyordu. Şirketlerin yöneticileri siyasilerle basında boy gösterirken, ömrünü yurtdışında en ağır şartlarda çalışarak para biriktirip bu şirketlere yatıran insanlar kıvranıyordu.

 

Her görüşten insanın yazılarını okuduğunuzda herkes kendi yönüyle olayları ve gelişmeleri kaleme alıyordu. İnternetten bu süreç içinde yayınlanan yazıları ve suçlanan iş adamlarının yaşamlarını incelediğinizde şirketleri yönetenlerin bir yolunu bulup kendilerini kurtardıklarını içerde ve dışarda son derece lüks hayat yaşadıkları görünüyordu.

 

Tabii sonuçta birileri zengin olurken işçilerin paralarının zaman içinde yok olduğu ortaya çıkıyordu. Tamam sermayenin rengi yoktu. Ama bu dindar görünüp halkın parasını kendi menfaatleri doğrultusunda kullanan insanlarda hiç vicdan ve Allah korkusu yok muydu? Haram paraları nasıl yiyorlardı. Alınları secdeye vardığında nasıl kendileri ile hesaplaşabiliyor diye düşünürdük.

 

Aradan yıllar geçti. Yeni bir siyasi güç maneviyatı güçlendirme hedefiyle iktidara gelmişti. Siyasi iktidarın söylemleri ve hedefleri değişmişti. İktidara destek olan cemaat çevreleri karşılığını alma yarışına girmişti. O günlerdeki yatırım şartlarından farklı olarak günümüzde buna ister iktidarın sağladığı kolaylıklardan, isterse iktidarı aldatarak deyin aldıkları ihalelerle her geçen gün büyüyen kişi ve kuruluşlar ortaya çıktı. Bunların büyük şirketleri yanında bankaları, gazeteleri ve televizyonları olmaya başlamıştı. İş dünyasında renk olmaz derken herkes kendi rengine göre dernekler ve vakıflar kuruyorlardı. Kimileri eğitim ve sağlık parasız olsun tüm insanlar faydalansın derken, cemaatlerin okulları, üniversiteleri ve hastaneleri para basmaya başlamışlardı. Ülkenin her yanına ulaşmışlardı. İnsanlar ekonomik krizin dişlileri arasında ezilirken, işlerini kapatırken, iş dünyasında, bilim dünyasında, sanat dünyasında ve basında en duayen insanlar bile iş bulamazken bu çevredeki insanlar yıldız gibi parlamışlardı.

 

Her alanda düne kadar hiç tanımadığınız insanlar ön plana çıkmıştı. Televizyonlarda her değere saldıran saygısız ve ölçüsüz insanlar yer almaya başlamıştı. Giyimler, yaşam şartları ve söylevleri inanılmaz değişmişti. Kendilerine Müslümanız diyen ve son derece lüks hayat yaşanan bir kitle ortaya çıkmıştı.  Geçmişin hangi görüşten olursa olsun sade, ölçülü, saygılı insan tipleri yok olmuştu. Tarihi gerçeklerimizi hiçe sayarak adeta ülkenin parçalanması, bölünmesi, milli birlik ve beraberliğimizin yıkılması için aldıkları yüksek maaşların rahatlığı içinde konuşuyorlardı. Tarihimizi, Osmanlıyı bilmeden, İstiklal savaşımızın şartlarını hiçe sayarak Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının mücadelesini emperyalizmin gözlüğü ile süzerek ve görerek ahkâm kesiyorlardı. Ne de olsa sermaye gücü ile medyanın hâkimi onlar olmuştu.

 

Anadolu’nun sade hayat yaşayan kültürüne ve dini geleneklerine bağlı insanları yine ayni hayata ayni şartlarda devam ediyordu. Eskiden olduğu gibi dayın varsa devri devam ediyordu.  İş için bir yerlere müracaat ettiğinizde size taşerona verdik, elimizde yetki yok taşeron işçi alıyor deniyordu. Boynu bükük ve çaresiz kapılar birer birer kapanıyordu. Ama bu defa dayı rolünü cemaatler oynuyordu.

 

Cemaatlere bağlı insanların ne iş derdi ne de gelecek derdi görünüyordu. Çaldıkları sorularla istediklerini istedikleri sınavlar ile istedikleri işe yerleştiriyorlardı. Allah korkusu ve kul hakkını düşünmeden bunu kendileri için kazanılmış hak sayıyorlardı. Kimse komşusundan ve sokaktaki insandan bile utanmıyordu. Komşuları açken onlar son derecede lüks araçları içinde hayat kaygısı çekmeden sefalı bir dönemi yaşamanın hazzını tadıyorlardı. Din ve türban diye çıkılan yolun sonunda ülkede hiçbir şey değişmemişti. Halk yine ayni şartlarda yaşamına devam ediyordu.

