Son Dakika


Prof. Dr. Mehmet ÖZHANLI
Resmi rakamlara göre 53 bin 537 kişinin öldüğü Maraş merkezli 6 Şubat depreminin üzerinden tam 3 yıl geçti. Bu süre içerisinde ülkede siyasi, hukuki, ekonomik ve ahlaki olarak neler değişti? Bu soru, Malatya Ermeç Apartmanı özelinde ele alınıp sonuçları kısaca özetlenecektir.
Ermeç Apartmanı, 2020 yılı Elâzığ depreminde hasar almış ve yetkililer tarafından az hasarlı olarak raporlanmıştır. Malatya’da 6 Şubattaki ilk depremde toplam 130 bina yıkılmış ve Ermeç Apartmanı da bunlardan birisidir. Kız kardeşim iki yeğenim ve eniştemle birlikte bu apartmanda 21 kişi hayatını kaybetti. Kız kardeşimin ailesinden sadece üniversite öğrencisi olan bir yeğenim hayatta kaldı.
O günden bugüne neler değişti:
Siyasi Olarak: Siyasetçileri, Platon 2400 yıl önce güvenilmez, çok kolay yalan söyleyebilen demagoglar olarak tanımlamıştır. Dünya üzerindeki bütün siyasetçiler, Platon’un yaptığı tanımın doğru olduğunun sağlamasını yapan davranışlar göstermiş ve göstermeye devam etmektedirler. Depremin ilk gününden itibaren siyasiler, yüzlerine taktıkları devlet adamı ciddiyetiyle, ses tonuna yükledikleri acı ve bir daha yaşanmaması temennileriyle konuşup vaatler verdiler. İktidarı, muhalefeti kısacası hepsi koro uyumunda, “yaralar sarılacak, ekonomik yardım yapılacak, sorumlular hesap verecek vb.” hamaset nutuklarını haykırdılar. Bütün konuşmalar, dini hikayeler ve milli motiflerle süslenip birlik beraberlik mesajları doluydu. Ülkemizde yönetime aday olanlar, yönetimdekiler adalet denilince hemen Hz. Ömer kesilir, adalet kılıcını kuşanırlar. Kuşandıkları kesici bir alet olduğu için neyi, kimi kesecekleri pek de belli olmuyor. Özetle siyasi olarak Türkiye halkını, davranışsal olarak en iyi tanımlayan ifade “…mış gibi”dir. Hiçbir şey değişmedi, siyasetçiler “mış gibi” yapmaya devam ediyorlar…
Ekonomik Olarak: Deprem bölgesi şantiye alanına döndü. Toki yöneticileri ve müteahhitler inşaat kapabilmek için attıkları siyasi taklalarla, taklacı güvercinleri geride bıraktı. İnşaat sektöründe korkunç paralar kazanan yeni zenginler ortaya çıktı. Bu zenginlerin başını, ne hikmetse Karadeniz Bölgesi müteahhitleri çekmektedir.
Ekonomik yardımda depremzedelerin payına konteyner, çadır, gıda vb. şeyler düştü. Ermeç Apartmanında 145 metre karelik evi bulunan kardeşimin evinin yerine inşa edilen binada paranın yarısını ödeme koşuluyla yeğenime 90 metre karelik bir daire düştü. İnşaat henüz bitmedi. Bütün ailesini 10 saniye içerisinde kaybeden yeğenim, üniversite öğrencisi burs dışında hiçbir geliri bulunmamaktadır. İlk aylar ziyaret eden siyasilerin vaat ettiği ekonomik yardımın hiçbiri yapılmadı. Üç ay sonra da artık hiç kimse arayıp sormadı. Hayatta tek başına kalan bir öğrenci, psikolojik tramvayı bir kenara bırakalım; nerede barınır ne yer ne içer nasıl yaşar devletin şefkatli(!) yöneticilerine sormak isterim.
Adalet Olarak: Ermeç Apartmanın tam karşısındaki marketin (101) kamerasından binanın 10 saniyede yıkıldığı görülüyor. Yani o az hasarlı raporu verilen dört katlı bina, toplam 10 saniye de yıkılarak 21 kişiyi hayattan koparmıştır. Traktör bayisi bulunan apartman sahibi, zemin katı traktör galerisi olarak kullanıyordu. Traktörleri içeri sığdırabilmek için kolanlardan bazılarını kestiği ilk bilirkişi raporunda ortaya çıktı. Ancak, bu rapora itiraz edildi ve yeniden bilirkişi tayin edildi. Bu bilirkişilerin raporu bir türlü gelmediği için duruşmalar sürekli ertelenmektedir.
Depremin yaşandığı 2023 yılı ve öncesinde yönetimde bulunanlar hakkında hiçbir dava açılmadı ve hiç kimse görevden alınmadı. Sadece bazıları, siyasi şemsiye altına alınıp seçim sonrası aday gösterilmeyerek farklı şekillerde ödüllendirildiler. Bir ülkede adalet siyasete teslim olmuşsa, deprem sürecinde olduğu gibi siyasi yöneticilerin yaptıkları yanına kar kalır.
Birince derece deprem kuşağı olan ülkemizde depremle, bir kentin neredeyse tamamı yıkılıyorsa o kentin yönetiminde sorumlu olan Vali, Belediye Başkanı ve diğer tüm yöneticiler suçlu değilse kim sorumlu? Enkazda can veren fakir fukara mı sorumlu? İmar izni veren, kat belirleyen inşaatı denetleyen fakir fukara mı? 2020 yılında Elâzığ’da yaşanan deprem sonrası Malatya’da hasar alan binaları denetleyip az hasarlı raporu verenlerin hiç mi suçu yok. Boşuna dememişler “geç gelen adalet, adalet değildir” diye.
Ahlaki Olarak: Deprem felaketiyle bu ülkenin ahlaksal çürümüşlüğün resmi ortaya çıktı. Enkazda kalanların mallarını çalanlar, yardım adı altında iyi insanların duygularını kullananlar; yalanı normalleştiren iki yüzlüler ve aşırı bencil olup sadece kendilerini düşünenler…Ahlaki olarak hangi kuruma bakarsanız bakın hep aynı ahlaksızlığın resmini görürsünüz. Değerlerin sıradanlaştırıldığı ve ahlaksızlığın normalleştirildiği bir zaman yaşanıyor. Depremin 10. günü Malatya Belediye Başkanı olan şahsın, Kutsal Kitabımıza dayandırarak “dinimizde yazıyor ahlaksızlık yapan toplumların üzerine Allah böyle felaketler gönderir” demesi ahlaksızlığın daniskasıdır. Yıllardır Malatya yönetiminde karar alıcı konumunda bulunan bu şahısın dinin arkasına saklanıp ölen garibanları suçlamasını siyaset ve adalet görmüyor mu?
Depremin üzerinden 3 yıl geçti. Değişen hiçbir şey yok tam tersine daha da kötüye gidiyor. Ve ateş düştüğü yeri yakıyor. Gerisi lafı güzaf…

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER