logo

Haşhaş çiçekleri kozaya dururken…

Haşhaş denilince akla hemen bitkinin kozasından elde edilen sakızdan üretilen ‘uyuşturucu’ gelir.

Ancak bilimsel adı ‘Papaver somniferum’ olan ve baharda bütün kırları süsleyen gelincik ile aynı aileye ait olan haşhaşın bir çok kullanım alanı vardır.

Anavatanı Doğu Akdeniz olduğu belirtilen haşhaşın Anadolu’daki kullanımı çok eskilere dayanır. Hem taze yaprakları hem de kurutulup kavrulan tohumlarından yararlanılan bitkinin ilgi çekici biçimiyle Selçuklu ve Beylikler döneminde mimari süslemelerde de kullanıldığını biliyoruz.

Anadolu coğrafyasında binlerce yıldır yetiştirilen ve tıptan gıdaya, kimyadan hayvancılığa kadar bir çok kullanım alanı bulunan haşhaşın kapsüllerinden elde edilen sakızın ilaç sanayinin yanı sıra uyuşturucu olarak da kullanılması yüzünden bitkinin üretimi denetim altında yapılabiliyor.

Ancak Türkiye’nin birçok kentinde haşhaş en çok mutfak kültüründe kendini gösterir. Afyonkarahisar kentine adını veren bitki, en çok bu kentte üretiliyor. Uşak, Kütahya, Isparta, Burdur ve Konya’da da haşhaş ekimi yapılıyor.

Geçmişte haşhaş tohumundan elde edilen ve yaygın olarak kullanılan bitkisel yağa Afyon ili ve çevresinde ‘haşgeş yağı’ deniliyordu. Haşhaş küspesi ise hayvan yemi olarak bölgede yaygın kullanılan bir yem türüydü. Ünlü Afyon kaymağının sırlarından biri de mandaların besini olan haşhaş bitkisidir.

İç Ege ve Akdeniz bölgeleri kentlerinde yaygın olarak tüketilen haşhaş tohumları, ekmekten çöreğe birçok hamurlu gıdaya lezzet katarken, haşhaşın tat verdiği en bilinen çörek ‘nokul’dur.

Afyon, Isparta ve Burdur’da, haşhaş, ceviz, tahin ve tarçınla yapılan nokulun piştiği mahallelerin çocukları için sokağa yayılan dayanılmaz koku, oyuna ara verme zamanına işaret eder.

Haşhaş’ın taze yaprakları salata ve kavurma olarak tüketilir. Ancak haşhaş yaprağı, taze soğan, çökelek ve taze otlarla yapılan gözleme bölge halkının vazgeçilmezidir. Emirdağ ve Eskişehir’de ise yeşil mercimek ve haşhaşlı ‘bükme’ de adeta yöresel türküler kadar çok sevilen ve tüketilen bir çörektir.

İran’dan Anadolu’ya Türkmenler için haşhaş tepeden tırnağa her şeyiyle kullanılan bir bitkidir. Ortaçağ’ da Alanya’dan Sinop’a Anadolu’yu gezen ünlü gezgin İbn Batuta, Seyahatnamesi’nde 14. yüzyılın yaşayışı hakkında önemli ayrıntılar aktarır. Anadolu’nun dört bir yanında halkın ‘afyon’ tükettiğinden şaşkınlıkla söz eden İbn Batuta, Sinop’ta büyük caminin avlusunda ellerindeki kaselerden ‘haşhaş ezmesi’ yiyen idarecilerden söz etmesi ilginçtir.

Büyük olasılıkla İbn Battuta, salt ‘uyuşturucu’ olarak bildiği haşhaşın Anadolu’daki onlarca tüketim biçimi hakkında bilgiye sahip değildi…

İbn Battuta’nın Anadolu seyahatinde ziyaret ettiği kentlerden biri olan Eğirdir’de konakladığı 1302 tarihli Dündar Bey Medresesi’ni ayakta tutan sütunların başlığında süsleme elemanı olarak kullanılan haşhaş kozası figürleri, bitkinin yaşamın her alanında yer bulduğuna işaret eder. 13.yüzyıl Selçuklu dönemi yapısı olan Atabey Ertokuş Medresesi’nin sade ama özenli bahçesini bugün de süslemeye devam eden haşhaşlar, sarılı – kızıllı güllerin arasından zarif taç kapıyı ve Ertokuş Bey’in anıtsal heykelini selamlar durur.

Haşhaş bir zamanlar Türkiye için önemli bir tarım ürünüydü. 1970’lerde Türkiye’nin haşhaş ekimini kısıtlamasını isteyen ABD ile siyasi kriz yaşanmasına neden olan bitkinin ekimi 12 Mart muhtırasının ardından Nihat Erim hükümeti döneminde yasaklanmıştı. 1974’te ise Ecevit’in başında olduğu CHP ile Erbakan’ın MSP’sinin koalisyonuyla kurulan hükümet haşhaş ekimini yeniden başlattı. Ecevit’in bu resti, ABD’nin Türkiye yönelik ambargosuna neden olacaktı.  Antik çağdan beri hekimlikte kullanılan haşhaşın kurutulup tohumları çıkarılmış kozaları ve saplarının büyük kazanlarda kaynatıldıktan sonra suyun içinde vücudun dinlendirilmesinin romatizmal hastalıklara iyi geldiğine inanılırdı. Bazı bitkiler bazı yöreler için yerel kimliğin bir parçasıdır. Kimi zaman Afyon’da bir otobüs molasında, kimi zaman Eskişehir’de bir dost ziyaretinde, çoğunlukla da Isparta’nın Çarşamba, Burdur’un Salı pazarının çevresindeki dükkanlardan yayılan kavrulmuş haşhaş kokusu ve yok kenarlarından ansızın karşınıza çıkıveren çiçek çiçek haşhaş tarlaları o kimliğin coşkulu dışa vurumu oluverir…

Yalvaçlı fırıncı kadınların ellerinden çıkan sımsıcak haşhaşlı çörekleri kucaklayıp bin yıllık ulu çınarın gölgesinin etrafında toplanmış kahvelerden birinde mis kokulu çay ya da bir bardak sıcak süt eşliğinde zamanı durdurabilir insan…

YUSUF YAVUZ

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.