 

Bu dönemin şartlarını cemaatler içinde en iyi kullananlardan biri Fetö cemaati idi.  Onu dış güçler yıllar önce keşfetmişti. Binlerce insan ona biat ediyordu. En uçtaki siyasileri ve yöneticileri bile kolaylıkla ikna edebiliyordu. Bildiklerini din diye inandırabiliyordu. İçerde ve dışarda eğitime yaptıkları yatırımın karşılığı alıyorlardı. Devlette olduğu gibi sanayide, ticarette, bankacılıkta ve medyada büyük güç kazanıyordu. Ülkede büyük bir sermaye gücüne sahip olmuşlardı. Kendilerini destekledikleri iktidarın ortağı gibi görüyorlardı. Sermaye gücü ile içerde ve dışarda büyük yatırımların sahibi idiler. Artık kendilerine göre ülkenin kaderini kendilerine göre değiştirebileceklerine inanıyor gibiydiler. Çoğumuz aydınların uyarılarının bu denli acımasızca ortaya çıkacağını düşünmemişti. Kaldı ki onların uyarılarını bu konuda yayınladıkları kitapları ideolojik yaklaşımımıza göre değerlendirdik, bazılarının da bu uyarıları ve yazdıkları kitaplar sonrasında haince katledişlerini gördük. Onlar açık sözlü, dürüsttüler. Bizlere canları pahasına doğruları gösterme uğruna yazdılar ve vatan için öldüler.

 

Gün geldi büyük oyun projesinin bazı sahnelerinin ortaya çıkma zamanı gelmişti. Topraklarımızda emperyalizmin istiklal savaşının rövanşını alma planlarının piyonları oyunlarına devam ederken, yeni bir piyon olan cemaat kartı oyuna sokuldu. Biz asker dış güçlerin yönlendirmesi ile belli aralıklarla darbe yapıyor sanarken, bu defa yıllarca korunan ve kollanan ülkede en büyük sermaye gücü haline gelen bir cemaat yine dış güçlerin kışkırtması ve desteği ile seçimle gelen bir iktidarı devirmek devletin içine soktuğu güçlerle darbe girişiminde bulunuyordu. Nede olsa her alanda kendilerine göz yumulmuştu, büyütülüp beslenmişti.

 

Biz dış güçlerin beslediği ve yönlendirdiği sermaye grupları ve örgütlere şüphe ile bakarken dini bayrak yapan cemaatin beyinlerini satın aldığı bir kısım asker ve polis kılıklı insanların darbe dönemlerinde bile olmayan saldırısı ile karşı karşıya kaldık. Onlar halkı için değil ucu dışarda emperyalizmin ülkemizdeki maşalarından biri olan bir cemaatin ölüm makinası gibi halka ve meclise ölüm yağdırdılar. Şanlı ordumuzu ve polisimizi lekelemek isteyen çevrelerin ekmeğine yağ sürmek istercesine herşeyi orduya yıkarcasına davrandılar. Onlar bizi din ile aldattılar. Onlar onca sermaye ve yönetim gücüne, elde ettikleri refah düzeyine rağmen yönetildikleri dış güçlerin emrinde ülkeyi kan gölüne çevirmekten çekinmediler.

 

15 Temmuz’da cemaatlerin sahip olduğu sermayenin rengi ortaya çıkmıştı. Halktan din adına toplanan paralarla elde edilen sermaye ve yönetim gücünün bedeli halka kurşun, kan ve ölüm olarak geri dönmüştü. Emperyalizmin eline düşen bir cemaat devletini ve halkını hiçe sayan bir canavara dönüştürülmüştü. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere her görüşten aydın insanımızın geçmişin deneyimleri ışığında bizlere ikaz ettiği gibi cemaatlerin ve dini grupların zenginleşmesi ve güçlenmesinin nelere mal olacağı görülmüştü.

 

Bu olaylar ve yıllardan beri yaşadığımız gerçekler bizlere paranın ve gücün peşine düşen cemaatlerin sahip oldukları ve olacakları sermayenin renginin her zaman bulanık olacağını ve ülkenin aleyhine bir güce dönüştürüleceğini göstermektedir. Bugün bu cemaat bunu yapmışsa gelecekte de ayni desteği ve kolaylıkları elde eden cemaatlerin benzer hareketleri yapmasının garantisi yoktur. Halka dini öğreteceğiz diye ortaya cemaatlerin hedefinin sermaye ve siyasi güç kazanmak olduğu görülmüştür. Emperyalizm tarih boyunca da para ve siyasi güç peşinde olan cemaatlerin ve uydurulmuş din peşinde koşan çevrelerin en yakın dostu olmuştur.

