Son Dakika


“Neden bu kadar yorgunuz? Sabah uyanıyoruz, koşturmaca başlıyor; gün boyu yetişmeye çalışıyoruz ama sanki hiçbir şeye yetişemiyoruz. Sosyal medya, arkadaşlar, işler, dersler… Herkes bir adım öndeymiş gibi ve biz hep geride kalıyormuşuz hissi var. Modern hayatın görünmez ağırlığı da tam burada: yorulan aslında bedenimiz değil, zihnimiz. Hepimiz yoruluyoruz, ama bunu açıkça söyleyemiyoruz.”
Sürekli Koşturmaca Kültürü
Günlük hayat artık sanki hiç durmadan akıyor. Sabah uyanıyoruz, telefon elimizde; mesajlar, bildirimler, işler… Her şey üst üste geliyor ve yetişemiyormuşuz gibi hissediyoruz. Sosyal medya paylaşımları ve “başarılı olmalıyım” baskısı birleşince zihnimizde görünmez bir ağırlık oluşuyor. Durursak geride kalacakmışız gibi geliyor ama aslında sürekli koşturmak çoğu zaman sadece bizi yoruyor, verimimizi artırmıyor.
Bu tempo sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da tüketiyor. “Şunu da halletmeliyim” düşüncesi hiç bitmiyor ve kendimize küçük bir ara vermek bile suçluluk hissettiriyor. Oysa kısa bir kahve molası, bir arkadaş buluşması ya da sadece durup düşünmek bile enerjimizi toplamak için gerekli.
Özellikle gençler olarak üniversiteden iş hayatına geçerken bu baskıyı daha fazla hissediyoruz. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışırken, “geri kalıyorum” hissi peşimizi bırakmıyor. Günün sonunda yorgun oluyoruz ama yine de hiçbir şey tam yapılmamış gibi geliyor. Modern hayatın tuzağı tam da bu: sürekli hareket hâlinde olup aslında hiç dinlenememek.
Gençlerde Erken Tükenmişlik: Başarı Yarışının Görünmeyen Bedeli
Üniversiteden yeni mezun bir genç için hayat bazen bir yarış pistine dönüşüyor. Herkes bir adım önde, herkes bir yerlere yetişiyor ve biz daha yeni başlamışız gibi hissediyoruz. Bu sürekli kıyaslama ve “yetişme baskısı” fark etmeden zihinsel bir tükenmişlik yaratıyor. Dersler, stajlar, iş arayışları, aile beklentileri… Hepsi bir araya gelince nefes almak bile zorlaşıyor.
Erken tükenmişlik çoğu zaman normal bir “stres” gibi görülüyor ama aslında hem bedende hem de zihinde ciddi izler bırakabiliyor: uyku düzensizlikleri, sürekli yorgunluk, motivasyon kaybı, odaklanma sorunları… Gençler çoğu zaman birisi “iyi misin?” diye sorana kadar bu durumun farkına bile varmıyor.
Sosyal medya ise bu yükü daha da artırıyor. Her gün başkalarının başarılarını, hayatlarını görüyoruz ve “Ben neden yapamıyorum?” sorusu zihnimizde durmadan dönüyor. Başarıyı kendi hızımıza göre değil, başkalarının standartlarına göre ölçmeye çalışmak, erken tükenmişliği tetikleyen en görünür etkenlerden biri.
Ama bu döngüden çıkmak mümkün. Kendi sınırlarını fark etmek, küçük molalar vermek, sevdiğin bir hobiye zaman ayırmak ya da sosyal medyadan uzaklaşmak bile zihni rahatlatıyor. Gençlerin başarıyı sadece “hız ve görünürlük” üzerinden değil, kendi ritimlerinde tanımlamaları gerekiyor.
Modern hayatın hızlı temposu gençlerin omzunda görünmez bir yük bırakıyor. Fakat farkındalık, sınır koymak ve kendi hızını bulmak bu tükenmişlik çemberinden çıkmanın en gerçek yolu. Bazen en büyük başarı, sadece durup nefes alabilmekten geçiyor.
Sosyal Medya Rekabeti: Filtreli Hayatların Yarattığı Yorgunluk
Sosyal medya artık hayatımızın her anında. Sabah uyanır uyanmaz telefon ekranında karşımıza çıkan paylaşımlar; mutlu, başarılı, fit ve “her şeyi başarmış” görünen insanlar… İster istemez kendi hayatımızı bu görüntülerle kıyaslamaya başlıyoruz. Bu kıyaslama ise fark etmeden üzerimizde baskı oluşturuyor. “Ben neden böyle değilim?” sorusu bir noktadan sonra motivasyon değil, yorgunluk üretiyor.
Filtreli fotoğraflar, kusursuz videolar ve bitmeyen başarı hikâyeleri gençler üzerinde görünmez bir stres yaratıyor. Kendi hayatını yavaş ilerleyen ya da yeterince iyi olmayan bir çizgide hissetmek, erken tükenmişliğin önemli bir tetikleyicisi hâline geliyor. Sosyal medyanın sürekli dayattığı mükemmellik algısı ise hem zihinsel hem de ruhsal enerjiyi tüketiyor.
