• MODA YAPI

logo

12 Aralık 2021

EKONOMİK FAKTÖRLER ve SİYASİ DAVRANIŞ-3

Dr.Öğr.Üyesi Bülent ÖZGÜL

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Yalvaç Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi

(Geçen haftadan  devam)

Akgün’e göre, Türkiye ile ilgili bulgular göstermektedir ki, hükümetteki partilerin oyu ekonomideki fiyat hareketlerine (enflasyona) bağlı olarak önemli ölçüde değişmektedir. Ekonomik büyüme hükümetlere siyasal desteğini devam ettirmede avantaj sağlamaktadır, ama bunun etkisi nispeten azdır. Bunun bize öğrettiği gerçek şudur: Seçmen negatif ekonomik göstergelere pozitif ekonomik gelişmelerden daha güçlü biçimde duyarlılık göstermektedir. Daha çok cezalandırmakta, daha az ödüllendirmektedir. Bunun bir nedeni olarak şu iddia edilebilir: Ekonomik çöküntüler ve özellikle enflasyonist ortam aynı anda daha çok insanı etkilerken, ülkenin genel ekonomik koşullarındaki pozitif gelişmelerin (ekonomik büyüme gibi) neden olduğu zenginlik kısa dönemde halka aynı ölçüde yansımamaktadır. Belki tam aksine, çarpık ekonomik büyüme zengin ve fakir arasındaki uçurumu genişletmekte ve sonuç olarak siyasal çatışmayı yoğunlaştırmaktadır (Akgün, 1999: 70-71).

Türk politikasında ekonomik performans ve seçim başarısı arasındaki ilişki Çarkoğlu tarafından yapılan ve 1950-1995 arasındaki 21 seçimi kapsayan çalışmada ortaya konmuştur. Bu çalışma seçimlerde siyasi partilere olan desteğin “tüketici fiyatları endeksindeki değişim”, “kişi başına GSMH” ve “işsizlik haddi” gibi makro düzeydeki ekonomik göstergeler ile ilişkisini ortaya çıkarmıştır (Çarkoğlu, 1997:85). Kalaycıoğlu’nun 1999 yılında yaptığı çalışma ekonomik değişimin kişisel memnuniyetle, yani ego-tropik seçim anlayışı ile ilgili olduğunu ortaya koymaktadır (Kalaycıoğlu, 1999: 55). Dolayısıyla yapılan çalışmalar, geçmiş deneyimlerin ve ekonomik performansın seçmen davranışını etkilediğini ve aynı zamanda hem kişisel hem de ulusal ekonomik koşulların göz önünde tutulduğunu ortaya koymaktadır.

Sezgin tarafından 1999-2003 yılları arasındaki anket verileri ve ekonomik performans rakamlarını analiz ederek, ekonomik performansın siyasi tercihe etkisiyle ilgili önemli sonuçlara ulaşmıştır. Analiz sonucuna göre, enflasyon oranlarındaki değişme bir dönem gecikme ile hükümetin popülerliğini olumsuz etkilemektedir. Gayrisafi Milli Hasıla’da meydana gelen artışın hükümetin popülerliğine olan etkisi beklenildiği gibi pozitiftir. Bununla birlikte bu etki hemen ortaya çıkmamaktadır. İşsizlik ve enflasyondaki etki daha hızlı ortaya çıkarken, milli gelirdeki değişikliğin etkisi dört dönem sonra ortaya çıkmaktadır (Sezgin, 2007: 36). Bu sonuçlar, Akgün’ün çalışmasıyla uyum göstermektedir. Türk seçmeni, negatif ekonomik gelişmelere, pozitif ekonomik gelişmelerden hızlı tepki vermektedir. Ödül/ceza (sorumluluk) hipotezi açısından bakıldığında, seçmenler daha fazla cezalandırmakta fakat daha az ödüllendirmektedir. Akgün, bu durumu kötü ekonomik şartlar daha fazla insanı etkilerken, ekonomik büyüme gibi olumlu ekonomik gelişmeler aynı ölçüde kısa dönemde ve çok sayıda insana yansıtılamadığı şeklinde açıklamaktadır (Akgün, 1999: 70). Sezgin’in çalışmasında yine anket verileri ile yapılan ikinci analizde beklentiler yer almış, Türk seçmeninin beklentilerini etkileyen değişkenin ekonomik büyüme olduğu tespit edilmiştir. Ekonomik büyüme, beklentilerin olumlu olmasını sağlarken, enflasyonun beklentiler üzerinde etkisiz olduğu görülmüştür (Sezgin, 2007: 36).

Çarkoğlu ve Toprak tarafından yapılan bir başka araştırmanın sonuçlarına göre, geçmiş bir yıl içinde iktidar partisinin uyguladığı ekonomik politikaların, gerek seçmenin ekonomik durumu gerekse makro ekonomik dengeler üzerinde yaptığı olumsuz etkilerin, iktidara yönelik desteğin azalmasına yol açtığı tespit edilmiştir. Çalışmadan çıkan önemli sonuç, seçmenlerin iktidar partisine ilişkin değerlendirmesini yaparken genel makro ekonomik durumu göreli olarak daha fazla önemsedikleridir. Bu eğilim, özellikle ileriye dönük beklentilerde kötümserlik düzeyi arttığında iyice gün yüzüne çıkmaktadır. Buna göre, ileriye dönük beklentilerde kötümserlik hakim olduğunda mevcut iktidara ilişkin destek de azalır (Çarkoğlu ve Toprak, 2000: 35-39).

