logo

reklam
03 Haziran 2026

Bekir Manav Yazdı: Hisarardı’nda Bir Üniversite

HİSARARDI’NDA ÜNİVERSİTE
İHBAR BİLLEZİ KÖYÜNE ÜNİVERSİTE YAPMIŞ,
PAYİTAHTTAN YARDIM İSTEMİŞ
Yalvaç tarihinin derinliklerinde dolaştıkça, atalarımızın ilme verdiği kıymeti gösteren belgelerle karşılaşınca hayranlığımı gizleyemiyorum.
23 Nisan’da bir görüşme için Yalvaç’taydım. Görüşme öncesi zamanım olduğu için Hisarardı’na gittim. Amacım İhbar Billezi’nin kabrini ziyaret etmek ve mezarlıkları görmekti. Yağmur sebebiyle programsız bir ziyaretti benimki.
Hisarardı’na girdiğimde birkaç mahalleliyle karşılaşırım sorarım diye düşündüm. Saat 11:00 olmasına rağmen neredeyse hiçbir tane canlı göremedim. Issız yolunda doğrudan camiye ve mezarlığa gittim. Hiç kimse yoktu, hava muhalefeti ve nüfus azlığının göstergesiydi bu.
İşte o Hisarardı’nda meğerse yaklaşık 170 sene önce bir Üniversite varmış.
İbrahim Efendi yani nam-ı diğer İhbar Billezi sıradan bir köy hocası değildir. Osmanlı Devleti’nin en parlak ilim adamlarından biri olarak Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde huzur hocalığı yapmış, ilmiyle payitahtta tanınmış bir şahsiyettir. Bugün sayın valimizle olan görüşmemizde özel olarak bu durumdan bahsettim.
Onun hayatına dair yaptığım araştırmalar ilerledikçe ne kadar büyük bir âlim olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
İncelediğim vesika Hicri 1275, Miladi 1859 yılına aittir. Belgede anlatıldığına göre İbrahim Efendi, Hisarardı’nda yüksek seviyede eğitim verecek bir medrese inşasına girişmiştir. Ancak bu medrese sıradan bir köy mektebi değildir. Belgenin ifadesiyle burada “ulûm-ı âliye” okutulacaktır.
Osmanlı eğitim sisteminde ulûm-ı âliye, temel okuma yazma ve ilk dinî bilgilerin ötesinde yüksek seviyeli ilimleri ifade eder. Bu eğitim içerisinde tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm gibi klasik İslâmî ilimlerin yanı sıra mantık, belâgat, münazara, hesap, matematik ve astronomi gibi dönemin ileri düzey dersleri de yer almaktadır. Bugünün kavramlarıyla ifade edecek olursak, İbrahim Efendi’nin kurmaya çalıştığı kurum bir köy mektebinden çok dönemin yükseköğretim merkezi niteliğindedir.
Belgede medresenin dört tarafına talebeler için hücreler yapılacağı, bir dershane inşa edileceği, mescid ekleneceği, iki çeşme yapılacağı ve müderris için ayrıca bir hane inşa edileceği belirtilmektedir. Yani planlanan yapı sadece bir derslik değil, tam anlamıyla bir ilim külliyesidir.
Ne var ki bütün gayretlere rağmen inşaat tamamlanamaz, çünkü büyük bir projedir ve ciddi maliyet gerektirmektedir. Hayır sahiplerinin yardımlarıyla başlayan çalışma maddi imkânsızlıklar nedeniyle yarım kalır. Fakat İbrahim Efendi pes etmez. Yılmaz. Vazgeçmez. Kalkıp İstanbul’a gider ve devlet kapısına başvurur. Payitahttan yardım ister.
Belgede Yalvaç ve Hamid Sancağı meclislerinin de bu talebi desteklediği görülmektedir. Ancak Evkaf Nezareti tarafından verilen cevapta medresenin herhangi bir vakfa bağlı olmadığı ve gelir kaynaklarının bulunmadığı belirtilerek masraflarının doğrudan hazine tarafından karşılanmasının mümkün olmadığı ifade edilir.
Fakat vesikanın en dikkat çekici kısmı bundan sonrasıdır.
Devlet görevlileri, İbrahim Efendi’nin bu iş için hususen İstanbul’a geldiğini, eli boş ve ümitsiz gönderilmesinin devlet şefkatine ve mürüvvet anlayışına uygun olmayacağını dile getirirler. Belgedeki ifadeyle, padişahın hayır duasını kazanmak ve bu hayırlı eserin tamamlanmasını sağlamak amacıyla yardım yapılmasının uygun olup olmayacağı yeniden görüşülür.
Buradaki ayrıntıyı fark ettiniz mi? Devlet görevlileri İbrahim Efendi’yi boş çevirmek uygun değil, adam tâ Yalvaç’tan bunun için gelmiş, hatırı kırılmasın diye araya giriyorlar. Buradan İbrahim Efendi’nin nasıl nüfuzlu, sevilen bir âlim olduğu anlaşılıyor. Koca Osmanlı’nın memurları bile anlamış İbrahim Efendi’nin gönlünün kırılmayacağını.