Bu kadar etkilemesinin nedeni basit: Her içerik bilinçaltımızda bir kıyaslama ölçütü bırakıyor. “Herkes yapıyor, ben neden yapamıyorum?” düşüncesi, gençlerde yetersizlik hissini artırıyor. Bu durum yalnızca motivasyonu düşürmekle kalmıyor; kaygı, stres ve sürekli yorgunluk gibi duyguları da beraberinde getiriyor.
Ama bu döngüyü kırmak mümkün. Sosyal medya kullanımını sınırlamak, takip edilen içerikleri bilinçli seçmek ve kendi başarı ölçütlerini belirlemek zihinsel sağlığı korumayı kolaylaştırıyor. Küçük bir dijital detoks, gerçek deneyimlere zaman ayırmak ve ekranlardan biraz uzaklaşmak bile yorgunluğu önemli ölçüde azaltıyor.
Geç Kalma Hissi: Hiçbir Şeye Yetişemiyormuş Gibi Yaşamak
Modern hayatın hızı sadece bedenimizi değil, zaman algımızı da etkiliyor. Gün başlıyor ve yapılacaklar listesi gözümüzün önünde uzayıp gidiyor. Ne yaparsak yapalım hiçbir şeye yetişemiyormuşuz gibi hissetmek, artık çok yaygın bir duygu. Dersler, işler, arkadaş buluşmaları, başarı hikâyeleri… Her şey üst üste bindiğinde sanki görünmez bir yarışın içindeymişiz gibi oluyoruz.
Bu his özellikle gençlerde daha yoğun. Üniversiteden çıkıp hayata adım atarken “herkes benden önde” düşüncesi zihni sürekli meşgul ediyor. Daha yolun en başındayken bile bir şeyleri kaçırıyormuş gibi hissetmek, hem motivasyonu azaltıyor hem de zihinsel yorgunluğu artırıyor.
Oysa bu “geç kalma” duygusu çoğu zaman bir algıdan ibaret. Gerçekle birebir örtüşmese bile beyin bunu gerçekmiş gibi yaşıyor ve stres üretiyor. Saatler yetmiyor gibi geliyor, planlar tıkanıyor ve kendimizi sürekli acil bir şey varmış gibi hissediyoruz. Bu durum hem zihinsel hem fiziksel yorgunluğu beraberinde getiriyor: uyku bozuklukları, enerji düşüklüğü, odaklanma sorunları…
Bu döngüyü kırmak ise farkındalıkla başlıyor. “Gerçekten geç mi kaldım, yoksa beynim mi böyle hissettiriyor?” diye sormak bile rahatlatıcı olabiliyor. Küçük molalar vermek, planları daha esnek tutmak ve kendi ritmini kabul etmek, bu duyguyu hafifletiyor. Ayrıca başkalarıyla kıyaslamayı bırakmak, zamanın bize ait olduğunu hatırlatıyor.
Duygusal Yorgunluk: Sürekli Güçlü Görünme Çabası
Yorgunluk sadece bedende ya da zihinde değil; duygularda da birikiyor. Özellikle gençler arasında “güçlü görünme” isteği çok yaygın. Üzgün olsak, yorulsak ya da kendimizi yetersiz hissetsek bile bunu çoğu zaman saklıyoruz. Çünkü dışarıya güçlü görünmezsek başarısız ya da eksik biri gibi algılanacağımızı düşünüyoruz.
Bu sürekli güçlü durma çabası ise fark etmeden duygusal enerjimizi tüketiyor. İçten içe her gün biraz daha yoruluyoruz ama kimse anlamıyor, çünkü maskemizi takmaya devam ediyoruz. Bastırılan duygular bir süre sonra küçük şeyleri bile büyütüyor; sabırsızlık, ani öfke ya da sebepsiz üzülmeler sıradan bir hâl alıyor.
Sosyal baskı ve sürekli kıyaslama da bu yorgunluğu artırıyor. Herkesin hayatının en parlak hâlini görüp kendi gerçekliğimizi onunla kıyaslamak bizi hem yoruyor hem de yalnızlaştırıyor. “Buradayım ama yetmiyorum” hissi gençlerde çok sık rastlanan bir duygu.
Bu döngüyü kırmak ise küçük adımlarla mümkün. Hisleri saklamadan paylaşmak, güvendiğimiz insanlarla konuşmak, kendimize karşı dürüst olmak ve duygusal sınırlar koymak bu yükü hafifletiyor. Küçük ritüeller, hobiler ve kendimize ayırdığımız zaman, duygusal yorgunluğu azaltmanın en etkili yollarından biri oluyor.
“Modern çağın ritmi hızlı, evet; ancak bu bitmek bilmeyen koşturmaca ve sosyal medyanın filtrelenmiş başarıları, bizi yorgun birer izleyiciye dönüştürmemeli. Zihnimizdeki bu görünmez ağırlık, ‘herkese yetişme’ illüzyonundan kaynaklanıyor. Oysa en büyük isyanımız ve belki de en önemli başarımız, hız kesip kendimize sormakta yatıyor: Gerçekten neye yetişmeye çalışıyorum? Unutmayın, bu yarışı durduracak tek kişi sizsiniz. Bazen en büyük zafer, sadece durup nefes alabilmektir.”
Zeynep AŞIK – İletişim ve Tasarımı Uzmanı
Etiketler: modern çağYorum yapabilmek için Giriş yapın.
BENZER HABERLER