Özbudun’a göre, Türkiye’de seçmen davranışlarının eğiliminde iktisadi faktörlerin öneminin artması, kronikleşen ve yaşamın her karesinde yer alan ekonomik ve sosyal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Gerçekten de, 1970’li yıllardan beri süregelen kronik yüksek enflasyon, istikrarsız büyüme performansı, sürdürülemez boyutlara ulaşan borç stoku, gelir dağılımında sürekli olarak artan adaletsizlik ve politik yozlaşma gibi sorunlar göz önüne alındığında ekonomik faktörlerin seçmen davranışlarını belirleyen temel değişken haline gelmesini anlamak kolaydır. Bu noktada, ekonomik faktörlerin seçmen davranışlarında belirleyici bir duruma gelmesi, seçmenlerin sorunlarını çözecek partiye oy verme şansını elde ettikleri şeklinde yorumlanmamalıdır. Ekonomik sorunların ortaya çıkardığı yük altında ezilen seçmenler, Özbudun tarafından da vurgulandığı gibi, partilere hevesle oy vermemekte, “ehveni şer” ilkesine uygun bir şekilde hareket etmektedirler. Bu eğilim, Türk parti sisteminde belirli bir parti ile özdeşleşme bağlarının (örgütsel adanmışlık) oluşmamasına ya da var olan aidiyet bağlarının gevşemesine yol açan önemli etkenlerden biridir (Özbudun, 2003: 75).

Çinko’ya göre, makro ekonomik performansın seçmen tercihlerini etkilemesi, özellikle kriz dönemlerinde iyice su yüzüne çıkar. Bu konuda en son örnek 3 Kasım 2002 tarihinde gerçekleşen milletvekili seçimlerinde yaşanan oy verme eğiliminde görülebilir. Bu seçimlerden önce yaşanan ve cumhuriyet tarihinin en önemli iktisadi krizi olarak nitelendirilen ekonomik bunalım, o dönemde koalisyon hükümetini oluşturan partilerin % 10 barajının altında kalmasına ve henüz yeni kurulma sürecini tamamlamış çok yeni bir partinin iktidara gelmesine neden olmuştur. Bir önceki seçim döneminde % 22 oranında oy alan üçlü koalisyonun başındaki partinin bu seçimlerde % 1’ler düzeyine kadar gerilemesi, söz konusu iddianın haklılığı açısından çarpıcı bir kanıttır (Çinko, 2006: 112). Turan’ın 2002 seçimleri öncesinde yaptığı çalışmada, ülkenin en önemli sorununun ne olduğu konusundaki soruya, araştırmaya katılan seçmenlerin % 87’si ekonomik sorunlarla ilgili şıklarla cevap vermiştir. Aynı araştırmanın geçen yıla (2001) göre bu yıl (2002) ekonomik durumun nasıl olacağı hususundaki sorusuna üç farklı periyotta seçmenlerin ortalama % 60’ı daha kötü olacağı yolunda cevap verirken, ortalama % 20’si daha iyi olacağı yolunda cevap vermiştir (Turan, 2004: 272-275). Yani, seçimden önce seçmen nasıl oy kullanacağı ve bunu neden yapacağını aşağı yukarı ortaya koymuştur. Seçmen ekonomik krizden ve geçmişteki kötü ekonomik performanstan büyük ölçüde olumsuz etkilenmiş ve gelecekteki ekonomik performanstan umutsuzdur. Dolayısıyla önlerine sandık geldiğinde büyük çoğunluğu ekonomik faktörlerin etkisiyle oy kullanacaktı ve nitekim de öyle olmuştur.

Ekonomik performansın büyük ölçüde etki ettiği seçimlerin önde gelen örneği 2002 seçimleri öncesi temel ekonomik verilere bakıldığında da, seçim sonuçlarında ekonominin ne kadar etkili olduğu görülmektedir. Koalisyon hükümetinin iktidara geldiği ilk yılın, yani 1999’un GSMH Yıllık Büyüme Hızı % -6,1 olurken; çalkantılı dönemlerin yaşandığı 1997’de %8,3, 1998’de % 3,9 olarak gerçekleşmiştir. 2000’de % 6,3’e çıkan büyüme hızı, 2001’de yaşanan krizle yeniden negatife dönmüş % -9,4 olarak gerçekleşmiştir.1998’de 3255 dolar olan kişi başına düşen milli gelir rakamları 1999’da 2879 dolar, 2000’de 2965 dolar, 2001’de de 2123 dolar olarak gerçekleşmiştir. 1998’de % 6,8 olan işsizlik oranı, 1999’da % 7,7, 2000’de % 6,6, 2001’de ise % 8,5 olmuştur. 1998’de % 52,3 olan işgücüne katılma oranı da 2001’de % 48,7’ye düşmüştür (Turan, 2004: 317-319). Yani, makro ekonomik göstergeler büyüme hızı, kişi başına düşen milli gelir ve işsizlik rakamlarında önceki döneme göre 2002 seçimleri öncesi oldukça olumsuz bir tablo ortaya çıkmıştır.

Çinko’ya göre, Türkiye’de siyasi iktidarın belirlenmesinde, sayı bazında ele alındığında, yani diğer bir deyişle en çok ağırlığa sahip kesimler (tarımı kesimi ile ücretli kesimi) yoksulluk sınırının altında yaşamaktadırlar. Gelir düzeyi göreli olarak düşük olan seçmenlerin, sağ ve sol partilerden tek beklentileri kendilerine yönelik mali desteği arttırmalarıdır. Bu nedenle seçmenler, benzer ya da aynı (fırsatçı) politikaları tercih ederler. Nitekim seçim öncesi dönemlerde, dünya fiyatlarından kopuk tarımsal fiyat uygulaması ile verimlilik artışına dayanmayan ücret artışları, sıklıkla tercih edilen politikalardır (Çinko, 2006: 113-114).

Etiketler: » » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.