 

Bugün yaşadıklarımızla dinci sermayenin rengini gördük, bedelini canlarımızla ödedik. Ülkemizin her yönüyle zor günler yaşadığına şahit olduk. İktidarı ve muhalefeti ile çıkış yolu aramaya koyulduk ve iyi de yaptık. Aslında milli birlik hükümeti kurmamız gereken bir dönem geldik. Çünkü çevremizdeki tehlike ve tehdit henüz geçmedi ve sıkıntılarımız bitmedi. Artık hem tehlikeleri önlemek ve hem de yeni tehlikelerin önünü kesmek için cemaatlerin dini yardımlar altında ve desteklerle sahip olacağı sermayenin renginin bir gün ülkenin aleyhine döneceği hesaba katmalıyız, dünü ve bugünleri unutmamalıyız.  Bugünün şartlarını bir fırsat gibi algılayıp, canım bu cemaatler bunu yapmaz, onların sermayelerine ve devlette güç kazanmalarına göz yumalıyım, kolaylıklar sağlayalım diyerek kendimizi kandırmamalıyız. Yıllardan beri uygulanan hatalı politikalar sonucu yaşananları gözardı etmeden, devletin tarafsızlığının büyük zarar gördüğünü bilmeliyiz.

 

Sonuç olarak; emperyalizmin tuzağına düşmeden cemaat sermayelerinin renk değiştirmesine izin vermeden, parçalanmadan, milli birliğimizi koruyarak, güçlü, refah içinde, bağımsız bir ülke yaratmak için Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yolda ilerlemeliyiz. Bu ülkenin her kesimden tarafsız, güvenilir, başarılı, birilerine biat etmeyen devletine bağlı, aklı ile hareket eden halkını ve vatanını seven tüm insanlarımıza güvenmeliyiz.

 

Bu ülkede birlik ve beraberliğin harcının cemaatlerin sermayesi ve menfaatlerine göre uydurulmuş dini telkinleri değil halkın devletine ve yöneticilerine duyacağı güven, inançlarına saygı, yaşayacağı adalet ve tarafsızlık ortamı olduğunu bilmeyiz.

Etiketler: »
Share
1235 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Helsingör ve Hamlet

    24 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Danimarka’nın Baltık Denizi'nde Öresund Boğazı'nın batı kıyısında bulunan Helsingör şehri tarihi dokusunu koruyan, sokakları ve birbirinden güzel evleri ile insanı geçmişe götüren şirin bir yerleşim yeridir. Ülkemizde acımasızca kendi ellerimizle katlettiğimiz tarihi dokuların neden önemli olduğunu gösteren soğuk ülkenin sıcaklığı ile sizi ısıtan şehridir. İsveç ile Danimarka’yı ayıran boğazın bir yakasında Helsingör yer alırken karşı tarafta benzer özellikler taşıyan Helsinborg adını taşıyan İsveç şehri bulunmaktadır. Bu iki şehri 20 dakikada ...
  • Doğruyu Anlamak, Doğruyu Anlatmak

    17 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Anlamak ve anlatmak bir insanın geleceğini şekillendiren en önemli kavramlardandır. Her yaşta insanın anlamak ve anlatmak konusundaki yeteneği farklıdır. Bireylerde bu yeteneğin gelişimi konulara yaklaşımı ve sorunlara çözüm bulmada yol gösteren ve onu yaratıcı kılan özelliklerdendir. İnsanların anlama ve anlatma yetenekleri her ne kadar doğuştan genetik olarak gelse de onun ailede ve toplumda yetişme tarzı da bu özelliklerini etkiler. Eğitim olarak iyi yetişmiş bireyler yaşamlarında doğruları daha iyi görürler ve anlatabilirler. Bu özellikleri...
  • Şarbon Olayı Bir Uyarıdır

    11 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Ülkemizde şarbon vakalarının yeniden gündeme gelmesi hiç şüphesiz başta bu konularda çalışan ve mesleki görevlerini yerine getiren bilim insanlarımızı ve uzmanlarımızı üzmüş ve hastalığın farkında olan insanları tedirgin etmiştir. Olayın ciddiyetini anlayanları hem de ülkenin başkentine yakın bir yerde olayın çıkması bu kadarı da olmaz diye düşündürmüştür. Tarımda ithalat politikaları yanında hayvancılıkta salgın hastalıklar için yapılan kontrol ve koruma çalışmalarına karşı tereddütler yaratan bu olay yaralayıcı ve karalayıcı bir durumdur. ...
  • Özelleştirme Çözüm Değildir

    24 Ağustos 2018 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Her ülkeyi geleceğe götüren en önemli unsur bağımsız ekonomik güçtür. İçinde bulunduğumuz çağ her sektörde dijital bir dönüşümün yaşandığı çağ olsa da tarih boyunca yaşanan siyasi ve askeri oyunlar sadece şekil değiştirmiştir. Bir yanda emperyal ülkeler kendi menfaatlerine göre diğer zayıf ülkelerden globalleşme adına ayrıcalık bekleseler de, kendilerinin aleyhine gelişen noktalarda hemen yan çizmektedirler. Hatta en katı ekonomik ve sosyal tedbirleri almakta çekinmemektedirler. Dijital teknolojide de güç sahibi olan ellerindeki çeşitli araçlar...
ev eşya depolama eşya depolama