Bu satırları okurken ben şunu düşündüm.
Bugün küçük bir Anadolu köyü olarak bildiğimiz Hisarardı’nda bundan 166 yıl önce bir âlim, talebelerin kalacağı odalarıyla, dershanesiyle, mescidiyle, çeşmeleriyle büyük bir ilim merkezi kurmanın hayalini kuruyordu. Üstelik bu hayal için kapı kapı dolaşıyor, yılmadan mücadele ediyor, İstanbul’a kadar giderek elini yüzüne alıp devlet desteği arıyor. Şahsına ev yapmayacak, oğlunu işe sokmak için değil, köyüne ilim merkezi yapmak için o dönem şartlarında payitahta gidiyor.
Bu vesika bize yalnızca yarım kalmış bir inşaatı anlatmıyor. Aynı zamanda ilme adanmış bir ömrü, memleketine hizmet etmeyi kendine vazife edinmiş bir âlimi ve Anadolu’nun en ücra köşelerinde bile eğitimi yükseltmeye çalışan bir neslin idealizmini gösteriyor.
Hisarardı’nın yetiştirdiği İhbar Billezi Seyyid el-Hac İbrahim Efendi’yi bugün saygıyla anarken, onun bıraktığı mirasın sadece taş ve duvardan ibaret olmadığını görüyoruz. Asıl miras, ilme duyduğu sevda, memleketine duyduğu vefa ve nesiller yetiştirme arzusudur.
Çoğunuz merak ediyordur bu medrese tamamlandı mı? Akibeti ne oldu diye. Belge sadece bununla sınırlı. Araştırmam devam ediyor.
166 yıl önce Hisarardı’nda bir üniversite hayali kuran bu büyük âlimi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
Temmuz ayında ilk anma programını başlatarak Yalvaç’ta İhbar Billezi’yi her sene geleneksel bir şekilde kabri başında dualarla anacağız. Belki Böcüzade Süleyman Sâmi Efendiyi, Hafız İbrahim Demiralay’ı anma programlarında olduğu gibi bir avuç insan oluruz. Ama olmasalar da oluruz biz. Biz bize yeteriz Allah’ın izniyle. Allah utandırmasın.
Belgenin günümüz diliyle çevirisi:
Maliye Nezareti Yüksek Makamına
Hamid Sancağı’na bağlı Yalvaç kasabasında müderrislerden Yalvaçlı Seyyid Hacı İbrahim Efendi, yüksek ilimlerin öğretilmesi amacıyla hayır sahiplerinin yardımlarıyla bir medrese inşa etmeye başlamıştır.
Ancak medresenin eksik kalan bölümlerinin tamamlanması, dört tarafına talebe odaları yapılması, bir dershane inşa edilmesi, bitişiğine bir mescid yapılması, iki çeşme yapılması ve adı geçen İbrahim Efendi için bir ev inşa edilmesi gerekmektedir.
Bu işlerin masraflarının devlet hazinesinden karşılanması için daha önce Yalvaç Meclisi tarafından bir mazbata ile talepte bulunulmuştu. Aynı şekilde İbrahim Efendi’nin de İstanbul’a geldiği ve söz konusu masrafların devlet hazinesinden ödenmesi yönünde istekte bulunduğu bildirilmiştir.
Bu konuda Hamid Meclisi tarafından gönderilen ve Meclis-i Vâlâ’ya havale edilen mazbata ile daha önce gelen yazılar üzerine Evkaf-ı Hümâyun Nezareti ile yapılan yazışmalar incelenmiştir.
Verilen cevaptan anlaşıldığı üzere söz konusu hayır eserleri yeni yapılmakta olup herhangi bir vakfa bağlı değildir. Ayrıca bunlara ait bir gelir kaynağı da bulunmamaktadır. Bu sebeple masraflarının devlet hazinesinden karşılanmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
Bununla birlikte, bu eserlerin tamamlanması çok faydalı ve uygun bir iş olmakla beraber, İbrahim Efendi’nin özellikle bu iş için İstanbul’a kadar gelmiş olması sebebiyle ümitsiz ve eli boş geri gönderilmesinin de devletin şefkat ve mürüvvet anlayışına uygun olmayacağı değerlendirilmiştir.
Bu nedenle, padişah hazretlerinin hayır dualarını kazanmak amacıyla medresenin eksik kalan bölümlerinin tamamlanması ve masraflarının devlet hazinesinden karşılanması hususundaki yüksek görüşlerinin alınması gerektiği Meclis’te müzakere edilmiştir.
Gereğinin bildirilmesi için bu yazı kaleme alınmıştır.
Zilhicce 1275 sonu (1859)
Bekir MANAV
Isparta Tarih-Der Başk.
03.06.2026 – ISPARTA

Etiketler:
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.